metrika yandex

13 Kasım İstiklâl Caddesi Saldırısı

Süleyman ARSLANTAŞ

16.11.2022

13 Kasım 2022'de İstanbul İstiklâl Caddesindeki patlamanın faili olarak Suriye uyruklu bir kadın terörist ve ona yardım ve yataklık yapan yaklaşık 50 kişi gözaltına alındı.

Doğru, terörün faili o kadın. Ancak o kadının arkasındaki güç ya da güçler kimler?

Elbette devletin güvenlik ve istihbarat birimleri şu an dahi bu güç ya da güç odaklarını tesbit etmiş olabilirler. Nitekim İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ifadelerinden de bu anlaşılıyor. Elbette bu menfur saldırının sadece failinin yakalanması, cezalandırılması yetmez. Asıl üzerinde durulması gereken bu ve benzeri terör olaylarının arkasındaki güçleri tesbit ile onlara karşı takip edilecek strateji ve yaptırımların belirlenmesidir.

Fail olarak yakalanan kadın ve etrafında ona  yardım ve yataklık yapanlardan yola çıkarak terör emrini veren odak olarak PKK'ya bağlı PYD-YPG olduğu kanaati sergilendi. Düz mantıkla bu doğru bir tespit olabilir. Ancak ve bilhassa 17 Ocak 1991'den (Körfez Harekatı) itibaren bölgemize, Ortadoğu'ya yeni bir şekil vermek, bölge ülkelerini ve sınırlarını yeniden tanzim ederek butik devletlere/devletciklere dönüştürmek isteyen bir güç, bir iradenin varlığı dikkate alınmadan terör eylemlerine ve eylemcilerine teşhis koymak güç olur ve tabii olarak mücadele de. Amerika'nın 2006'daki Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice benim de Suriye-Lübnan sınırında olduğum bir zamanda 21 Temmuz 2006'da şöyle diyordu: ''Burada gördüğümüz şey, bir manada (yükselen) yeni Ortadoğu'nun doğum sancılarıdır. Ne yaparsak yapalım, yeni Ortadoğu'nun oluşması yönünde çabaladığımızdan emin olalım; zira eskisine dönmemekte kararlıyız.'' Ve devamla:'' Yeni bir Ortadoğu'nun zamanı geldi.'' demeyi de ihmal etmedi. Bu sözler İsrail-Hizbullah Savaşı'nın devam ettiği bir zamanda Lübnan topraklarında söylendi.

Ne varki Rice, aslında Haziran 2006'da emekli ABD'li Yarbay Ralph Peters'in Armed Forces Journal'da (ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi) yayımlanan makalesine atfen Ortadoğu'da bu konuşmayı yapmıştı. Peki y! Peters, ilgili makalesinde Ortadoğu için, Türkiye için ne diyordu? Cümle cümle alıntılıyalım: ' Uluslararası sınırlar hiçbir zaman tamamen adil değildir. İlgili makaleye eşlik eden haritada yansıtılan sınırlar; Kürtler, Beluciler, Şii Araplar gibi 'aldatılmış' en önemli grupları mağdur eden hatayı düzeltiyor...

Bizler şu anda insan elinden çıkma devasa biçim bozukluklarıyla uğraşıyoruz ki bu bozukluklar düzeltilinceye kadar düşmanlık ve şiddet doğurmayı sürdürecek.''Peters, sınırların değişmezliği görüşünü reddederek Ortadoğu'da, Afrika'da, Asya'da yeni sınırların oluşmasını öneriyor ve İsrail'in güvenliği için Ortadoğu ülkelerinin yeniden topraklarının düzeltilmesinin gerekli olduğunun altını çiziyor. Ve bugüne ışık tutacak yani bizim sınırımızda olup-bitenleri anlamamıza yardımcı olacak önemli bir cümle ile: ''Balkan Dağları ile Himalayalar arasında adaletsizliğiyle nam salmış topraklarda en çok göze batan eşitsizlik, bağımsız bir Kürt devletinin olmayışıdır. Zira Ortadoğu'da komşu devletler bünyesinde 27 ila 36 milyon Kürt vardır.''

Ve yine devamla : ''Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, uzunca bir zamandır acılarla boğuşan Türkiyeli Kürtler de özgürlük lehinde olacaklardır ki, hepsi de onlarca yıldır askeri baskılara göğüs gerdiler ve Türk Devleti'nin onlarca yıldır Kürt kimliğini kazımak için gösterdiği yoğun çabayla ikinci sınıf vatandaş muamelesi görerek 'Dağ Türkleri' diye anıldılar.'' Peters cömertce bir ifadeyle (!) mutasavver Kürdistan haritasının sınırlarını da Diyarbakır'dan Tebriz'e kadar uzatıyor. Elbette bu ifadeleriyle Kürtlere merhamet ediyor değil. Zira onlarda ve benzerlerinde merhamet diye bir şey yok. Eğer Kürt halkına merhametleri olsaydı 1988 Mart’ında Kuzey Irak’ta-Halepce’de Saddam’ın Kimyasal Ali eliyle ve kimyasal silahlarla yok ettiği 5500 çocuk, kadın, ihtiyar kürtlerin hesabını sorardı. Bırakınız hesap sormayı 8 Agustos 1988’e kadar (598 sayılı BM.ateşkes kararı) Saddam’a her türlü konvansiyonel ve kimyasal silah vermeye devam etti.Yeri gelmişken söyliyeyim; ben, düşmanımın nefretinden değil, muhabbetinden korkarım..

Hasılı, Amerika'nın niyetini açığa vuran ilgili makale İran, Irak, Suriye, Türkiye, Suud-i Arabistan gibi bölge ülkelerini dikkate alarak öncelikle İran-Irak, Suriye ve Türkiye topraklarında bir Kürdistan, Ağrı Dağı ve eteklerinde bir Ermenistan, Pakistan-İran topraklarında bir Belucistan ve İran-Irak topraklarında Şii Arap devletçik ya da devletlerine öncelik tanıyor. Onlar için Kürt’te,Türk’de, Arap ve Acem de farketmez.

İsterseniz İran'da Mahsa Amini ile başlayan olayları ve bu olayların bilhassa Belucistan, Kirmanşah, Sistan, Huzistan,Tebriz ve Meşhed  bölgelerine yayılmasını da  bir daha düşünelim. Mahsa Amini olayı aslında bahane. Keza bu olay nedeniyle İran yönetiminin ortaya koyduğu kontrolsüz ya da bilinçli güç kullanımı ayrı bir konu. Ancak üzerinde durulması gereken esas nokta İran'ın parçalanması meselesidir.

Mahsa Amini vefatı sonrası gelişen olaylar Türkiye’deki  Gezi parkı  olaylarına ne kadar da benziyor,sanki ayni tezgahın ürünü gibi.. Ama her şeye rağmen Ortadoğu'da olup-bitenler konusunda iki ülke olayların farkında; birisi İran, diğeri de Türkiye. O nedenle yakın bir vadede İran'da bir rejim değişikliği olmayacağı gibi, şayet ABD ve yandaşları zorla İran'ı parçalamak isterlerse İran halkı yeniden kenetlenir ve buna izin vermez.

Amerika tıpkı İran'da, Türkiye'de, Suriye'de bir kısım Kürt halkını kışkırtmaya ve  sonuç almaya çalışsa da  emeline kavuşamadı-kavuşamaz da. Diğer yandan 17 Ocak 1991 itibariyle üç parçaya böldüğü Irak'ın Erbil merkezli Kuzey bölgesinde 25 Eylül 2017'de başta özerklik adına ve ilerleyen zaman dilimlerinde bağımsız Kürt Devleti'ne evrilen referandumda da istediği sonucu alamadı. Keza Kuzey Irak referandumunu kadük hale getiren Türkiye oldu. Lütfen Türkiye'ye dikkat edelim. Zira Türkiye daha önceki yıllarda olduğu gibi başkalarının, bilhassa Amerika'nın ürettiği dış politikayı tüketen ülke olmaktan çıkmıştır. Türkiye kendi dış politikasını büyük ölçüde kendisi üretmektedir. Başta Amerika olmak üzere yerel , bölgesel ve küresel manda Türkiye'nin bu yeni halini kabullenmekte çok güçlük çekmektedirler. Zira 15 Temmuz 2016 sonrası Türkiye'nin Amerika'ya karşı Suriye'de gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı, Zeytindalı, Barış Pınarı Harekatı gibi askeri harekatlar Amerika'ya ve yandaşlarını çok üzdü. Kendim, bu adı geçen harekatların PKK, PYD,YPG,SDG' ye yönelik olmaktan çok Amerika'ya yönelik olduğu inancındayım. Zira bahsi geçen terör örgütlerinin tüm lojistik destek ve silahları Amerika tarafından karşılanmakta. Keza Süleyman Soylu'nun: ''Amerikan Büyükelçiliği'nin taziyesini reddediyoruz.'' ifadesi devletin ifadesidir. Elbette devlet sözlerini tüzel kişiliğiyle değil, özel kişiliğiyle ortaya koyar. Amerika'nın desteklediği terör örgütü ya da örgütlerinin bugüne kadar yaptıkları terör faaliyetleri oldukça fazla. İki örnek verelim; 10 Ekim 2015 Ankara Garı Saldırısı'nda 103 kişi öldürüldü. Ve yine 17 Aralık 2016'da Kayseri'de çarşı iznine çıkan askerlere yönelik saldırıda 15 asker şehid oldu. Bu saldırılar Türkiye'nin Irak ve Suriye topraklarında teröre darbe vurmalarından sonra geldi.

Amerika, Türkiye'nin her başarılı operasyonlarının ardından PKK ve benzeri terör örgütleri eliyle Türkiye'ye: 'Ayağını denk al, olayların arkasında ben varım’ diyor.

Ey Amerika! Adama sormuşlar 'adın ne?' o da : 'mülayim' demiş. Soran adam da bu kez :'Sert olsan ne olur ki!’ demeyi ihmal etmemiş. Evet Amerika sert olsan ne olur, biz senin Vietnam'da, Latin Amerika'da, Afganistan'da, Ortadoğu'da işlediğin tüm cinayetleri biliyoruz. Unutma! Zulüm ile abad olunmuyor. Elbet bir gün Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Lâtin Amerika ülkelerinde ve de senin himayende gerçekleştirilen Halepce katliamında döktüğün kanların hesabı sorulacak,bunu aklından çıkartma..

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Vahdettin/ Adana | 16.11.2022 22:27
Kaleminize,yüreğinize sağlık Ağabey.