metrika yandex

Haberler / Kültür - Sanat

Ümmet Bilinci / İslam Ümmetinin Ortak Dili ve Söylemi / Atasoy Müftüoğlu

29.07.2022

 

Ümmet Bilinci

İSLAM ÜMMETİNİN ORTAK DİLİ VE SÖYLEMİ

Atasoy Müftüoğlu

2. BÖLÜM

     İnsanlar arası ilişkilerde belirleyici olan, insanların inançlarına olan bağlılıklarıdır. İnsani ilişkiler, inanç bağı üzerinde gerçekleştirildiğinde ahlaki bir nitelik kazanır. Laik toplumsal ilişkiler bütünüyle yapay ilişkilerdir.

     Bütün bir varlık aleminde insanlık tarihi boyunca iki ana topluluk var oldu. Bunlar Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle; Allah’ın taraftarları (Hizbullah), şeytanın taraftarları (Hizbuşşeytan) olarak anılırlar. Allah’ın taraftarı olan Müslümanlar her koşulda Allah’a ait işaretler; özellikler nitelikler ve davranışlar taşımak zorundadırlar.

İslami inançlar açısından yalnızca Allah’a ibadet edenlerle, Allah’a isyan edenler arasında bir eşitsizlik vardır. Biz Müslümanlar insanları toplumsal mevkilerine, ya da siyasal konum ve güçlerine göre değerlendirmeliyiz. Bizim için insanın değeri maddi seviyesi ile değil, taşıdığı faziletlerle ortaya çıkar.

     Günümüzde, İslam dünyası, temel İslami ilkelerin dışında, çok merkezli bir düşünsel iklim içerisindedir. Evrensel İslam ailesi ulusal birimlere bölündüğü için İslami bilinç, duyarlılık, ahlak, kültür büyük ölçüde parçalanmıştır. İslam dünyasında İslami akımlar, kuramsal çerçevelerin dışına çıkmayı başaramamıştır.

     Gelenekçi düşünce akımları önsüz bir biçimliliği yansıtıyor. Gelenekçi akımlar, yalnızca sezgi yolu ile kavrama yöntemlerine önem veriyor.

     İslam dünyası ülkelerinde İslam’ın kimi boyutları Müslümanların gündemine yeni giriyor. Kalabalıklar alışık olmadıkları renklere, çizgilere, tutum ve davranışlara her zaman tepki duyarlar. Totaliter ve laik ideolojiler Türkiye’de olduğu gibi pek çok ülkede, ümmet bilincini ve ruhunu yenilgiye uğrattı. Müslüman halklar yanlış bir bilinç ve yanlış bir gerçeğin içine hapsedildi. Halklar ve aydınlar arasında içten ilişkiler geliştirilemedi.

     İslam düşüncesi, kültürü yalnızca sezgilere dayalı bir anlayışla temellendirilemez.

Müslümanlar olarak hepimiz amaç ve anlam bilinci etrafında yoğunlaşmalıyız.

     Modernleşme dünya çapında çok derin etkileri olan dünyasal bir dönüşüm biçiminde bütün halkları etkiledi. Modernleşme süreçleri Yeni Dünya’nın keşfi ile başladı. Bu süreçler içerisinde tüm eski biçimlerin yerini yeni biçimler almıştır. Modernleşme yoluyla Batı dünyası dünyaya ve evrenselliğe açıldı.

     Modernleşme süreçleri içerisinde 18. Yüzyıl aydınlanma yüzyılı olarak biliniyor. Aydınlanma dönemi, atavizmden, gelenek ve göreneklerden arınma dönemidir.  Bu dönemidir. Bu dönemde Avrupa’ da birey, akıl ve dünya bilinci yükselir. Bu dönem  aynı zamanda pozitivist akılcılığın güçlendiği bir dönemdir. Modernleşme süreçleri 19. Yüzyılda bilim, 20. Yüzyılda demokrasi ile yeni boyutlar kazanır. Modernleşme süreçleri boyunca, hayatın hemen her safhasına akılcı bir mekanizm egemen olur.

     Modernleşme süreçleri içerisinde insanlık ruhunu, kalbini yitirmiştir. Aklın din karşısında özerkliğini kazanmış olması nedeniyle, ruhsal bir boşluk bütün Avrupayı kuşatmıştır. Aydınlanma döneminde inanmak Batılılar için ne kadar sorun olmuşsa, inanmamak da bir o kadar sorun olmuştur.

     İslam’ın bizlere emanet ettiği değerler evrensel ve ebedi değerlerdir. İslam, toplumlar ve halklar bünyesindeki sınır imtiyazlarını kaldırdı. İslam her kesimden herkese aynı hak ve imtiyazları tanıdı.

     Modern zamanların kültürü insan fıtratının bozulmasına neden oldu. İnsan fıtratı İslam’ın doğuşuyla birlikte özgürleşmişti. İslam öncesi dönemlerde de insanlık fıtratı, cahiliye sapmalarıyla bozulmuştu. İnsan fıtratı her koşulda ilahi hakikati idrak edecek nitelikler içerir. Önemli olan insanın İslam’ın özüyle  ilişkisini sağlayabilmesidir.

     Biz Müslümanlar bir ırka, bir ulusa bir ülkeye değil , Allah’a ibadet için yaratıldık. Bütün bir yeryüzü bizim ülkemizdir. Bizler, bir ırkı, ulusu ve ülkeyi putlaştıramayız. İmanımızı bütün unsurlarıyla ifade edemediğimiz bir topluma ve ülkeye mecbur/ mâhkum değiliz.

politik pragmatizm adına inançlarımızı asla terk ede­meyiz. Müslümanlar, herhangi bir beşerl ideoloji, be­şeri kurum ve kavramlar etrafında bu ideoloji, kurum ve kavramlara inananlarla uzlaşamazlar.

Rabbimiz, bizlere soyumuza, sopumuza, ırk ve ren­gimize, yaşadığımız ülkeye göre değil, kendisine yöne­lik ibadetlerimize göre nimetler, bağışlar verecektir.

Birliğin ve bütünlüğün temeli ilahi vahiydir. İlahi vahiy insanlığın bütün bir hayatını kuşatan tek ve mut­lak gerçekliğin adıdır.

Hangi aileden, kabileden, ulustan gelmiş olursak olalım, İslam ailesi içerisinde hepimiz temel kardeşlik bağlarıyla birbirimize bağlanmalıyız.

İslam ailesi içerisinde hepimiz eşit hak ve sorumlu­luklara sahibiz.

Her Müslüman yaşadığı toplumda takvanın, ahlak ve faziletin, hak ve adaletin yaşayan şahitleri olmak zo­rundadır. Hayatın içerisinde ve bütün ilişkilerimizde, davranışlarımız inançlarımızı doğrulamalıdır.

Irk, bölge, ulus, kabile, dil, renk asabiyeti insanlığı fesada veren, insanlığı parçalayan, insanlığın kamplara bölünmesine neden olan bir asabiyettir.

İnsanlık, gerçek anlamda tek Allah inancını bütün boyutlarıyla bir bilinç halinde yaşadığı takdirde, bütün temelsiz ve yapay ayrımlar önemini yitirecektir. Bütün ilişkilerini yalnızca Allah için düzenleyen Müslüman­lar aracılığıyla bir kardeşlik iklimi kurulabilir. Irk, renk, dil, bölge farklılıklarına göre düzenlenecek olan insani ilişkilerin ahlaki temelleri yoktur.

Yaratılış açısından bütün bir insanlık aynı temel özelliklere sahiptir. Bu özellikleri taşıyan insanların, şu ya da bu ırk ve renkten olması, bu insanlar için bir soy­luluk ya da soysuzluk nedeni olamaz.

İlahi ölçüler soyut ölçüler değildir.

Müslümanlar, tüm ilahi ölçüleri, Allah Tel hazret­lerini bilinçlerinde ve yüreklerinde duyarak yaşatırlar.

İslam, insanlar arasında, fazilet, doğruluk ve takva dışında hiçbir ayırım yapmaz. Allah'ın koyduğu sınırla­rı aşanlar kim olurlarsa olsunlar, karşılarında Allah'ın yasalarını bulurlar.

Müslümanlar olarak hepimiz ortak bir bilinç etra­fında bütünleşerek, her şeyden önce, İslami çıkarları öne çıkarmalıyiz. Dünya Müslümanlığına dayatılan ta­nımları ve kalıpları ancak evrensel bir bilinci kuşana­rak geri çevirebiliriz.

Müslümanları tahakküm altına alan egemen dünya­ya bağımlılıktan ancak evrensel bir dayanışma yoluyla kurtulabiliriz.

devam edecek...

Yayına Hazırlayan: Mertcan Köle  - Hertaraf Haber - Kültür Sanat Servisi

 

 

 

 

  

 

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş