Bakara, 2/214 Ayet-i kerime üzerinde dikkatle duracak olursak, günümüzde Gazze odağında müşahhas olarak gördüğümüz ve gerçekte ümmetin uzun yıllardan beri hâlinin bir nevi aynası durumunda olan bu hâdiseleri anlayıp yorumlamakta zorlanmayız; bu ve benzeri ayet-i kerimelerin bizim için bu hususta bir anahtar durumunda olduğunu fark ederiz.
Ümmet taahhüdünü yerine getirdiği kadar, sözünde durabildiği kadar Cenab-ı Allah da onlara olan ahdini, taahhüdünü o oranda yerine getirmiştir. Çünkü Cenab-ı Allah’ın
sözünde durmaması diye bir şey zaten söz konusu olamaz.
O halde, genelde ümmet sathında, özelde bugün Gazze’de gördüğümüz, müşahhas olarak tanık olduğumuz bu manzara, biraz da bizim vermiş olduğumuz ahitlerimizi,
imanımızın gereği olan sorumluluklarımızı, Cenab-ı Allah’ın bizlere tevdi etmiş olduğu yeryüzünde halifelik ve yeryüzünde imkân verip iktidar sahibi ve muktedir kılmak taahhüdünü gerçekleştirmesinin şartı ile alakalı sözlerimizi ne kadar yerine getirdiğimiz üzerinde durmamızı gerektiriyor.
Bunların üzerinde uzun boylu düşünmemiz gerekiyor. Düşünmekle, üzerinde durmakla kalmayarak yükümlülüklerimizin gereklerini yerine getirmediğimiz bütün noktalarda topyekûn kendimizi eğitmemiz ve bunun için gereken orumluluklarımızı -ferd ve ümmet olarak neyse- yerine getirmemiz gerekiyor. Bu gayet açık bir gerçektir.
Bu büyük gerçeğin böyle olmasından dolayıdır ki, son derece elverişli olmayan şartlar içerisinde bulunan ve şu kadar aydır ve bundan önce de müşahhas olarak 1948 yılından beri -hatta İngilizlerin bölgeyi işgallerinden beri- türlü baskı, zulüm, işkence, sürgün, tehcir, toplu öldürmeler, bombalamalar ve bu kabilden sayabileceğimiz daha birçok cinayet ve zulümlere, imha hareketlerine rağmen; Eğer kimliklerini koruyabilerek var olabilmişlerse, halen bu şartlarda bile direnç gösterebiliyorlarsa, vatanlarını koruyup üzerinde inançları gereği bir hayatı yaşamak için -her şeye rağmen- direniyorlarsa Ve bütün bunlardan en önemlisi, Genciyle, yaşlısıyla fiilen savaşa karşılık veren, kendisini savunan Hamas’taki kardeşlerimizle, mücahidlerimizle ve sivil bir ümmet olarak hepsinin istisnasız Cenab-ı Allah’ın razı olduğu bir kimliğe sahip olmak mücadelesini veriyorlarsa, 8-10 yaşlarında narkozsuz bir tarafları kesilerek veya kesilmiş yerleri dikilerek tedavi edilen bir evladımızın bu halde bile eğer Kur’ân okuması söz konusuysa, Böyle yaparak o operasyonun acılarını Allah’a sığına rak hafifletmeye çalışıyorsa, Kur’ân ile ferahlamaya gayret ediyorsa, birden çok evladını, torunlarını, bir anne veya bir baba, bir kardeş, bir evlat annesini, babasını, kardeşlerini yahut diğer yakınlarını kaybetmesine, hayatta yapayalnız kalmasına rağmen imanını muhafaza ederek “Bunlar şehittir. Onlar gitti, ben onlarsız kaldım? Ben de onlarla beraber olmak istiyorum” diyebiliyorsa, Ümmet ve Gazze Buna rağmen, imanın en anlayamayan ve idrâk edemeyenler için şaşırtıcı manzaralarını veya vakıalarını yaşayabiliyorsa…
Bunda Gazze mü’minlerinin neyin peşinde olduklarını, ne söz vermiş olduklarını ve bu söz için nasıl hazırlanmış olduklarını bilmelerinin ve bunun gereklerini yerine getir
melerinin tartışılmaz payı vardır. Hatta biricik pay onundur.
Onlara bu azmi, bu gayreti, bu sağlıklı mü’mince duruşu kazandıranın, bu imkânsızlıklar içerisinde her şeye rağmen kişiliklerini korumak, ümmet olarak kendi varlıklarını idame ettirmek ve hakları olan, toprakları üzerinde hür bir şekilde yaşamak ve kimsenin müdahalesine maruz kalmamak noktasındaki imanlarının bir neticesi olduğu muhakkaktır.
İşte Gazze bu yolla, bu duruşuyla ümmete Allah’ın kendilerine vermiş olduğu sözü hangi şartlarda ve nasıl yerine getirebilecekleri noktasında mü’minler için eşsiz bir çıkış yolu
göstergesi veya göstericisi ve aynı zamanda bir laboratuvarıdır.
O bakımdan Gazze şu anda yaptıklarıyla yalnızca kendi kurtuluşunu ve gerçek anlamıyla özgürlüğünü muhafaza etmek için gerçek Müslüman kimliğini tek başına ortaya
koymakla kalmıyor; ümmete de içinde bulunduğu bu aslî misyonuyla bağdaşmayan halin çıkış yolunun nasıl olması gerektiğini de gösteriyor.
Bu sebeple ümmet olarak Gazze’nin şu çağda izlediği yolu, neler yaptığını çok yakından bilmemiz, tetkik etmemiz, anlamamız ve ümmet olarak bunları aynı şekilde içselleştirmemiz gerekmektedir. Gazze dışındaki bütün ümmetin durumu onlardan daha az iç açıcı değildir.
Hatta diyebiliriz ki, Gazze dışındaki ümmetin durumu birçok noktadan çok daha acıtıcı, ızdırap verici bir haldir.
Çünkü bizler Allah’ın bize vaad ettiklerinden -neredeyse-hiçbirinin üzerimizde etkisini göremiyoruz. Halifelik ve iktidar konumunda değiliz.
Bunlar bizim üzerimize düşeni yapmamız gerektiğini, bu husustaki eksiklerimizin pek çok olduğunu ortaya koymaktadır. İlgili ayet-i kerimeler bu hususları bize göstermekle birlikte, Gazze’nin fiilî olarak -özellikle bir seneye yaklaşan- bu imtihan sürecinde gösterdiği doğrultuda bizim de olayı anlamamız ve o minval üzere alışverişimizin gereklerini yerine getirmemiz gereğini açık bir gerçek olarak ortaya koyuyor.
Yine alışverişi söz konusu eden şu ayet-i kerimede bu alışverişin, bu akdin Cenab-ı Allah’a karşı girişilen bu taahhüdün, bazı maddeleri kısaca gündem edilmektedir. Şöyle ki:
“Ey iman edenler! Sizi çok acıklı bir azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Resûlü’ne iman edersiniz, mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad
edersiniz. Eğer bilirseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır.” Saff, 61/10
İşte burada Cenab-ı Allah’ın mü’minlere -başta hatırlattığımız benzeri âyetler arasından seçtiğimiz- âyet-i kerimelerde dile getirilen alışverişi, taahhüdü ve Cenab-ı Allah’ın
bunu gerçekleştirenler için garantisini tekrar hatırlayıp bunun tahakkuku için üzerimize düşeni yeniden fark etmemiz, anlamamız, idrâk etmemiz gerekir.
Bunun için O’na verdiğimiz sözümüzde durmalıyız. Bunun göstergesi -ve Cenab-ı Allah’ın da vaadlerinin, taahhüdlerinin tahakkuku- bu alışverişin gereklerini ferd olarak, ümmet olarak yerine getirmemizdir.
İşte bu bakımdan Gazze bize izzetin, şerefin, haysiyetin, ümmet olarak dimdik, alnı açık ayakta durmanın, iktidar olmanın, muktedir olmanın ve halifelik makamının gereklerini yerine getirmenin yolunu gösteriyor.
Bunun için, Gazze’yi iyi anlayalım, iyi idrâk edelim ve bu anlayıp idrâk etmenin gereklerini yerine getirerek yaşayalım.
Teşekkürler Gazze…
Allah razı olsun sizlerden Gazzeli şehitler, Gazzeli mücahidler, anneler, babalar, bacılar, gençler, ihtiyarlar, imanî bakımdan güçlü fakat türlü maddi çaresizliklerin içerisinde olmakla birlikte dimdik ayakta durmaya çalışan bütün mü’minler topluluğu…
Allah’ın selâmı üzerinize olsun ve ne olur size karşı kusurlarımızdan ötürü de bizleri affedin, size karşı sorumluluklarımızı yerine getirebilmemiz için de bizlere dua edin.
Allah’a emanet olun.