metrika yandex

Bu bir kandil yazısı değildir... Müsadenizle

Ahmet Hakan ÇAKICI

22.02.2021

Eğer müsaade ederseniz bu konuda bir kaç kelime etmek istiyorum. Derdim bir fikri size kabul ettirmek değil. Bu nedenle “Kandiller var idi, yok idi” diye ayetler ve hadisler getirerek herhangi bir iddiayı ispatlamaya çalışmayı düşünmüyorum. Sadece bu konunun çok daha farklı perspektifleri ve boyutları olabileceğine işaret etmek istiyorum.


 

1- İmam Gazali Asr Suresinin ilk ayeti olan "Asra (zamana) and olsun ki; İnsanların çoğu hüsrandadırlar" ayetini "İnsanların çoğu vakitlerini-zamanlarını “hüsrana” giden yollarda harcarlar. Hayra tebdil edemez, onun peşinde koşamazlar" diye te'vil ediyor[1].
 

Bizim tecrübemiz de bu ayeti doğrular nitelikte: Toplumun büyük çoğunluğu -çok azı hariç- vakitlerini BOŞ işlerde harcamayı, ilgilerini, heva ve heveslerine yöneltmeyi, ömürlerini, şehvetlerinin yöneldiği alanlarda tüketmeyi tercih ediyorlar, kanaatindeyiz.

 

Bu bir vakıa, bunu kabul etmek lazım.
 

Bir ümran iddiamız var ise, - Eğer Resulüllahın hayatını olduğu gibi bu döneme taşımayı beceremeyeceksek, ki bunun mümkün olmadığı sanırım aşikardır- bu büyük çoğunluğun vakitlerinin büyük kısmını kendi dinimizin "aklı, ruhu, mantığı, sünneti çerçevesinde geliştireceğimiz “Bid’at”lerle (sonradan ortaya çıkmış adetlerle, amellerle) doldurmamız gerekir. Buna eskiler “bid’at-ı hasene” derler. (Güzel/hayırlı bid'at)
 

Kanaatimce bunun altında yatan mantık şudur: “HAYRA gidemeyeni ŞERDEN uzak tutmak, hayırdır.”
 

Eğer "Bana ne! Yine de onlar tüm bid’atlerden uzak dursunlar" dersek hiç bir kabın BOŞ kalamayacağı, boşluğun HAVA/HEVA ile doldurulacağı gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalırız. Ve bizim doldurmadığımız o yeri, “hakim” emperyalist kültürün bid’atlerinin gelip doldurduğunu çaresizlikle seyrederiz.

 

Öyle değil mi? TV, Cep Telefonu, Face, Whatsup, Instagram, halı saha, Cafe, balık tutma, fitness, vücut geliştirme, jogging, AVM, tatil, dışarda yemek vs. kapitalizmin getirdiği tüketim dininin bid’atleri değil mi? Bunları ‘bid’at mi hurafe mi’ diye tartışabiliyor muyuz? Kandil gecesi camide namaz kılmanın sakıncasını fark edip ona rezerv koyabiliyorken, kapitalizmin bid’atlerinin hayatımıza hiç çekincesiz girdiklerini fark edememek sorun değil mi? Bu bid’atler nelerin yerine, hangi boşlukların üzerine gelip oturdular, üzerinde düşünülmeyi hak etmiyorlar mı?  
 

Üstelik asıl sorun şurada ki, o emperyal bidatler kendi mantıklarını yani dinlerini de yanlarında getiriyorlar. Bize kendi dinlerinin hayat biçimlerini, düşünme biçimlerini, ilişki biçimlerini, değer ve değersizlik ölçülerini de dayatıyorlar.
 

Burada Modern İslamcı düşüncenin sorununun şu olduğunu düşünüyoruz: O “Geleneksel bid'atler gelmesin!” derken, boşluğu doldurabilecek hiçbir şey önermiyor. Önermediğini de fark edemiyor. Yani “boşluğun” farkında olduğuna dair bir işaret yok.
 

O bidatlerden kurtulursak saf altından mü'minlere dönüşeceğimizi vehmediyor.


 

Ardına bakıp örümcek adamların, Bentenlerin, stadyumların, K-POPçuların, tatillerin, cafelerin, TV'lerin, FACElerin, İnstagramların aslında Ali’namelerin, Hamza’namelerin, evliya menkıbelerinin, ilahilerin, mukabelelerin, zikirlerin, tekkelerin, komşulukların yerini doldurduğunu onların boşluğuna yerleştiklerini fark edemiyor. Camiden, namazdan, Kur’an tilaveti dinlemekten, zikirden, tespihten “bid’attir” diye kopardığı Müslümanı, TV başına evlilik programları seyretmeye gönderdiğini göremiyor.
 

Yani aslında Modern İslamcı Hareket, Emperyal kültür için ön Temizlik yaptığının henüz ayırdına varabilmiş değil, diye düşünüyoruz.


2- Kandil geceleri camiye gitmek, namaz kılmak, ilahiler okumak gibi eylemleri sırf bizim uygun gördüğümüz zamanda ve zeminde olmadığı için “Bid’at mi?” diye tartışan Müslümanların önemli bir kesiminde artık krediye faize, sekülerizme, liberalizme, kapitalizme, demokrasiye, Batılı aile ve toplum modeline itirazın kalmamış olduğunu hatırlatmak isterim.
 

Müslümanların kandil var mı yok mu, şefaat var mı yok mu, içtihad kapısı açık mı kapalı mı? gibi tartışmalara yönlendirilerek DÜNYADAN koparıldıklarını hatta sessizce İslam'la asla uyuşması düşünülemeyecek laiklikten LGBTQ'ya kadar pek çok unsurun savunucusu pozisyonuna getirildiklerini de fark etmek gerekir, diye düşünüyorum.

 

Burada Son Dönem Osmanlı Suriye’sinde Islahat Hareketleri isimli kitaptan, bir hatırlatma yapmak istiyorum: Eserde 1850-1900 yılları arasında Suriye’deki ilk Modernist İslamcı hareketler inceleniyor. Merkezinde Cemaleddin el Kasımi, Ahmed İbn Teymiye, Abdülkadir ez Cezayiri gibi dönemin isimlerinin bulunduğu ortamın tartışılan konuları kitapta şöyle sıralanıyor (Aklımda kaldığı kadarı ile):
 

- Şefaat var mı, yok mu?

- İçtihad kapısı açık mı, kapalı mı?

- Kur’an abdestsiz tutulur mu, tutulamaz mı?

- Ölülere dua edilir mi, edilemez mi?

- Türbeler şirk mi, değil mi?

- Mezarlarda kuran okunur mu, okunmaz mı?

- Devran ile zikir olur mu, olmaz mı?

- Kandiller var mı yok mu?
 

Bu dönemin üzerinden 150 sene geçmiş, 150 sene. Bu arada ortada İslam Devleti kalmamış, Şeriat kaldırılmış, Şeriatten geri kalan tüm kanunlar aşama aşama anayasalardan kazınmış, ülkeler Batılı hegemonyaya hem kültürel hem siyasi hem de ekonomik olarak teslim olmuşlar. Ama hala biz bu konular üzerinde tartışıyoruz.

Hala bu konular sürekli gündemimize getiriliyor ve orada tutuluyor.

 

Sizce bu normal mi?

 

Bizi bu konularla oyalayanlar bizi gerçek dünyadan koparıyor, çevremizde olup bitenleri anlamamızı engelliyor, Müslüman enerjiyi boş bir zemine boşaltıyor, Müslüman aklı bloke ediyor ve Müslümanları bu konular üzerinden parçalıyor/düşmanlaştırıyor olmasın?

 

3- Mitolojik anlatılar toplumların “KAHRAMAN” ihtiyacını yani “kendine güvenme” ihtiyacını karşılar. Özellikle çocuklar bu konuda kesinlikle ihmal edilmemelidir[2].

Mesela:

Ali’namelerde, Hz Ali'nin (ra) derisine ok girmezdi, kılıç saplanmazdı, bakınca dağların ardını görürdü, Hayberin dökme demir kapısını bir tekmede yerinden sökmüş ve eline alıp kalkan olarak kullanmış, yüz kişiyi tek başına dağıtmıştı.
 

Bunlar bid’attir, hurafedir, uydurmadır; çocuklara anlatılmaz, dediler.


Sonra Süpermen, Batman çıktı: Onlara da kurşun işlemiyor, bıçak kesmiyor, koca binaları gözleri ile eritiyor, dağların ardını duyuyor, tek başlarına 100 kişiyi dövebiliyorlardı.


Ama onlar bid’at ya da hurafe değillerdi. Onlar sadece çocuk filimleri idi. Bir sakıncası yoktu yani.

 

Hz Ali, yere yatırıp kafasını kesmek üzere olduğu müşrik, suratına tükürünce elindeki kılıcı bırakıyor ve "İşin içine nefsim girdi. Allah rızasının içine nefis karışmamalı. Artık seni öldüremem" diyerek bize salih amelin içine kişisel tatminlerin (ekonomik, sosyolojik, psikolojik) girmemesi gerektiğini öğütlüyordu.

 

Süperman ve Örümcek adam ise "banka soyguncuları" ile sürekli savaşıyor, bilinç altımıza, bankaların masum yapılar olduğunu, bankaları soyanların haydut olduklarını iteliyorlardı.


Şimdi çocuklarımız ne Hz Ali ne de Hz Hamza kıyafeti giymek istiyorlar: Onlar Örümcek Adam, Süpermen kıyafetleri ile dolaşıyor ve bankacı olmak için can atıyorlar.

 

Ahmet H. ÇAKICI

Recep 1442 / ALANYA

 

 

[1] İmama Gazali, Kalplerin Keşfi, s:

[2] Bu bölüm daha önceki bir yazımızdan alıntılanmıştır.

Yorum Ekle
Yorumlar (4)
Fatih Düzen | 24.02.2021 05:22
İmam-ı Gazali (rahimehullâh) hazretleri buyuruyor ki: Ahiret yolcusunun, ibadetle ihya edilmesi kuvvetle müstehab olan mübarek geceleri boş geçirmesi uygun değildir; çünkü bunlar hayır mevsimleri ve kârı bol olan gecelerdir. Kazançlı mevsimleri ihmal eden tüccar, bir kâr sağlayamadığı gibi, mübarek geceleri gafletle geçiren ahiret yolcusu da maksada ulaşamaz. (İhya) hadis-i şerif meali: (Şabanın 15. gecesini (beraat kandili gecesi) ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) (İbni Mace rahimehullâh) İnanarak ve sevabını Allâh’tan umarak Kadir gecesini ihya eden kimsenin de geçmiş günahları bağışlanır. (Buhârî, rahimehullâh / Fadlü leyleti’l-kadr, 1) Âyet ile sabit Allâhü Teâlâ'nın kendilerinden razı olduğu sahabelerden Abdullah b. Ravaha, Ka’b. Züheyr, Hassan b. Sabit gibi şair sahabiler O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu (doğum, fazilet, şecaat gibi) yönlerini anlatır, O’na tazimde bulunurlardı. İnşad edilen şiirler, dinleyiciler üzerinde azim tesirler uyandırır, sahabenin Allah Resulü’ne ittibaı güç kazanır/Efendimizin duasını alırlardı. (Sallallâhu aleyhi ve sellem) Sonraki yüzyıllarda gelen Âlim, müellif ve şairler de mevlid ihtifallerinde mevcut geleneği devam ettirdiler. Maddi imkanı yerinde olanlar Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’nün doğum gününde insanlara ikramda bulundular. İslam, “Dinde asıl olan mubahlıktır.” kaidesini vaz ederek değişim alanına giren konuları nasslara aykırı olmama şartıyla meşru addeder. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve selem) Müslim’in rivayet ettiği hadiste şöyle buyurmaktadır: “Kim İslam’da güzel bir çığır (sünneten haseneten) açar da, kendisinden sonra onunla amel edilirse, o kimseye bu çığırla amel edenlerin ecri kadar sevap yazılır, hiç birinin ecrinden de bir şey eksilmez... Müslümanların belli münasebetler çerçevesinde idrak ettikleri hicri yılbaşı, İsra-Miraç, Mekke’nin Fethi, Bedir Gazvesi, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’nün mevlidi gibi ihtifaller “sünnetün hasenetün” bağlamında değerlendirilir. Çünkü bunlar netice itibariyle maslahattırlar. Bu ihtifallerdeki anma ve anlama ameliyeleri ile müminlerin yürekleri yeniden var olur. Kur’an-ı Kerim okuma, ayetleri tefekkür, tezekkür gibi ameliyeler daha yoğun bir şekilde yapılır. Mevlid ve ona benzeyen ihtifaller dinin özüne dahil birer unsur olarak algılanmadığından bidat kapsamına da girmezler / faziletli/hayrlı amellerdir. Çünkü hayrlı âdettirler. Âdet dinin esasına dahil olmadığından terki durumunda bir şey gerekmez. Dinin esasını teşkil eden unsurlardan biri terk edildiğinde ise mükellefler günahkar olur. Kur’an-ı Kerim Müslümanlara İslam’ın ulvi değerleriyle meşru ölçüler çerçevesinde sevinmeyi tavsiye3 etmektedir: “De ki: ‘Allah’ın lütuf ve rahmetiyle; yalnız bunlarla sevinsinler.” Allah Teala müminlere “rahmet”le sevinmelerini emretmektedir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), şu ayetin delalet ettiği gibi bizzat rahmettir: “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” Nitekim İbn Abbas “rahmet” kelimesini Muhammed Mustafa olarak tefsir etmiştir. Müminler Allah Resulü’nün varlığıyla her dem mesrur olur. Mevlid/Kandiller İslam coğrafyasında uygulanan alimlerin güzel gördüğü, halkın benimsediği bir gelenektir. “Müslümanların güzel telakki ettiği Allah katında güzel, çirkin addettikleri ise çirkindir.” Her pazartesi Ebu Leheb’in azabı Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’nün doğum müjdesi kendinse verildiğinde cariyesi Süveybe’yi azad etmesinden dolayı hafifler. Muhammed b. Nasıruddin ed-Dimeşki şöyle demektedir: Kur’an’ın elleri kurusun diye zemmettiği ebedi cehennemlik o kafir; Ahmed’in doğumuna sevindi diye pazartesi günleri daha az azab görür. Ömür boyu Ahmed’le sevinen ve muvahhit olarak ölenin hali ise bir düşün nasıl olur. Hadis’i şerife göre Süveybe’yi azad ettiğinden dolayı Ebû Leheb’in azabı hafifleyecekse viladetle sevinen Müslümanların sevap kazanmaları evleviyetle mümkündür. Suyutî, “mevlid ihtifallerinin esasını teşkil eden, toplanıp Kur’an-ı Kerim okumak, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’nün dünyaya gelmesi ve doğumu ile yeryüzünde meydana gelen harikuladeliklerle ilgili rivayetleri nakletmek ve sonrasında hazırlanan sofralarda ikram edilen yemekleri yiyip dağılmak, program sahibinin sevap kazanmasını sağlayan hayırlı ameliyeler cümlesindendir.” demektedir. Çünkü mevlidin/kandillerin gayesi Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’ne ta’zimde bulunmak ve doğumu sebebiyle oluşan mutluluğu açığa vurmak/istiğfar/duâ etmektir. Dipnotlar/Kaynaklar: [1] Resâil fî Hükmi’l-İhtifâl bi’l-Mevlid, (İki cild halinde tab’ edilen eserde 7 risale vardır.) Riyad, 1997. [2] Hud(11): 120. [3] Muhammed Zahid Kevserî, Makâlâtu’l-Kevserî, Kahire, ty., s. 365. [4] Kevserî, a.g.e., s. 363-69. [7] Müslim, Akdiye, 8. [8] Müslim, Cumua, 13. [9] Ebû İshak İbrahim eş-Şâtıbî, el-İ’tisam, Beyrut, 1997, I, 24. Said Ramazan el-Butî, “Leyse Küllü cedidin Bida”, s. 150. [11] Müslim, Zekât, 20; İlim, 6; Ahmed, Müsned, V, 357. [12] Müslim, Zekât, 20; İlim, 6; Ahmed, Müsned, V, 357. [15] Buharî, Savm, 69; Müslim, Sıyam, 19. [16] el-Mutîî, a.g.e., s. 48. [17] Müslim, Sıyam, 1162. [18] Yunus Sûresi(10): 58. [19] Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensur, III, 308. [20] İbn Mesud’a ait mevkuf hadis için bkz. Hakîm, Müstedrek, III, 78, hadis. NO: 4465. (İktibas) İmam-ı Gazali (rahimehullâh) hazretleri buyuruyor ki: Ahiret yolcusunun, ibadetle ihya edilmesi kuvvetle müstehab olan mübarek geceleri boş geçirmesi uygun değildir; çünkü bunlar hayır mevsimleri ve kârı bol olan gecelerdir. Kazançlı mevsimleri ihmal eden tüccar, bir kâr sağlayamadığı gibi, mübarek geceleri gafletle geçiren ahiret yolcusu da maksada ulaşamaz. (İhya) hadis-i şerif meali: (Şabanın 15. gecesini (beraat kandili gecesi) ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) (İbni Mace rahimehullâh) İnanarak ve sevabını Allâh’tan umarak Kadir gecesini ihya eden kimsenin de geçmiş günahları bağışlanır. (Buhârî, rahimehullâh / Fadlü leyleti’l-kadr, 1)
hakan poyraz | 23.02.2021 21:24
Bizler inancımızda biliriz ki "Her yaşam biçimi bir din, her din bir yaşam biçimidir" buradan hareketle bize sunulan her ne var ise kendi dinlerinin propagandasından başka bir şey değil, Belirttiğiniz gibi süpermen, batman vs. süper güçler ile kendi yaşam biçimlerinde/dinlerinde önem arz eden/değer verilenler ile kendi dinlerini bize pazarlayarak, kendi dinlerindeki/yaşam biçimlerindeki normalleri bize normal kılmak istediler ve bir anlamda başardılar. Bu konudaki değerlendirmelerinize katılmamak elde değil lakin bir yandan Kuran da anlatılan, Hz.Rasul ile hayat bulan, İnsanlara kurtuluş retecesi sunan İSLAM DİNİNİN, İslam da olmayan bidatleri modern dinin dayatmalarından kurtulmak için kabul etmek, görmezden gelmek de kabul edilecek bir şey değil diye düşünüyorum. Çünkü bunu kabul etmek/bidatler ile İslamı anlamaya/yaşamaya çalışmak da bizi Kuran İslamına götürmeyecek, kendi kendimizi kandırmış olup, duygusal tatminden başka bir şey ifade etmeyecektir.
Ismail akif | 23.02.2021 14:31
Yazı güzel kaleminize sağlık fakat yazı da modern islami hareket ya da düşünce dediğiniz kesim her kimse merhamet gösterdıginiz bidat ehli kadar asgari bir merhameti esirgemişsiniz ne yazık ki...
Ahmet Gürbüz | 22.02.2021 18:36
Çok farklı bir yerden konuyu çok güzel irdelemissiniz. Tebrikler, teşekkürler.