metrika yandex

Haberler / Kültür - Sanat

Ümmet Bilinci / Evrensel Bir Aile / Atasoy Müftüoğlu

20.07.2022

Ümmet Bilinci

EVRENSEL BİR AİLE

Atasoy Müftüoğlu

1. BÖLÜM

Ümmet Bilinci adını taşıyan, kuramsal herhangi bir iddia taşımayan bu kitabımızda öncelikle, içerisinde yaşadığımız dünyanın, içerisinde yaşadığımız tarihsel dönemin ve İslam insanıyla birlikte insanlığın vicdanı olmaya çalışılmıştır.

İnsan hakları kavramı, Müslümanlar söz konusu olduğunda anlam ve önemini kaybediyor. Müslümanlar söz konusu olduğunda, otoriter liberalizm ya da otoriter demokrasiler savunulabiliyor. Emperyalist Batı, ‘’demokrasileri’’ insanî bir içerik taşıdığı için veya bir değer sistemi olarak değil, kendi çıkarlarını koruyan bir araç sistemi olarak görüyor.

Hiçbir sistem, evrensel ilişkiler geliştirme konusunda İslam kadar müsait değildir. Buna rağmen kendimizi yerel sınırlar içerisine hapsettiğimiz için, insanlığın yüreğine ulaşamıyoruz.

Hareket ve yenilenme hayatı canlı ve anlamlı kılan iki ana unsurdur. Müslümanlar bugün karşı karşıya bulundukları emperyalist müdahaleler karşısında daha aktif düşünsel, kültürel ve siyasi tavırlar alarak direnmek durumundadır. Müslüman halklar, kendi güçlerine güvendiklerinde, kendi güçlerini bir araya getirdiklerinde, kendi güçleriyle hareket etmeye başladıklarında gerçek bağımsızlığın yolları açılacaktır.

Varoluşun anlamını hakikatle bütünleşerek, dünyanın anlamını adaletle bütünleşerek, hayatın anlamını faziletle bütünleşerek, ibadetin anlamını takva ile bütünleşerek, kavrayabiliriz.

 

BİRİNCİ BÖLÜM

EVRENSEL BİR AİLE

     İslam, insanlığa hayat veren değerler içerir.

     İslam’ın insanlığa kazandırdığı değerleri gerçek içerikleri ve anlamları doğrultusunda kullanmadığımız için hayatımız yoksullaşıyor. Temel değerleri ve anlamları yaşatmak hayatı zenginleştirmektir.

     İslam, dünya hayatından vazgeçmemizi istemiyor.

     İslam’ın istediği; dünya hayatının İslam ahlakı üzerinde temellendirilmesidir. Hayat ve ölüm Allah’ın yarattığı gerçekliklerdir. Bizler hayatı güzelleştirmek ve iyileştirmek için yaratıldık.

     Geçmişte İslami imparatorluklar bünyesinde gayrimüslim uyruklar, iç işlerinde tamamen özerk, bireysel ve toplumsal özgürlüğe sahip dinî azınlıklar hâlinde örgütlenmiş olarak sorunsuz bir şekilde yaşadılar.

     İnsani ve vicdani boyutu bulunmayan modern uygarlık karşısında Müslümanların, İslam’ın insanlık anlayış ve bilincini güçlü bir şekilde yükseltmesi gerekiyor.

      Müslüman olarak yaşamak ve Müslüman olarak olarak ölmek; adalet ve iyilikseverlikle, Allah yolunda infakla, emanetleri ehline vermekle, erdem ve ahlakı savunmakla, doğruluktan ayrılmamakla, cömertlik ve merhametle, hakları tanımakla, her alanda İslami ölçüleri korumakla mümkün olacaktır.

     Bugün din farklılığı yüzünden kimi Müslüman topluluklar çok derin acılara mahkûm edilmişlerdir. Bu acılar karşısında modern dünyanın kullandığı tüm tanımların yalancı tanımlar olduğu anlaşılmıştır. Müslümanlar söz konusu olduğunda hiçbir tanım doğru yerine konulamamaktadır.

     Müslümanlar birbirleriyle olan sosyal, ekonomik ve siyasal ilişkilerini kardeşlik ve dostluk temelinde yürütürler. İslam; toplumsal ilişkilerde emanetlerin korunmasına, doğru sözlü olmaya, davranış güzelliklerine, günlük hayatın içerisinde her türlü lüks ve israftan kaçınmaya ve sadeliğe özellikle önem verir.

     Peygamber Efendimiz (sav) insanların, toplumların, halkların ilgisini çekmek için hiçbir zaman olağanüstülüklere, insanüstülüklere, gaybi/bâtinî/insanüstü olaylara başvurmadı. Peygamber efendimiz halka gaybı bilmediğini açıkladı. Peygamber kendisine vahyolunan toplumu gerçekleştirmek için ‘’mucizeler’’ göstermeyeceğini söyledi. Peygamberimiz Efendimiz halkın dikkatini çekebilmek için vahyin öngördüğü yollar dışında herhangi bir yola başvurmadı.

     Cihad, yeryüzünü dolduran zulmü, fesadı, bozgunculuğu ortadan kaldırmak, adaleti ve barışı sağlamak için yapılır. Cihad zorla İslam’a davet olsaydı, İslam gayrimüslimlerin doğal haklarını, can ve mallarını, onurlarını güvence altına alma ihtiyacı duymazdı.

     Biz Müslümanlar, günümüz dünyasında ve kendi toplumlarımızda emperyalist ideoloji adına terörize ediliyoruz. Bugün başta ABD ve İsrail olmak üzere Batılı ülkeler, sistemli bir şekilde ‘’şiddet yanlısı Müslüman’’ görüntüsü çizmeye çalışıyorlar. Bütün dünyada Müslümanlar ideolojik bir tarafgirliğin muhatabı durumundadırlar. İdeolojik tarafgirlik her zaman sorumsuzluğa ve şiddete açıktır. Nerede olursa olsun, ideolojik bir tarafgirlikle yola çıkıldığında hiçbir suretle gerçeğe ulaşılamaz.

     Medyalar günlük ve yüzeysel bilgiler üreterek, insani varoluşun zengin boyutlarını tahrip ediyor.

     İslam karşısındaki yeni kümeleşme, bütün dünyayı yönlendirmeye çalışan kampanyacı bir söylemle, özellikle siyasal İslami oluşumları ideolojik bir kuşatma altına almayı amaçlamaktadır. İslam’ın bir inanç ve ahlak sistemi olarak kendisini ifade etmesi noktasında, günümüz dünyasında herhangi bir sorun yoktur.

     İçerisinde yaşadığımız dünyayı denetim altına alan; ulusal birlik, ulusal egemenlik, ulusal devlet, vatan bayrak gibi kavramlar modern zamanlarda yüceltilen, takdis edilen, Avrupa kültürüne özgü tamamen ‘’muğlak’’ kavramlardır. Bu kavramlar  yoluyla bugün her ülkede halklar kendisinden olmayanları dışlamakta, aşağılamaktadır. Bütün bu tanımlar insani değerlerin ve zenginliklerin sınırlarını daraltmakta, evrensel ilahi ve insani iklimi çölleştirmektedir.

     Hizipçi zihniyet, tarih boyunca ve bugün islami mücadelenin büyük kayıplar vermesine neden olmuştur, olmaktadır. Hizip rekabeti yüzünden Müslümanlar asli mücadele alanlarını terk etmektedir.

devam edecek...

Yayına Hazırlayan: Mertcan Köle  - Hertaraf Haber - Kültür Sanat Servisi

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş