metrika yandex

57607144864

27.08.2020
Mustafa AKMEŞE

yabancı filmlerinde sık söylenen,
ve çoğumuzun da hoşuna giden
bugünlerde zaman zaman çevremizde de duyduğumuz
bir replik vardır,
hani,
devlet görevlisi
vatandaşına haksızlık yapmış
veya bir taşkınlık olmuştur,
ilgili kişi şöyle doğrulur gururla
bana  bunu nasıl yaparsın pozları takınır
biraz da efelenerek;

“ben askerliğini yapmış, vergisini veren vatandaşım”
der ya!

seçmenim diyor yani, vergi numaram var
ve dahi nüfüs numaram kapu gibi kayıtlı
bak, sor merkeze...
falan.

kişi kendine yapılan ihlalin yanlışlığını
izah ederken
devletin verdiği numarayı sayıklar
vatandaş olduğunu söyler ve hak talep eder.
çok ilginç!
öyle değil mi?
ben şu numaralı vergi sahibi,
nüfüs no'su olan, askerliğini yaparak
ülkesine vefa borcunu ödeyen biri olarak
bana böyle davranamazsınız diyor.
Öyle...

hadi bir nefeslenelim dostlar,
çok zor
nereden tutsanız dökülüyor.

her an değişime uğrayan
insan duygu ve hayatlarını karmakarışık eden
öylece akıp giden ve hiç bir sabitesi olmayan zamanlardır yaşanan günler.
ilgili olanlar bu hale
"akışkan modernizm" diyorlar,

insan gibi
mahlukatın en şereflisi ve özeli olan varlık
kendisine yapılan ve yapılabilecek bir hak ihlalini,
durun orda!
ben insanım demiyor,
diyemiyor ve

kendi kulağına fısıldanan
ve sokak caddeye verilen numaralar gibi
devletlerin
üzerine çaktığı sayıları söyleyerek karşı çıkıyor.

yaşanan zamanlarda
onur sahibi,
izzet sahibi olmanın
insanların üzerine çakılmış kimliklerden,
sayılardan çok daha farklı anlamları olduğunu unuttuk mu ne?

üzerine asılan
tabealayı sahiplenince
ah!
ölümleri, doğumları, sürgünleri, göçleri hastalıkları, şiddete maruz kalmaları vs.
istatistik hesapların konusu haline geliverir ya insan,
modern devletler için insan
kendi vatandaşını  
envanterinde mal hesabı gibi görüyor...
yaşlıları
üretmediği ve tükettiği için tedavülden bir an önce kalkması gereken varlıktır işte...
devletlerin kendi dışındaki ülke insanına nasıl baktığını görüyor, yaşıyoruz...
envanterinde kayıtı yok ya!
hesapsız harca gitsin...
hafazanallah…

vatandaştır, yerlidir, türk, kürt, laz
göçmendir, mültecidir, bölgesel, yerel yabancı vs diyerek numaralandırılan
her bir kişi
sonuçta insandır ve
allah'ın arzdaki halifesi olmaya adaydır.
ve her şeyden öte
insan olarak onurlu ve izzetli davranılmaya layıktır.
kendine ait sevdaları olan, korkuları olan,
acıları kendine özel , biricik olandır
insan,
bilmez misiniz,
“öldürülüşü haksız yere
bütün insanlığın öldürülmesi gibidir."

rengi, kavmi, inancı ne olursa olsun
hangi kimlik no'ya, hangi pasaport rengi olursa olsun,
insandır ve doğuştan allah ona bu ünvanı vermiş,
dediğim bu
insan olmak için kimliğe ihtiyaç yoksa eğer
"mazlumun kimliği olur mu hiç! "
insan işte…

ey yolcu

tamam, inan ki hiç önemi yok
pasaport, ülke, kavim, teninin rengi veya
tanınan kişi olman
düşmesin, saçılmasın adın ortalık yerlere,
bir küçük mahalle mescidinde
sessiz ve habersiz kalksın musalladan cansız bedenin.

neye tohum olduğun,
hangi
büyük değişimin yolunda
bir nefes olduğun sorulur zamanı gelince...
ve gök ehlinin ismini hayırla andığı gün kurtulduğun gündür…

ey yolcu,

sen insansın ve allah'ın arzda kendine seçtiğisin.
özelsin, biriciksin...

onur ve izzet
kendin ve başkası için
yaradılış
hikayen de vardır...
arama boşuna başka
kimlik no’larında...
yorulur,
vakit kaybeder,

yoldan çıkarsın….

 


Not ;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Orhan

27.08.2020

Son zamanlarin klinik haline gelmis hastaligini ne guzelde ifade etmişin abi yuregine kalemine saglik...