metrika yandex

AH! "SİGARA KÜLÜ KADAR…"

18.12.2020
Mustafa AKMEŞE

üzerimizde taşıdığımız görülen neyimiz varsa muhataplarına gönderilen ilk mesajdır.
öyledir bu. insanız ve etkiler, etkileniriz
yakışıklı bir erkek veya güzel bir kadın işte bilirsiniz.
ilk elden seçilir, göze gelir ve dikkati üzerine çevirirler.
ne bileyim, arabanız, eviniz, giyilen marka değeri olan elbiseler,
evet evet
kolumuzdaki sallanan
marka olan çanta, saatlerimiz
izleyenlere
ilk gönderilen, servis edilen cv’mizdir sanki...
çevreye verilen" tavsiye mektubumuz" diyelim  

beğenilmek, takdir görmek, ilgi çekmek işte
niye öyle yaparız ki?
sadece başları çevirmek için mi bunca takıp takıştırmak
veya kıyıda köşede konuşulan
biri olmak için mi?
böylesine bir yorgunluk niye?
bitmek bilmez çalışma, gayret veya
böylesi bir ben burdayım işte diye zıplamak!
sadece etraftakilere "Vay! şuna bak"
dedirtmek için mi?
yoksa..!
etrafımızı kalabalık tutmak için
olabilir mi?

hey dost, etrafa gönderdiğin cv bir zarflıktır ve
açıldığı vakit
içindeki ortaya saçılınca
tanış olunca yani,
cilalanmış olan dökülünce
vitrinin arka kısmının bomboş olduğu farkedilince

hakikat belli olur.
bir sayfalık kağıtlık cv gibi yırtılır atılır
ya insan.!.
bir kumandanın düğmesine basımlık kadar uzaktasınızdır.
basarlar ve
zaplanırsınız. o kadar..

o zaman şöyle diyelim ki anlaşılır olsun;
en korktuğunuz şey nedir? diye sorunca insanlara,
ekonomi, işsizlik, sağlık, terör vs diye
yaşadığımız zamana, coğrafyaya, kültürel ve sosyal konumu göre çok çeşit cevap alırsınız.
bu korkular yaşanan anın insan üzerindeki etkilerinin dışa vurumudur sonuçta.

bembeyaz saçlarına aynada baktı,
parmaklarıyla seyrekleşen saçlarını düzeltti  başını şöyle arkaya atışı vardı ki!
genç olduğu günleri hatırlattı.
sigarasını uzun uzun çekti ve bir şeyler mırıldandı.
gençliğinde söylediği şarkılardan biriydi.
"hep sen mi ağladın, hep sen mi yandın?
ben de gülemedim; yalan dünyada
sen beni gönlümce mutlu mu sandın?
ömrümü boş yere çalan dünyada
ah, yalan dünyada, yalan dünyada
yalandan yüzüme gülen dünyada"

o ara solgun yüzüne belli belirsiz can! gelmişti  

sonra hüzün simasını kuşattı
yavaşça yürüdü, gün boyu oturduğu pencerenin yanına geçti ve
sokağı seyretmeye başladı
birisi gelecekte onu gözlüyordu sanki
öylece baktı durdu!. kaç saat geçti bilinmez.
sayılacak zamanı yoktu, yetişecek bir yer olmayınca,
sonra birden kulak kabartı, heyecanlandı
çalınan kapı mı! yoksa ne diyerek
hızlıca diz ağrılarına aldırmadan kapıya yöneldi, açtı,
emin olmak için
başını kapıdan uzatarak  "kim o" diye seslendi.
gün boyunca defalarca yaptığı gelgitlerden biriydi işte,
kimsecikler yoktu

sonra bir şeyler söylendi ve tekrar pencerenin önüne oturmak için ayağını sürüyerek gitti.
dört duvarı kuşatan sadece
ölümüne sessizlikti işte

“senin hatıran kadar yalancı,
senin hatıran kadar allah ve şeytan işi
yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık’’

diyordu sezai karakoç “mona roza’’ şiirinde.

hayatlarımız
yakılan ve içilen bir sigara sanki,
tiryakinin dudaklarında keyif veren sonra
sigara külü kadar değersiz ve bir o kadar
yalnızlık kuşatır ruhları, bedenleri.

"yalnızlık" bilir misiniz dost,
 insanın en kadim korkusudur.

yaşarsınız işte. güzel olmak, alımlı ve başarılı. çalışkan,
işaret edilen olmaktan bahsediyorum.
bütün koşturmaların bir tarafındaki sebep;
hep bir yerlerde saklı duran
belki de
kendimizden bile gizlediğimiz
korkumuzdur "yalnızlık…"

yalnız kalmak, bir başına geceler boyu evde tek yatmak
sabahları kırılan yumurtaya bir başınıza sıcak somunu basmak,
ne bileyim uzun kış gecelerinde yalnız çayını yudumlamak
“bir nefes kalmak’’ var ya dost!
bir nefes, onu derim.
kariyer  basamakları çıkmak için kitapların arasına gömülseniz de
açılan tv, sosyal mecrada gezinseniz de
kalabalıklar içerisinde
modern insanın yalnızlığına çare olmaz dost.
örtmez işte yalnızlığını...

hele bir de
ihtiyarlık gelip çatmışsa eğer
pencere önlerinde
hatıra mı yoksa hayaller mi bilinmez
karma karışık duygularla  
avunmak var ya!

"yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık"

ey yolcu

birgün
elinden alınacak olanlar için
"sefere" çıkma
sonra
yapayalnız kalırsın...
“cv’’ni  diyorum
yazıyoruz ya!

"ben batan ve batacak olanı sevmem" de
yürü!
bildin sen!


Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Ali varol | 25.12.2020 19:02
Yuregine sağlık mustafa bey