metrika yandex
  • $32.53
  • 34.82
  • GA17260
Düşünce

Aksa Tufanı İnsanlığın Tükenişini Gösterdi…

ABDULAZİZ TANTİK
17.05.2024

 

 

Aksa Tufanı ile başlayan süreçte tükenen insanlığın açık bir şekilde tükenişini izlerken bulduk kendimizi…

Sürekli, dünyaya takılı kalan, yaşama tutunma arzusunu her türlü yöntem ve propaganda ile süreklileştiren bu dünya insanı bir sığıntı hale getirdi. Yaşama tutunma ile yaşamanın kendisi arasındaki o derin uçurumu anlamadan insanın niye tükendiğini ve kendini yokluğa tevdi ederken herhangi bir acı yaşamadığını da anlayamaz!

Egosu şişirilmiş insanın sürekli kendi egosunu tatmin arayışı, egonun kendi içinde bir tükenişe sürüklenmesini sağlarken, şartlar eğilimli bir karakter ile de kendi egosunun başkası tarafından inşa edilmesine kapı aralamaktadır. Dünyayı tek yaşam merkezi olarak kabul eden bu bakış, dünyanın dışında bir başka yaşam alanı aramakla aslında yaşamı kutsallaştırırken insanı kendi tahtından indirdiğinin farkındalığına da sahip olamamaktadır. Modern düşünce, modern kültür üzerinden modern yaşam ile insan zihnini abluka altına almıştır. Muhalif bütün bakışları ve yaklaşımları olumsuzlayarak geri püskürtmekte ve kendi dışındaki bir bilgi ve bakışı ise yanlışlamaktan öte ötekileştirerek modernliğin ruhu ile uyumlu bir tepkiyi sıradanlaştırmaktadır.

 

Bu yüzden birbirine benzeyen ve her benzeşme gibi süreklileşen bu benzerliğin ürettiği can sıkıntısını da hesaba kattığımızda insanın asla normal zamanda yapması beklenmeyen birçok şeyi bu can sıkıntısı ile birlikte normale dönüştürdüğü ve yapmaya başladığı açık bir şekilde gözlemlenmektedir. LGBT-İ gibi formülasyonların bu kadar revaçta olabileceği düşünülemezdi. Neredeyse modern kültür dışında kalan bütün kültürlerin en çirkin ve kötü bir eylem olarak kabul ettiği ve ahlaki kriterlerdeki en olumsuz ve asla yaklaşılmaması gereken bir eylemi, neredeyse kutsal bir eyleme dönüştürülmesi ve özgürleşmenin biricik ilkesi haline getirilmesi üzerine derinlikli bir düşünce şart olmuştur.

Zinanın serbest ve evlenmenin yasak olduğu bir iklim düşünülebilinir miydi? Asla! Ama bugün kadın erkek birlikteliğini gönüllülük esasına bağlayarak zina meşrulaştırılmaktadır. Ama ikinci eş olarak bir kadını resmi zeminde evlenmek ve onun sorumluluğunu üstlenmek ise yasaktır. Gençler yaş yüzünden yasal evlilik yapamazlar, ama arkadaşlık sırasında cinsel birliktelikleri kabul edilebilinmektedir. Yardımcı olmak yerine çalmak, hırsızlık yapmanın bu kadar öne çıkacağı beklenmezdi, ama oldu. Yakalanmadığın sürece hırsızlık yapmak, devlet malını çalmak ise tam bir kahramanlık hikâyesi olarak ortamda anlatılır oldu. Hadi bütün bunları bir tarafa bırakalım; yanında birine şiddet uygulandığında bile videosunu çekmekle yetinen bir nesil öne çıkmaya başladı. Ulu orta bir kadını dövdüğünde bir erkek, gündem olabilmekte, ama erkek erkeği dövdüğünde veya yaraladığında habere bile konu olmayacak kadar önemsizleşmektedir. Arada üçüncü sayfa haberi olarak yer alsa da gündemleşecek kadar önemli görülmemektedir. Hırsızlık, sarkıntılık, kadın kaçırma, adam kaçırma, soygun yapma vesaire gibi şiddeti de içeren olaylara karşı büyük bir duyarsızlık üretilmektedir. Herkes kendisini korumayla yükümlü görmekte, yanındakini saran şiddetin bir adım sonra kendisini sarabileceğini idrak edememektedir.

Yukarıda ifade etmeye çalıştığım olgular, süreç içinde toplumsal yapı içinde görmezlikten gelinen ve bireysel korunmayı önceleyen bir yaklaşım olarak kabule mazhar olmaktadır. Ama bir katliam, bir soykırım, bir kitleyi, milyonları açlıkla karşı karşıya bırakma… Çocuk, kadın, hamile kadınların bilerek öldürülmesi, hedef gözetilerek vurulması… Sivillerin meşru bir sebep olmadan öldürülmeleri, yaşamayı kolaylaştıracak her şeyi, suyu, ekmeği, tahılı, sütü, yoğurdu, eti, vesaire yok ederek açlık ile öldürme girişimini gözleri önünde seyreden milyarlar kendi sessizliği içinde boğulmaktadırlar.

Kurucu sistemin, uluslar arası hukukun ve evrensel yasaların hepsinin yerle yeksan edildiği bir zaman diliminde insanlığın ayakta kalabileceğini düşünmek büyük bir hamakat örneği olarak önümüze dikilmektedir. İktidarların bu soykırıma sessiz kalmaları bir tarafa, bu soykırıma yönelik tepkileri şiddet ile bastırma çabaları insanlığın tükenişinin en acı sayfasını, safhasını işaret eder. İslam ülkelerinin iktidarlarının ve güç erklerinin kendi kardeşlerinin katledilmesine seyirci kalmalarını, bunu güçsüzlükleri ile açıklamaları ise başlı başına bir engel olarak önümüzde durmaktadır. Gücü maddi zemin üzerinden okuyan bu iktidar erklerinin Kuran gibi temel vahiy kitabını hiç okumamış gibi durmaları manidardır.

Müslüman halkların kahır ekseriyetinin sessizliğini koruması, kendilerinin bu soykırıma maruz kalmamalarını sağlayacak iktidarlara sesini çıkarmaması ise açıklanabilecek bir durum değildir. Müslüman, bir müslüman olarak kardeşi taammüden öldürülürken seyirci kalamaz! Hiçbir şey yapmıyorsa, onu öldürenlere karşı her türlü nefreti kusarlar, onların hiçbir şeylerini kullanmazlar, ticaretini keserler, her türlü iletişimi de bitirirler, ta ki bu soykırım durdurulsun… Ama asıl sorumluluk ise; her türlü sonucu göze alarak ve Allah’a sığınarak o kardeşlerinin yardımına koşmasıdır ki bu onu müslüman kılar…

Ezcümle; Müslümanlık, şartlarla bağımlı bir olgu değildir. Bilakis, şartları inşa eden bir olgusallığı taşır. O yüzden müslüman şartları mazeret gösteremez! Bir şekilde bu soykırıma yönelik tepkiselliğini göstermeli ve diğer müslüman kardeşleri ile birlikte bu soykırımın durdurulmasını sağlamak için elinden gelenin fazlasını yapmakla yükümlüdür.

Gel gör ki ne iktidarlar, ne müslüman halk bu sorumluluğunu yerine getirme konusunda yeterli bir dirayete sahip değildir. Bir iki ciddi destek olmakla birlikte bu sonucu değiştirmeye matuf bir sonuç doğurmamaktadır. Yemen ve Hizbullah’ın Lübnan özelinde yaptığı katkı kendileri açısından önemli olmakla birlikte sonuç üretme noktasında yeterliliğini göstermemektedir.

Her ülke, her iktidar, her topluluk, her fert bu soykırım karşısında bir sorumluluk payesine sahiptir. Muhakkak Allah’a bu konuda hesap verilecektir. Ona göre hareket etmek bir zorunluluktur.

Modern düşüncenin tahakkümünden kurtulmadan bu konuda sağlıklı bir bakış ve yaklaşım geliştirmenin mümkün olmadığını ise bu son Aksa Tufanı da yeniden hatırlatıcı oldu. Batıda bu soykırıma yönelik gösterilen tepkiler ise o kişilerin kendi vicdanlı tutumlarının bir aynasıdır. Bu tepkilerin modern düşünce ve onun bağlamı ile bir ilişkisi yoktur. Vicdan sahibi bir avuç insan, her türlü şiddeti dikkate alarak yapılması gerekeni yapmaya çalışan güzel yürekli insanlardır. O yüzden sevilmektedirler. Umarım hepsi iman ile tanışır ve Allah katında kurtuluşa mazhar olurlar. Zaten bu onlar için en büyük mükâfat olacaktır. Süreç bunu bize işaret etmektedir.

Korkmadan zalimin karşısında duracak irade sahibi, fertler, topluluklar ve kurumlar ile egemen erkler aranmaktadır. Yoksa insanlığın tükendiği bir zamanı geride bırakarak insan sonrası döneme geçiş yaptığımız vaki olur.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş