metrika yandex

Haberler / Yazı Dizisi

Türkiye Düşünce Platformu'nun Kadem Başkanına Sorulara Verilen Cevaplara Karşı Açıklamalar-2 / Muharrem BALCI

21.05.2020

TÜRKİYE DÜŞÜNCE PLATFORMU’NUN KADEM BAŞKANINA SORULARA VERİLEN CEVAPLARA KARŞI AÇIKLAMALAR -2

Muharrem BALCI

21 Mayıs 2020

 

Sayın Okuyucu;

Bu çalışma, Türkiye Düşünce Platformu(TDP) adında bir grup duyarlı insanın KADEM (Kadın ve Demokrasi Derneği) Başkanı Sayın Dr. Saliha OKUR GÜMRÜKÇÜOĞLU’na İstanbul Sözleşmesi, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve 6284 sayılı Kanun hakkında sordukları sorulara Sayın Okur tarafından verilen cevaplar, cevapların içinde ve bitimlerinde tarafımızdan değerlendirilmiş olup, konuya duyarlı halkımızın bilgisine sunmak için hazırlanmış bir metindir.

Bu çalışmanın amacı, KADEM ile bir polemiğe girmek değil, İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projesinin, tarafımızdan nasıl anlaşıldığı ve kısmen farklı bakışımız hakkında Kadın Hakları Savunucusu dernek olan KADEM’i ve kamuoyunu bilgilendirme isteğimizdir. KADEM’in TDP’nin sorularına verdiği cevaplara düştüğümüz bu şerhleri KADEM’e bizzat göndermememizin nedeni, KADEM’in bu cevalarunı web sayfalarından kaldırmasının, bu konuda farklı görüşlerle polemiğe girmemek olduğu düşüncemizdendir.

Not: Metin içinde sonu M. Balcı ile biten parantez içindeki renkli kısımlar bize aittir.

M. BALCI

..………….

 

KADEM’e sorulan sorular ve KADEM’in cevapları her ne kadar KADEM web sayfasında yayınlanmışsa da, bilahare sayfadan kaldırılmış olup, google aramasında şu bilgi çıkmaktadır:
TÜRKİYE DÜŞÜNCE PLATFORMU | | KADEM

kadem.org.tr/turkiye-dusunce-platformu

TÜRKİYE DÜŞÜNCE PLATFORMU 1.KADEM hakkında neden bu kadar spekülasyon yapılıyor? (Acaba tesettürlü feministler mi? Yorumlarıyla alakalı daha iyi bir diyalog ve kadem toplumuma ve STK'lara kendi daha iyi ifade etmesi mümkün müdür? (A. Kadir Nurzade) AÇIKLAMA: KADEM, öne çıkan diğer kadın hareketleri gibi Batılı kaynakları

5 - Toplumsal cinsiyet adaletinin alt basılıklarından biri şeklinde değerlendirdiğimiz eşitlik prensibi..." "Elbette cinsiyet konusunda eşitlikten, eşdeğerlikten, eş düzeylikten ödün verilmemelidir." (Vehbi Kara)

OKUR: Biyolojik cinsiyet kadın ve erkek olarak iki ayrı cinstir. “Toplumsal Cinsiyet” ise literatürde kültürlerin, toplumun kadın ve erkeğe yüklediği rol ve görevleri ifade etmek için kullanılır. Buna göre kadın ve erkek rolleri toplumdan topluma kültürden kültüre değişiklik gösterir. Fakat ne yazık ki söz konusu rollerin dağılımı, her zaman adil ve insan onuruna yakışacak şekilde olmaz. Toplumda zamanla ortaya çıkan bazı alışkanlıklar, yaratılış amacına ters düşen rol paylaşımlarına sebep olabilir. Ülkemiz için berdel, töre cinayetleri ve boşanmış kadınların (özellikle çocuğu varsa) kolay kolay tekrar evlenememesi “toplumsal cinsiyet” dediğimiz rollerin kadının aleyhine nasıl yerleştiğine dair örnekler olarak sunulabilir.

(Toplumsal Cinsiyet (gender); İngilizce yaygın Kullanım:

- gender – fluid: Cinsel yönelim ve biyolojik cinsiyetten bağımsız.

- gender – fluid: Kişinin kendini kadın ve erkeğin dinamik akışkan bir karışımı (queer) olarak hissetmesi.

Kavramları biz tercüme ediyoruz diye kavramlar bizim içini doldurduğumuz gibi doldurulmuyor. Her kavram geldiği medeniyetin ruhunu taşır (Akif Emre). Toplumsal cinsiyet eşitliği de bizim ürettiğimiz kavram değil. Ödünç alınan kavramları belleğe kazıyarak hayatiyet kazandırmak, çoğu zaman toplumun inanç, örf, adet değerlerine aykırılık teşkil eder. İstanbul Sözleşmesi 3/c maddesinde Toplumsal Cinsiyeti tanımlıyor:

Toplumsal Cinsiyet, “herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özelliklerdir”

şeklinde tanımlanmıştır. “Toplumsal cinsiyet” dediğimiz rollerin kadının aleyhine nasıl yerleştiğine dair örnekler olarak sunulabilir” diyor Sayın Okur. Doğru, ancak Batı toplumunun ve seküler zihnin kabullerinde sadece Müslüman Türk toplumunun cinsiyet rolleri yok, daha ileri düzeyde(!) toplumumuzun inanç ve ahlak değerlerine aykırı olarak, cinsel tercih/yönelimlerin Sözleşme ile güvence altına alınması da var. Üstelik bu güvence sapık cinsel tercihlerin sadece insan olarak haklarını değil, her türlü ifşa, ifsad, propaganda ve örgütlenme haklarını da güvenceye alıyor. KADEM’in ifadesindeki “toplumda zamanla ortaya çıkan bazı alışkanlıklar, yaratılış amacına ters düşen rol paylaşımlarına dâhil değil mi? Bakın feminist ideoloji toplumsal cinsiyeti KADEM’in gördüğü doğallıkla görmüyor.

Toplumsal Cinsiyet, “ikili cinsiyet ayrımının radikal bir şekilde sorgulanması ve ötesine geçilmesi için bir imkân, bir projedir.1

Yani literatürde durduğu gibi durmuyor, kültürlerin, toplumun kadın ve erkeğe yüklediği rol ve görevleri ifade etmek için kullanılmıyor, aksine “ikili cinsiyet ayrımının radikal bir şekilde sorgulanması ve ötesine geçilmesi için bir imkân, bir proje” olarak görülüyor ve kullanılıyor. Yukarıda söylediğimiz gibi, üretmediğimiz kavramların içini dolduruyoruz diye o şekilde kabul edilmiyor. Burada bir kere daha siyasi bilince dikkat çekmek gerekti.

İstanbul Sözleşmesini dayanak olarak kabul eden 6284 sayılı Kanunda toplumsal cinsiyetten bahis yoktur. 6284 sayılı Kanunda, toplumsal cinsiyet ve kadına karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet kavramlarına hiçbir maddesinde yer verilmemiştir. Toplumsal cinsiyet ve eşitliği bahsi, bir sonraki aşama mıdır?

KADEM’e bir bilgi aktarımında bulunmayı yararlı görüyorum. Habersiz olduklarını düşünmüyorum, ancak ETCEP Projesine karşıtlıkları ile buradaki ifadeleri çelişki arzediyor. KADEM toplumsal cinsiyet kavramına itirazı olmamakla birlikte toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı “adaleti” savunuyor. İlerideki sorularda buna değineceğiz. ETCEP’le ilgili ve olumladığımız, takdir ettiğimiz duruşuna da değineceğiz. Ancak sadece toplumsal cinsiyet eşitliğine değil, toplumsal cinsiyet kavramına karşı da duruş göstermesinden yanayız.

Dünyada bir toplumsal cinsiyet (gender) karşıtlığı gelişiyor. Kendilerini anti gender (toplumsal cinsiyet karşıtı) olarak adlandıran bu hareket Latin Amerika’dan Rusya’ya önemli etkinlikler düzenliyor ve KADEM’in savunduğu toplumsal cinsiyet kavram ve olgusuna karşı duruş gösteriyor, Macaristan, Hırvatistan, Çekoslavakya, Rusya gibi ülkelere İstanbul Sözleşmesini imzalamamaları, imzalamışlarsa bile onaylamamaları çağrısı yapıyor ve bunda da başarılı oluyorlar.

Son dönemlerde Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi ve toplumsal cinsiyet karşıtlığı bu hareketin henüz bir parçası değil ancak devlet politikası olarak içselleştirilip 20 yıla yakındır uygulanan toplumsal cinsiyet ve 2014’te onaylanan İstanbul Sözleşmesi aleyhine özellikle Sayın Cumhurbaşkanı tarafından 20 Şubat 2020’de Yüksek İstişare Kurulunda “İstanbul Sözleşmesini gözden geçirelim” sözü üzerine STK’karda oluşan gecikmiş ve talimatlı duyarlılığı da gözden kaçırmamak gerekiyor. Anti Gender hareketi Fransa’da bir milyon aktivistle gösteri yapacak konuma geldi. KADEM, İstanbul Sözleşmesindeki toplumsal cinsiyet eşitliği ve cinsel yönelim kavramlarına karşıtlığını uluslar arası düzeye taşımasında bu yönde yarar görürüz. Tabi sonuç alınmak isteniyorsa. M. Balcı)

Böyle durumlarda her toplumun kadın ve erkekten beklediği rolleri yeniden incelemek ve yaşanan haksız uygulamaların önüne geçmek bir insanlık vazifesidir. Kur’an’daki ayetler ve Veda Hutbesi de zaten bize toplumun gelenek veya başka faktörler sebebiyle edindiği, kadına haksızlığa sebep olacak anlayışlarımızı sorgulamamızı işaret ediyor.

KADEM Toplumsal Cinsiyet Adaleti tanımlaması ile kadın ve erkek rollerinin taraflara zarar vermeyecek şekilde tesis edilmesini hedeflemektedir. Bu noktadan yola çıkarak cinsiyet adaleti kavramıyla kastettiğimiz: Her iki cinsin yaratılışlarından gelen farklılıkları, zenginlik olarak yorumlayarak birini diğerine tercih etmeden adaletli bir yaklaşımın benimsenmesidir. (Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine karşı veya beraberinde Toplumsal Cinsiyet Adaleti. Bu yaklaşım, İstanbul Sözleşmesinde güvence altına alınan Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin yetersizliğini, eşitliğin yanı sıra adaletin de olması gerektiğini işaretliyor. Ancak sunum olarak KADEM adaleti savunuyor, fakat genel itibariyle söylem toplumsal cinsiyet eşitliğinden yana. Nitekim TBMM’de kadın vekiller hiç bir şekilde toplumsal cinsiyet adaletinden bahsetmiyor, aksine toplumsal cinsiyet eşitliğini savunuyorlar. Konu hakkında düşünenlerin ağırlıklı kanaatleri ise, toplumsal cinsiyet adaletinin, toplumsal cinsiyet eşitliğini daha bir perçinlemek için KADEM tarafından dile getirildiği yönünde. Nitekim KADEM’in savunduğu toplumsal cinsiyet adaletinin toplumda hiçbir karşılığı oluşmadı. Ayrıca hukukta adalet, hiçbir şekilde eşitlikten ayrı düşünülemez. KADEM toplumsal cinsiyet adaletini savunurken, muhataplarındaki çağrışım toplumsal cinsiyet eşitliğidir. Nitekim KADEM’in, kurumsal olarak adaleti, üyeleri olarak da eşitliği savundukları görülüyor. Bu kanaatimiz KADEM tarafından indi bir görüş olarak değerlendirilebilir. Kadın Bakanımızın toplumsal cinsiyet eşitliğini mi, yoksa adaletini mi savunduğu hususunu merak dahi etmiyoruz. Elbette ki bir devlet politikası olarak eşitliğini savunmaktadır. Sayın Bakan KADEM üyesidir. Burada “adalet” kelimesi makyaj gibi, iğreti, her an dökülecekmiş gibi duruyor. Nitekim toplumdaki algı, toplumsal cinsiyet eşitliğinin reddedildiği için değil yetersiz olduğu için, bunu daha ileriye götürmeyi, topluma belletmek için ‘adalet’ kavramının kullanıldığı yönündedir.2 Zira toplumuzun eşitlikten çok adaletle ilgili olduğu bilinir.

Konunun burasında toplumsal cinsiyet adaleti kavramsallaştırılmasının tarihçesi hakkında biraz bilgi verelim.

KADEM, 6 Mart 2015'te "Toplumsal Cinsiyet Adaleti" konulu Kongrenin bildiri çağrısını: "Kongrede sunulacak bildirilerde; Ülkemizde kadının toplumsal, akademik, siyasal, ekonomik ve sosyal yaşamdaki yeri ve statüsü konusuna ‘toplumsal cinsiyet adaleti’ kavramı çerçevesinde farklı bakış açıları getirilmesi” şeklinde duyurmuştur. Bildirilerin içeriği hakkında da, “Bu sebeple kongrede sunulmaya değer bulunacak bildirilerin; alışıla gelmiş söylemlerin ötesinde, mevcut akademik yazında ağırlıklı olarak yer alan cinsiyet eşitliği kavramını sorgulaması ve toplumsal cinsiyet meselesine eşitlik merkezli bakan egemen söylemden farklı olarak adalet merkezli bir yaklaşımın sağladığı imkân ve kısıtları da tartışmaya açması beklenmektedir" olarak belirlemiştir. Bu çağrı kimi yazarlarca AK Parti'nin, hükümetin ve Cumhurbaşkanının toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı tutumuna ve politikalarına kılıf uydurmak olarak da algılanmaktadır.3 Şimdi aşağıdaki satırları okuyalım:

“Ama ne yazık, yapmaya çalıştıkları yirmi yıl öncesinin Vatikan'ından ve Papa II. John Paul'den kopya çekmenin ötesine geçemiyor. Pekin'de 1995 yılında gerçekleşen Birleşmiş Milletler IV. Dünya Kadın Konferansında Vatikan'ın liderliğinde dini sağcı politikalarına alet eden bazı Katolik ve Müslüman ülkelerden oluşan bir koalisyon niyet etmişti "toplumsal cinsiyet eşitliği (gender equality) yerine, "toplumsal cinsiyet adaleti" (gender equity) kavramını geçirmek için. Fikrin sahibi olan Papa II. John Paul çok uğraşmıştı bu iş için, hem sağ Katolik ve Müslüman ülkeleri toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı böyle din bazlı bir kurguda bir araya getirmek için, hem de Pekin'de bu ülkelerin bir karşıt koalisyon oluşturmaları için. Yanına alabileceğini düşündüğü Müslüman ülkelere Vatikan'dan delegasyon göndermekten tutun, Pekin konferansı öncesi Katolik ve Müslüman sağ dinci örgütlerin bir araya gelebileceği uluslararası toplantılar düzenlemeye kadar. Bütün bu çabalara rağmen muazzam bir yenilgiye uğramıştı bu koalisyon 1995'te Pekin'de. Pekin Dünya Konferansından beri son yirmi yılda Birleşmiş Milletler'in kadın konusundaki neredeyse her uluslararası ya da komisyon toplantılarına katıldım. Bu toplantıların hiçbirinde, ama hiçbirinde ne Vatikan, ne de tek bir sağ Katolik ya da Müslüman bir ülke bir daha "toplumsal cinsiyet eşitliği" terimine ve kavramına hiçbir şekilde karşı çıkmadı ya da sorgulamadı.”4

Buradan da anlaşılıyor ki, toplumsal cinsiyet adaleti orijinal bir kavramsallaştırma ve çaba değil, kopyadır. Zaten toplumsal cinsiyete ekledikleri ‘adalet’ eki, ne hükümet, ne Milletvekilleri tarafından benimsenen ve savunulan kavram değildir. M. Balcı)

Kadın ve erkek Allah’a kullukta eşit, yaratılış itibarı ile farklı iki cinstir. Cinsiyet adaleti kavramı, her iki cins için de; hakkaniyeti, dengeyi, insafı ve eş değerliliği içermektedir. Bu bağlamda kadın ve erkeğin yaradılışına özgü nitelikleri göz ardı eden ve adaleti de zedeleyen katı bir eşitliği değil, eşitliği de kuşatan bir adalet anlayışının gerekliliğine inanıyoruz. (KADEM sürekli eşitlik yerine adaleti savunuyor. Ancak savunduğu İstanbul Sözleşmesi adaleti değil, eşitliği öngörüyor. KADEM Sözleşmeye herhangi bir eleştiri getirmiyor. Zira eleştiri getirdiği takdirde birlikte oldukları siyasi iradeye aykırı hareket etmiş olacaklar. İstanbul Sözleşmesi görüşmelerinde ‘adalet’ olarak bir savunması oldu mu hükümetin? Olmadı. KADEM’in oldu mu? KADEM, Sözleşme görüşmelerinde henüz kurulmamıştı denebilir. Ancak kurucuları Sözleşme sürecinde oldukça aktiftiler. Bu, 2 kadın Bakanının azlinden anlaşılmıyor mu? Bu da, KADEM’in çabalarının toplumsal cinsiyet adaleti değil, eşitliğini perçinlemek veya daha iyimser bir ifade ile İstanbul Sözleşmesinin getireceği olumsuzlukları bir nebze de olsa yumuşatmak için kurulduğu izlenimi veriyor. Yoksa hükümet neden eşitliği kabul ettiği halde adaleti savunsun, niye KADEM’i kurmuş olsun?

Sözün burasında soru sormanın inceliğini değil de, anlamını bilinçaltına kazımakta yarar görüyoruz. Soru doğru sorulmadığında doğru cevaplar alınması imkânsızdır. Soru maddi gerçeği ortaya çıkarmak için üretilir. Milan Kundera’ya kulak verelim: Soru: Bir tiyatro perdesini bıçak gibi yırtarak, arkasındaki maddi gerçeği göstermektir. M. Balcı)

KADEM olarak Toplumsal Cinsiyet Adaleti kavramı ile günümüz problemlerine bu bakış açısıyla çözüm üretmeye çalışıyoruz.

6- Buna ilaveten, kadının mirastan payı, şahitliği gibi konularda ne düşünüyorsunuz? (Vehbi Kara)

OKUR: Bu sorunun cevabını hukuk ve fıkıh uzmanlarına bırakmayı tercih ediyoruz. (KADEM, yani kadın hakları mücadelesi veren kuruluş temsilcisinin, kadının miras hakları konusunda kanaat belirtmemesi garip değil mi? Kendilerine bu konuda müracaat edenlere de aynı cevabı mı veriyorlar? O zaman kadın hakları mücadelesi fanteziden ibaret olmaz mı? Kadın hakları mücadelesi sadece “şiddet” konulu bir mücadele midir? Seküler zihniyet temsilcileri kadın hakları savunucularının ise net cevapları vardır. KADEM’in de olmalı değil mi? Kadın haklarıyla ilgili ve mücadeleci kadın kuruluşu, kadınların haklarına yabancı kalabilir mi? KADEM 11 Temmuz 2019 tarihli basın açıklamasında5, kendisi hakkındaki ithamlara cevap verirken, kadın – erkek arasındaki adalet konusunda şöyle diyor:

“Kadın ve erkek arasındaki adaletin kökleri ise Yaratıcının emir ve yasakları ile şekillenmiş, temelleri bizzat Hz. Peygamber tarafından atılmıştır. Onun öğretileri ve pratiğini hayata geçirmiş olan kadın ve erkek sahabeler bu alanda bizim rol modellerimizdir.”

KADEM’in beyanı bu kadar açık iken, miras konusunda herhangi bir beyanda bulunmaması şaşırtıcı değil mi? Çekindikleri bir yer, bir güç, bir baskı grubu mu var?

KADEM’in Dernek Tüzüğünde MADDE 4: DERNEĞİN AMACI

Derneğin temel amaçları:

Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve siyasal gelişimi için çağdaş, yetenekli, girişimci ve nitelikli kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal gelişimlerine katkı sağlamak,

2. Cinsiyet adaletini merkeze alarak kadının insan hakları ve fırsat eşitliği konusunda toplumda ortak bir bilinç oluşmasını sağlamak,

3. Kadının insan haklarını koruyarak demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve insan hakları ile temel özgürlüklere saygının geliştirilmesine ve sağlamlaştırılmasına katkıda bulunmak,

4. Bu çerçevede DERNEK engelli olan veya olmayan genç, yaşlı, yetişkin kadınların hukuki, ekonomik, sosyal, siyasal, sanatsal vb. alanlarda yaşama katılımını sağlayarak, demokratik hak hukukun bilincinde bireysel ve mesleki gelişimlerine yönelik projeler ve aktiviteler gerçekleştirerek Türkiye’nin; siyaset, ekonomi, sanat, kültür, bilim, teknoloji vb. alanlarında gelişimi için araştırma, inceleme, yayın vb. madde 5’te belirtilen çalışma yöntemleri doğrultusunda katkı sunmak, bu tür çalışmaları teşvik etmek, yürütmek ve yaymaktır.

Dernek Tüzüğünde amaç olarak, kadına şiddetle mücadele kavram olarak geçmiyor, fakat kadınların insan hakları ve fırsat eşitliği konusunda toplumda ortak bir bilinç oluşturmak, ekonomik, sosyal ve siyasal gelişimlerine, demokratik hukuk bilinci, siyaset, ekonomi, sanat, kültür, bilim, teknoloji vb. alanlarda katkı sağlamak amaçlanıyor.

Toplumun İslam fıkhına ve Medeni Hukuka ilişkin aydınlatılması hususu, yukarıda belirlenen amaçlar bakımından en azından kendi üyeleri yönünden önem arzediyor. Toplumsal cinsiyet, eşitliği ve adaleti ile ilahiyatçıların, sosyologların ve hukukçuların alanına giriyor. KADEM’in Genel Başkanı da bir ilahiyatçı akademisyendir. Üyeleri arasında hatta yönetiminde ilahiyatçılar ve hukukçular vardır. Soruya cevap verilmemesi, KADEM’in sadece İstanbul Sözleşmesini kabul ettirmek için kurulmuş bir yapı izlenimi veriyor. M. Balcı)

Yazı dizisinin 1. bölümü için aşağıdaki link'i tıklayınız:

https://www.hertaraf.com/haber-tu-rki-ye-du-s-u-nce-platformu-nun-kadem-baskanina-sorulara-verilen-cevaplara-karsi-aciklamalar-1-muharrem-balci-4372

 

1 Alev ÖZKAZANÇ, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karşıtlığının Dinamikleri,

https://m.bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/206353-toplumsal-cinsiyet-esitligi-karsitliginin-dinamikleri

2 Ümit ŞİMŞEK, Toplumsal Cinsiyette Adalet Aldatmacası,

http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/Toplumsal cinsiyet eşitliği/957.pdf

3 Pınar İLKARCAN, Vatikan'dan Kopya: 'Toplumsal Cinsiyet Adaleti’,

http://kazete.com.tr/makale/vatikandan-kopya-gundemsal-cinsiyet-adaleti_1013

4 Pınar İLKARCAN, a.g.m.

5 KADEM, Hakkındaki İddialara Basın Açıklamasıyla Cevap Verdi. http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/tce/960.pdf

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş