metrika yandex

İstanbul Sözleşmesinin Alternatifini Yazalabilir misiniz? Tabii ki HAYIR, olur mu öyle şey!

11.08.2020
Ahmet Hakan ÇAKICI

İtiraz 4- Sözleşmenin Alternatifini Yazalabilir misiniz? Tabii ki HAYIR, olur mu öyle şey!

“İstanbul Sözleşmesine alternatifiniz var mı?” diyorlar.

Böyle bir metne bizim, alternatif metin yazma imkânımız yok. Bu mümkün değil! Diyoruz.

Şöyle ki:

İstanbul Sözleşmesi öncesinde de toplumlarda şiddeti engellemeye yönelik yasalar ve yaptırımlar vardı. Yani bu sözleşmeye kadar kadın veya LGBTTQ+ birini öldürmek ya da yaralamak serbest değildi. Bu anlamda Sözleşme şiddeti cezalandırmayı teklif ederek değil, şiddeti yeniden tanımlayarak yenilik(!) getiriyor. Şiddetin fiziksel, ekonomik, psikolojik ve sosyal boyutları olduğunu da iddia eden sözleşme, kadim dinlerin binlerce yıllık ahlak normlarını talep etmeyi hatta hatırlatılmasını dahi şiddet kapsamına alarak - bize göre- “ahlak” ve “erdem”e dair her tür beklentinin şiddet olarak tanımlandığı bir dinin toplumlara dayatılması olarak işlev görüyor.

Sözleşmenin mantığına göre yeryüzündeki tüm şiddetin sebebi özellikle erken dönemde doyurulmamış, baskılanmış cinsellik ihtiyacıdır[1]. Cinselliği baskılayıp kontrol altına almaya çalışırken şiddeti yaratan, aynı zamanda “ataerkil, patriyarkal, erkek egemen” düzeni de inşa eden, “normal”i heteronomativite (kadın erkek ilişkisi) üzerinden kurgulayan, bunlara dayalı bir dili üretip, ahlaki yaptırımlar üzerinden toplumu yönlendirmeye çalışan ve bunları “ahlak”, “erdem, “din”, “namus”, “şeref” vs. diyerek topluma dayatan Ahlak Erkeği yani “andropos”tur. (Andropos: Evliyalar, peygamberler)

Eğer Ahlak Erkeği tarafından üretilen “dil” kırılır ve cinsellikler/cinsel eğilimler önündeki engeller kaldırılır; ahlak, namus, şeref talebi ile diğer insanlara cinsel sınırlamalar koyan “Erkek Özne” ezilebilirse sorun kendiliğinden çözülecektir.

Bunu örneklemeler ile anlatmaya çalışayım.

Sözleşmenin Tanımladığı Bazı Şiddet Biçimleri:

  • Ahlak Erkeğinin(androposun, peygamberin) cinsel ilişkiyi, sadece kadın-erkek ilişkisini (heteroseksüellik) NORMAL olarak görerek sınırlaması ve LGBTTQ+ ilişkileri yasaklaması, bu tür ilişkileri norm dışı, anormal, ahlaksız tanımlaması ve gaylik, lezbiyenlik, transseksüellik gibi cinsellikleri ötekileştirmesi şiddettir. (Dikkat edilirse bu şiddet tanımından hiçbir cinsellik biçimi (çocuklarla, bebeklerle, hayvanlarla, eşya ile) istisna tutulamaz. Çünkü Ahlakı tanımlayan üst otoritenin olmadığı yerde herhangi bir eylem ahlaksızlık olarak tanımlanamıyor.)
  • Rayiç DİLDE kullanılan kelimeler, mantık ve ön kabuller ile serbest cinsel ilişkinin, LGBTTQ+ ilişkilerin, cinselliğin para kazanma aracı kılınmasının ya da bu tanımlamaların dışında kalan tanımlanmamış diğer eğilimlerin aşağılanıyor, dışlanıyor, ahlak dışı kabul ediliyor olması şiddettir. Dolayısı ile gay, lezbiyen, transseksüel, fahişe vs.yi ahlaksız, edepsiz olarak tanımlayan DİLİ yaymak da şiddettir.
  • Yeni nesilleri, “Ahlak Erkeğinin” (androposun, peygamberin) tanımladığı kadın erkek rollerini benimsemeye zorlayan ve LGBTTQ+ ilişkileri dışlayan bir dille yetiştiren ve onları kadın ya da erkek olmaya yönlendirerek eşcinsel, gay veya transseksüel olma fırsatlarını çalan(!) bir dille eğitmek de şiddettir. (Çocuğa kızım ya da oğlum diye hitap etmek şiddettir, gibi.)
  • Kadın, hangi yaş grubunda (18 yaşın altında kız çocukları kadındır) ve hangi ilişki/sorumluluk biçiminde olursa olsun (karı-koca, anne, çocuk, kardeş, torun, komşu vs.) cinsel faaliyetlerine hiç bir sınırlama konulamaz. Dilediği yaşta, dilediği konumda, dilediği ortamda, dilediği kişi ya da nesne ile mahremiyet, nikâh, ahlak, namus, gelenek sınırlamaları olmadan cinselliğini yaşayabilir. Bu konuda her türlü engel çıkaran, ayrımcılık üreten tanımlama, fiziksel ya da dille müdahale, psikolojik ya da ekonomik yönlendirme hatta surat asma, şiddettir. Bunların öğretilmesi nesillerden nesillere aktarılması şiddet döngüsünün devamını sağlar.
  • Evlilik ya da kan bağının getirdiği aile, mahrem, namus, vefa ve sadakat gibi Ahlak Erkeğinin tanımladığı sorumluluklar kadının cinsel hayatına konulmuş sınırlamalardır.  Dinsel, töresel, geleneksel, kan bağları ya da evlilik bağı ile kadının cinselliğinin sınırlanması şiddettir.
  • Kadının yaşının ve bekâretinin (iffet) cinsel sınırlama sebebi sayılması, şiddettir.
  • Kadını erkekle uyumlu olmaya zorlayan “çocuk baskısı” şiddettir. Çocuk, kadını, psikolojik olarak “çocuğuna baba” arayışına itiyor. Cinselliğin çocukla ilintilenerek sunulması yani “Aile yönlendirmesi” şiddettir. Bireyi, evlilik bağı adı altında tek bir kişiye mahkûm kılan “aile”, “evlilik”, “sadakat” merkezli anlayış şiddettir. (Örnekler daha çoğaltılabilir. Ancak anlamak isteyen için sanırım yeterlidir.)

 
Şiddetin Kaynağı: Sözleşme, bu konuda şiddeti üretenin Ahlak Erkeği (Andropos-Peygamberler) olduğunu düşünür. Ahlak erkeğinin iffet, namus, şeref, ırz adına kadına/LGBTTQ+ ve diğer cinsel eğilimlere koyduğu sınırlamalar şiddettir. Yine Ahlak Erkeğinin (andropos, peygamber) tanımladığı ahlak, namus, şeref, gelenek, örf, adet ve bunlara kaynaklık eden metinler (kutsal kitaplar) ve bütün bunların üzerine inşa edilmiş olan Toplumsal DİL şiddetin kaynağıdır.

İstanbul Sözleşmesinin Çözümü: Ahlak, namus, şeref, ırz, gelenek, örf, adet ve bunları gelecek nesillere taşıyan kaynakların  (dini metinler, kutsal kitaplar vs.nin)  kökünün kazınmasıdır. Eğitim, edebiyat, medya ve toplumsal dilden, “Serbest Cinselliği” kınayan, önüne engeller koyan ahlak, edep, hayâ, namus,  şeref, nikâh gibi erdemleri referans alan kelimelerin temizlenip gelecek nesillere intikalinin önlenmesi ve Ahlak Erkeğinin ezilerek toplumlar nezdinde küçük düşürülmesidir.[2]

Şimdi soralım: Bu tür şiddetleri çözmek için bizim teklifimiz ne?

İstanbul Sözleşmesine alternatif metin hazırlayabilmek için öncelikle ahlak, hayâ, edep, namus talebinin Şiddet olduğunu kabul etmek gerekir.

Sonra şiddetin temel kaynağını, vahşi kapitalizmin yeryüzünün tüm servetlerinin yarısını 6 kişide toplayarak neredeyse üç milyar insanı ISKARTA/ÇÖP pozisyonuna düşürmesinde, tarihin hiçbir döneminde görülmediği kadar çok insanın mülteci kamplarında yaşamaya zorlanmasında, vatanları yangın yerine döndürülerek geçim derdine düşürülmüş on milyonların yollarda telef olmasında, fakir zengin arasındaki durdurulamayan ve gittikçe daha büyük bir ivme ile açılan korkunç uçurumlarda değil de karısından, kızından, oğlundan AHLAK beklentisinde olan küçük erkeklerde görmeyi kabul etmemiz gerekir.

Yani Peygamberlerin tanımladığı Ahlak, Edep, Hayâ, Irz, Namus, Şeref, Mahrem gibi tüm tanımlamaların ŞİDDET üreten kelimeler olduğunu ve bütün bu erdemlerden kurtulmamız gerektiğini kabul etmemiz gerekir.

Yani toplu seks partisinden çıkabilecek toplumun ahlak ve erdem sahibi bir aileden çıkacak bir toplumdan daha güzel bir toplum olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Yani “ALLAH’ın”, karısının kızının seks hayatını kontrol etmek isteyen erkekler tarafından uydurulmuş bir sopa olduğunu kabul etmemiz ve hiçbir sınır tanımadan her türlü cinselliğin peşine düşmemiz gerekir.

Gerçekten Müslüman kalarak bunu kabul edebileceğimizi mi düşünüyorsunuz?      
 


[1] Bu konuda Michel Foucault, Deleuze ve Quattari, Judith Butler (Cinsellik Belası) okunabilir.

[2] Bu konunun detaylarına “Ahlak Sonrası Toplum: Queer Teori”  yazımızda

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş