metrika yandex
  • $32.01
  • 34.77
  • GA17200

Haberler / Yorum - Analiz

Zehir ve Doz / Vahap Coşkun

17.01.2023

1996’dan bu yana Trabzonspor, üç büyük travma yaşadı: 1995-1996 ve 2004-2005 sezonlarında avucunun içine kadar gelen şampiyonlukların kaçırılması, 2010-2011 sezonundaki şampiyonluğun ise hukuki olarak tescil edilmemesi, Bordo-Mavilileri kaosun içine gömdü. Mutlu sonla bitmeyen her üç sezon, kendisinden sonraki beş-altı yılın daha heba edilmesine yol açtı. Her yıl bittiğinde yaşanan hayal kırıklığı, geleceği de bloke edecek bir kötümserlik bulutunu takıma ve şehre hâkim kıldı.

2022, bu kısır döngünün kırıldığı yıl oldu. 38 sene sonra gelen kupayla birlikte Trabzon’da büyük bir enerji boşalması yaşandı. Kutlamalar günlerce, gecelerce devam etti. Sadece Trabzon değil, ülkenin birçok kenti en üst seviyede teneffüs edilen bir şampiyonluk coşkusuna tanık oldu. Karadeniz Fırtınası’na gönül verenlerin parmak ısırtan şenlikleri, dünya basınında manşetlere çıktı.

Şüphesiz, uzun ve acılı bekleyişin ardından varılan zaferin tadını çıkarmak, taraftarın da, takımın da, şehrin de hakkıydı. Ancak zehri yapan dozdu. Sevinçte ve mutlulukta kantarın topuzu kaçırılınca, Trabzonspor asıl yapması gerekeni, yani iyi top oymayı, adeta unuttu. Geçen yıl Mart ayı gibi erken bir tarihte ipi göğüsleyeceği neredeyse kesinleşince, takım her yönüyle vitesi boşa aldı. 

Hemen her maç bir formalite maçı kıvamında oynandı. Yeni sezon için iyi bir hazırlık süreci geçirilmedi. Transferde ince elenip sık dokunulmadı; gidenlerin yeri doldurulamadı, gelenlerden umulan verim alınamadı. Son dakikada taraftarın gönlünü hoş etmek için imza attırılanlar sahada tel tel döküldü. Şampiyon kadro dağıtılmıştı ama görünen o ki yeni ve sağlam bir kadro kurmanın üzerinde de fazla kafa yorulmamıştı.

Havlu Atmak

Doğal olarak bu zincirleme yanlışların faturası da ağır oldu. Trabzonspor evvela Şampiyonlar Ligi’nden, ardından UEFA Avrupa Ligi’nden elendi ve ligde de havlu atma noktasına geldi. Sezona iyi bir giriş yapamayan takıma Dünya Kupası arasının yaraması bekleniyordu. Nitekim “Kasım ayını bekleyin” diyen Teknik Direktör Abdullah Avcı’nın açıklamaları da bu yöndeydi, fakat bu uzun mola da takımın kanayan yaralarına merhem olmadı.

Hâlihazırda geçen yılın ligin tozunu dumanına katan Trabzonspor’undan eser yok. Takım çok zor gol atıyor, buna mukabil çok kolay gol yiyor. Bilhassa deplasman maçlarında bir averaj takımı kimliği sergiliyor. Antalya ve Alanya’dan 5, Karagümrük’ten 4, Adana’dan 3 gol yemek, taraftarın tahammül edebileceği bir durum değil.

Takımın her hattında gözle görülen bir çöküş var: Savunma yolgeçen hanına dönmüş. Orta sahada direnç namına tek bir harekete rastlanmıyor. Hücumda yaratıcılık yok mesabesinde. Bireysel performanslar da her geçen gün düşüyor. Uğurcan, kaledeki varlığıyla güven veriyordu, şimdi top ona geldiğinde taraftarın eli yüreğine gidiyor. Hugo artık geçit vermeyen bir duvar izlemi vermiyor, Abdülkadir çok kırılgan, Bakasetas geçmiş ışıltısından uzak, sahayı boydan boya harmanlayan Djaniny uyur-gezer vaziyette…

Yeni gelenler ise, hak getire! Maxi Gomez’den Bartha’ya, Bardi’den Ünüvar’a Gbamin’den Trezeguet’e kadar, bu sezon Bordo-Mavili formayı giyen futbolcuların hiçbirinden taraftarın mutmain olduğunu düşünmüyorum. Şüphesiz arada sırada her birinin iyi oynadığı maçlar oluyor ama genelde yeni transferlerin hiçbirine “Evet, budur” diyemiyor ve gözü kapalı bir şekilde formayı emanet edemiyorsunuz. Bir Nwakaeme’nin sahaya çıktığı anda verdiği güven ve umut hissini hiçbirinde bulamıyorsunuz.

Hele Yusuf! Ona kesinlikle ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Daha birkaç sene önce yıldız kumaşına sahip olduğu noktasında herkesin hemfikir olduğu Yazıcı ne hallere düşmüş böyle?  Dilim varmıyor söylemeye ama futbolu unutmuş gibi, ne yazık ki! Fuleli, hızlı, adam eksilten, her yerden topa vurabilen Yusuf gitmiş de yerine onu o yapan bütün bu özelikleri kapının dışında bırakmış, futbol acemisi bir çocuk gelmiş sanki. Onu Avrupa’nın kalburüstü takımlarında izlemeyi umut eden biri için, bunun azap verici bir manzara olduğunu söylemeye hacet olmasa gerek.

Helva Gibi Dağılmak

Gerek oyuncuların ve gerek takımın zafiyetlerinden kaynaklı hastalığın gelip geçici olmadığı belliydi. Çünkü Avcı’nın takımlarının başlıca iki özelliği bulunur: Bir, savunmada sağlam dururlar; nitekim Avcı Trabzon’da işbaşı yaptığında ilk olarak savunmaya el atmış, rakiplerinin güle oynaya gol attığı bir takımı çok zor gol yiyen bir takıma dönüştürerek yükselişe geçmişti. Ve iki, oyun disiplinine sadıktırlar. Tabelada ne yazarsa yazsın, takım oyun planına bağlı kalır.

Oysa Trabzonspor’da bu iki özelliğin izi dahi bulunmuyor. Savunma, gelen her top gol olacak kadar, delik deşik halde. Rakipler çok rahat pozisyona giriyor, ellerini kollarını sallayarak gol atıyorlar. Oyun disiplini ise, buraları terk etmiş. Geriye düştüğü anda, takım, tepki vermek yerine helva gibi dağılıyor. Sahada geri düştüğünde isyan eden ve maçı çevirmek için takımı ateşleyen lider karakterli oyuncu da bulunmuyor. O vakit, peş peşe açık farklı yenilgiler kaçınılmaz hale geliyor.

Avcı, nihayet geçen hafta, takımdaki rahatsızlığın arızi değil daimî bir rahatsızlık olduğunu kabul etti. Taraftar ve yönetim de da Avcı’nın arkasında durduğunu gösterdi. Anlaşılan o ki, Trabzonspor yola Avcı ile devam edecek. Doğrusu da bu! Ancak bu yolun bir yere varması için, öncelikle atılması gereken iki adım var:

Hedef Güncellemesi

Birincisi, kadro yapısının gözden geçirilmesi ve artık olmayacağına kesin kanaat getirilen futbolcularla yolun ayrılmasıdır. Avcı, ara kampın sonunda bunun işaretini vermişti. Taraftar ve yönetim nezdinde güven tazelediğine göre, Avcı’nın bu konuda elinin çok daha rahat olduğu söylenebilir.

İkincisi, Trabzonspor’un bir hedef güncellemesi yapmasıdır. Kuşkusuz çıkmadık candan umut kesilmez ve elbette futbol her türlü sürprizi bünyesinde barındırır. Rakipleri puan kaybederken Trabzonspor üst üste maçlar alabilir ve tekrar şampiyonluk potasına girebilir. Olabilir, lakin bunun düşük bir ihtimal olduğu akılda tutulmalıdır.

Bu itibarla, Trabzonspor bakışını Türkiye’den ziyade Avrupa’ya odaklamalı. Önceliğini Süper Lig’den çok Konfederasyon Ligi’ne vermeli. Zira bu ligdeki takımlar ile Trabzonspor arasında öyle çok büyük farklar yok. Burada elde edilecek başarı -bir Avrupa Kupası- Trabzonspor’un hanesine yazılacak en büyük kâr olur.

Hülasa Avcı, Avrupa’yı hedefleyen yeni bir rota çizmeli ve bu hedef için lazım gereken tedbirleri almalı. Geç kalmadan ve dozu kaçırmadan tabii!

 

15.01.2023 / Perspektif

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
ALİ ÖZKALDI | 18.01.2023 09:37
Hastalığı ve çözümü net olarak tespit eden bir yazı.sadece avcıyla bu işin olacağına inanmıyorum.Tebrikler