metrika yandex

Haberler / Yazı Dizisi

TÜRKİYE DÜŞÜNCE PLATFORMU’NUN KADEM BAŞKANINA SORULARA VERİLEN CEVAPLARA KARŞI AÇIKLAMALAR -1- / Muharrem BALCI

16.05.2020

Sayın Okuyucu;

Bu çalışma, Türkiye Düşünce Platformu(TDP) adında bir grup duyarlı insanın KADEM (Kadın ve Demokrasi Derneği) Başkanı Sayın Dr. Saliha OKUR GÜMRÜKÇÜOĞLU’na İstanbul Sözleşmesi, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve 6284 sayılı Kanun hakkında sordukları sorulara Sayın Okur tarafından verilen cevaplar, cevapların içinde ve bitimlerinde tarafımızdan değerlendirilmiş olup, konuya duyarlı halkımızın bilgisine sunmak için hazırlanmış bir metindir.

Bu çalışmanın amacı, KADEM ile bir polemiğe girmek değil, İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projesinin, tarafımızdan nasıl anlaşıldığı ve kısmen farklı bakışımız hakkında Kadın Hakları Savunucusu dernek olan KADEM’i ve kamuoyunu bilgilendirme isteğimizdir. KADEM’in TDP’nin sorularına verdiği cevaplara düştüğümüz bu şerhleri KADEM’e bizzat göndermememizin nedeni, KADEM’in bu cevalarunı web sayfalarından kaldırmasının, bu konuda farklı görüşlerle polemiğe girmemek olduğu düşüncemizdendir.

Not: Metin içinde sonu M. Balcı ile biten parantez içindeki renkli kısımlar Muharrem Balcı’ya aittir.

Muharrem BALCI

..………….

KADEM’e sorulan sorular ve KADEM’in cevapları her ne kadar KADEM web sayfasında yayınlanmışsa da, bilahare sayfadan kaldırılmış olup, google aramasında şu bilgi çıkmaktadır:

TÜRKİYE DÜŞÜNCE PLATFORMU | | KADEM

kadem.org.tr/turkiye-dusunce-platformu

TÜRKİYE DÜŞÜNCE PLATFORMU 1.KADEM hakkında neden bu kadar spekülasyon yapılıyor? (Acaba tesettürlü feministler mi? Yorumlarıyla alakalı daha iyi bir diyalog ve kadem toplumuma ve STK'lara kendi daha iyi ifade etmesi mümkün müdür? (A. Kadir Nurzade) AÇIKLAMA: KADEM, öne çıkan diğer kadın hareketleri gibi Batılı kaynakları

……………..

1- KADEM hakkında neden bu kadar spekülasyon yapılıyor? (Acaba tesettürlü feministler mi?) Yorumlarıyla alakalı, daha iyi bir diyalog ve KADEM, toplumuma ve STK’lara kendini daha iyi ifade etmesi mümkün müdür? (A. Kadir Nurzade)

OKUR: KADEM, öne çıkan diğer kadın hareketleri gibi Batılı kaynakları takip etmiyor. Bu anlamda onlardan ayrılırken, kadın haklarını koruyan ve şiddete karşı farkındalık uyandırmayı hedefleyen çalışmalar yürüten bir kadın derneği.

Kadına yönelik şiddet, istismar, ücret eşitsizliği gibi sorunlar tüm dünyanın ortak sorunları. Bu noktada Batı’nın kadın sorunlarına yönelik ürettiği çözümler kendi tarihsel süreci içerisinde çok farklı dinamikler içerir. Batı’da kadına atfedilen anlam ile bizim medeniyet dünyamızın kadına atfettiği anlam birbirinden çok farklı. Batı’nın “feminizm” ile ulaşmaya çalıştığı eşitlik/eşdeğerlilik bizim inancımızda kulluk noktasında zaten mevcut. Sosyal hayatın düzenlenmesinde ise eşitliğin de ötesinde adalet ve hakkaniyet gibi mihenk taşlarımız var. (KADEM, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projesi ve olgusu ile ilgili değil mi? Toplumsal cinsiyet eşitliği, küresel aktörlerin besleyip büyüttüğü bir seküler Batı projesidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği İstanbul Sözleşmesi ve yasalarla güvence altına alınmıştır. Bu bir devlet politikasıdır artık. KADEM’i devlet politikasının dışında veya karşısında düşünebilir miyiz? AK Partili siyasetçileri ve TBMM’de Milletvekillerini Toplumsal Cinsiyet Eşitliği politikalarının dışında düşünebilir miyiz? KADEM, İstanbul Sözleşmesini yasalaştıran hükümet politikalarının yanında mıdır, karşısında mı? Batı’nın feminizm ile ulaşmaya çalıştığı eşitlik/eşdeğerlik bizim inancımızda mevcut ise, İstanbul Sözleşmesi gibi seküler zihnin üretimlerine neden ihtiyaç duyuluyor? M. Balcı)

Bu sebeple kadın çalışmaları alanında söylem üretirken kendimizi feminizme göre konumlandırmıyoruz. Beslendiğimiz kadim medeniyet bize Batı kültüründen çok daha fazla kaynaklık edecek bir zenginliğe sahip. (Bu zengin kaynaktan yararlandıklarına dair tek bir emare göremedik. Anlaşamayan eşler arasında Arabuluculuk ve Uzlaştırmayı, tarifi yapılmamış, içeriği belirsiz bir şiddet kavramına feda ettikleri, Nisa 35. Ayeti dikkate almadıkları bir gerçek. Bu hususta ileride 13. Soru / İddia 48’de gerekli izahat yapılmıştır. M. Balcı) Dolayısıyla feminist düşüncede yer aldığı gibi insanın kadın ve erkek olarak yaratılmasından bir karşıtlık ya da bir çatışma doğduğunu düşünmüyoruz. Bilakis bu iki insanın tıpkı bir çarkın dişlileri gibi, işleyebilmesi için birbirini tamamlaması gereken bir dayanışma oluşturduğuna inanıyoruz.

Biz KADEM olarak, kurulduğumuz günden itibaren bu anlayışla hareket ediyoruz. Ayrıca her türlü eleştiriye ve iş birliğine açık olduğumuzu her ortamda ifade ediyoruz. Bizim niyetimiz özellikle kadını ilgilendiren her meselenin şeffaf olarak tartışılıp hakkaniyetle sorunlarına çözümler bulunmasıdır. Ancak çarpıtmaya ve manipülasyona dayalı yorum yapanlarla mücadele etmek gibi bir niyetimiz de yok. Enerjimizi yapabileceğimiz hayırlı işlerde kullanmayı tercih ediyoruz.

2- KADEM, kadın hakları hususunda her türlü fikre (lehte/aleyhte) ne kadar açıktır? (Sema Maraşlı vb. yazarları dinleme, anlatma hususunda faaliyetleri olmuş mudur? (A. Kadir Nurzade)

OKUR: KADEM, kadının insanlık onurunu teslim etmek üzere savunuculuk yapmayı kendine misyon edinmiş bir dernektir.

Biz, kadına ilişkin meselelerinin, ancak toplumsal farkındalık ile çözüme kavuşturulabileceğine inanıyoruz. Bunun için de her birimizin muhakkak elini taşın altına koyup sorumluluk alması gerekiyor.

Kadın-erkek herkesin şahsiyetini korumaya ve eşref-i mahlûkat olan insanın itibarına yakışacak şekilde yaşamaya hakkı vardır. Bu ilkeyi muhafaza etmek kaydı ile her yaklaşımı dinlemeye değer buluyoruz. Kadın haklarını geliştirecek her fikri dikkate alıyor ve buna yönelik tavsiyeleri titizlikle değerlendiriyoruz.

Örneğin her hafta küçük gruplarla istişare toplantıları yapmak üzere toplumda kanaat önderi, akademisyen, yazar, STK temsilcisi ya da medya mensubu kişileri dernek merkezimize davet ediyoruz. Bu buluşmalarda misafirlerimize çalışmalarımızı anlatıyor ve tartışmalı konularda kendileriyle görüş alış-verişinde bulunuyor, fikirlerini alıyoruz. (İlginç! Dernek merkezlerine davet ediyorlar. Yani kanaat önderlerini ayaklarına çağırıyorlar. Merak konusudur: Ayaklarına giden bir kanaat önderi var mı? İstanbul Sözleşmesi aleyhine yazan önemli gazeteci ve hocaların ayağına gittiklerine dair duyumlar var. İstanbul Sözleşmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğine dair STK’ların açıklamaları, yerel ve görsel basında yazılar ve konuşmalar var. İstanbul Sözleşmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili olarak, konuyu sürekli gündemde tutan, yazı ve konferanslarıyla toplumu aydınlatan, Burhanettin Can, Mücahit Gültekin, Ahmet Hakan Çakıcı ve Muharrem Balcı ile görüşmediklerini, onları dinlemediklerini biliyoruz. Kaldı ki bu aydınlar, konuşmalarında ve yazılarında, öncelikle toplumdaki şiddet kültürünü eleştirerek, şiddetin toplumun yumuşak karnı olduğunu ısrarla vurgulamaktadırlar. M. Balcı)

Bu anlamda hiçbir çözüm önerisi olmaksızın yalnızca karalama kampanyaları yürüten isimlerle bir araya gelmenin bizim mücadelemize bir katkısı olacağını düşünmüyoruz. Bu mecrada yöneltilmiş onlarca soru, eleştiri ve öneriyi önemli kabul ederek cevap vermemiz de, “KADEM, kadın hakları hususunda her türlü fikre (lehte/aleyte) ne kadar açıktır?” sorusuna sanıyorum fiili bir cevaptır. (Girişte de bahsettiğimiz gibi, KADEM bu söyleşiyi web sayfasından 5 gün sonra kaldırmış. Kamuoyunu aydınlatma amacıyla yapılmış bir söyleşinin yayından kaldırılmasının da bir izahı olmalı. Üstelik söyleşide sorulara verilen cevaplar sponten değil, kurmay ve hukukçuların da katkılarıyla oluşturulmuş kurumsal cevaplardır. Ayrıca yukarıda ismi geçen yazarların, burada ifade edildiği gibi karalama kampanyaları yapmadığını söyleyebiliriz. O halde bu isimlerle neden görüşmüyorlar? M. Balcı)

Özetle bizler, dünyada ve ülkemizde çözüm bekleyen pek çok konu olduğunu biliyor ve üstlendiğimiz sorumluluğu hakkıyla yerine getirmek için çaba sarfediyoruz.

3- İstanbul Sözleşmesine alternatif olarak, yerli ve millî, geleneklerimize ve en önemlisi İslam’a uygun Batı dayatmasından uzak (sapkınlığı şiar edinmişler hariç geniş katılımın olabileceği) bir metin oluşturup dolaşıma sokup kamuoyu oluştursak belki uygulamaya koyacak bir yiğit çıkar, ne dersiniz? (Mustafa Süs)

OKUR: Söz konusu sözleşme Avrupa Konseyi tarafından kaleme alınmış kadına yönelik şiddetle topyekün mücadeleyi amaç edinen ve taraf devletlere, kendi iç hukuklarını şiddetle mücadele etmeye matuf kanunlar oluşturmasını tavsiye eden (Tavsiye eden değil, emreden. Uluslar arası Sözleşmeler kanun hükmündedir ve kanun hükümleri emredicidir. Uluslar arası Anlaşmalarla ilgili süreci hatırlatalım: 7 Mayıs 2004 tarihinde Anayasanın 90. Maddesine, uluslararası anlaşmaların iç kanunla çelişmesi halinde uluslararası sözleşmelerin esas alınacağına dair ekleme yapıldı: "temel hak ve özgürlüklere ilişkin [milletlerarası andlaşmalarla]… " Bu ifade, 2011'de imzalayacağımız İstanbul Sözleşmesi gibi "temel hak ve özgürlüklere" ilişkin metinlere iç kanundan daha yukarıda bir konum veriyor. Sözleşme Meclis'te onaylanıp yürürlüğe girdikten sonra Anayasaya aykırılığı gerekçesiyle iptal ya da itiraz yollarını kapıyor. Kaldı ki İstanbul Sözleşmesinin ve Sözleşmeyi dayanak alan 6284 sayılı Kanunun uygulamasına dair izlenim/denetim mekanizması da emredici hükümdür. GREVİO adlı denetim mekanizması Sözleşmenin 66-70. maddelerinde düzenlenmiş olup, GREVİO, uygulamaya ilişkin raporlarını Avrupa Komisyonu’na sunmaktadır. Komisyon da taraf devletlere gerekli uyarıları yapmakta ve ilan etmektedir. M. Balcı) Uluslararası bir çerçeve metindir. Bilindiği üzere uluslararası sözleşmeler tek bir milletin örf ve kültürüne göre kaleme alınmadığından, bütünüyle o kültürün dinamiklerini içermez. Nitekim Türkiye’nin taraf olduğu pek çok Uluslararası sözleşme gibi söz konusu sözleşme de bu açıdan değerlendirilmelidir.

Ancak elbette bu sözleşme de imza konulan pek çok sözleşme gibi alternatifsiz bir metin değildir. Ancak, sözgelimi ülkemizdeki STK’lar, şiddeti önlemeye dair yeni bir metin kaleme alsalar, söz konusu yeni metnin Uluslararası hukukta bir karşılığı olacak mı? Bu da ayrı bir mesele olarak karşımızda durmaktadır. (Denedik mi? Hayır. Hazır reçeteleri alıp içselleştiriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana nasıl yapıldıysa öyle devam ediyor. “KADEM’in de eskilerden farkı yok, taklitçi bir kuruluş” dediklerinde haklılık payı yok mu? “Uluslararası sözleşmeler tek bir milletin örf ve kültürüne göre kaleme alınmadığından, bütünüyle o kültürün dinamiklerini içermez” diyor Sayın Okur. Doğru, bizim adımıza bizi kaale almadan hukuk oluştururlar. Kendi kültürlerine uygun yaparlar. Sonra da bizim hukukumuz olur.1 İstanbul Sözleşmesi, metninde geçen ifsad edici kavramlar yüzünden iki kadın bakanının başını yemiştir.2 Onlar, bizim hukukumuz bu değildir, olamaz dedikleri için değiştirildiler. Sayın Kavaf’ın 2009 Haziran ayında Viyana’da yapılan Avrupa Konseyi Aileden Sorumlu Bakanlar toplantısının tavsiye kararlarına koymuş olduğu tavır AK Parti Milletvekilleri tarafından da linç edilmelerine neden oldu.3 Sözleşme metninin alternatifi düşünülmüş olsaydı bu aziller olmayacaktı. Sözleşmede geçen cinsel tercih kavramına takılmak gerek. Cinsel tercih kavramı evrensel bir kavram değil. Milletimizin değerleri içinde karşılığı olan bir kavram da değil. Milletin değerlerine uygun bir Sözleşme teklifinin uluslararası karşılığı olmayınca, her tür sapkınlığa güvence sağlayan İstanbul Sözleşmesini kabul ve uygulama zorunluluğumuz yok. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesine imza atma zorunluluğu yoktu. Sözleşmeye İstanbul adı verilerek Türkiye’nin imzalaması ve sürece aktif katılımı sağlanmış oldu. “Ağuyu altın tasta sunarlar, bal da suç ortağı.” KADEM, kuruluşundan çok sonra (11 Temmuz 2019) toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim gibi kavramlara karşı tepkiselliğini ortaya koyarken, bu sürecin benimsetilmesi ve içselleştirilmesine en azından sessiz kalarak katkısı olmakla itham edilebilir. M. Balcı)

4- http://kadinarastirmalari.kadem.org.tr/toplumsal-cinsiyet-tablosunda-perspektifin-esitlikten-adalete-kayisi-dini-referanslar-esliginde-bir-okuma-denemesi/

Diyanet İşleri Başkan Yrd Huriye Martı’nın KADEM’in dergisinde yer alan cinsiyet eşitliği ile ilgili şu cümlelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

" Hata ve sevap konusu, cinsiyet eşitliğinin Kur’an’da ifade edildiği bir diğer alandır. " (Vehbi Kara)

OKUR: Allah kendisine kulluk noktasında erkek ve kadın arasında herhangi bir ayrım olmadığını, hata ve sevapta eşit olduklarını birçok ayette açıkça beyan etmiştir. Bu bağlamda kadın ve erkek arasındaki adaletin kökleri Yaratıcının emir ve yasakları ile şekillenmiş, temelleri bizzat Hz. Peygamber tarafından atılmıştır. Yine bu manada Veda Hutbesi bir manifestodur.

Bu alanda pek çok ayet örnek olarak verilebilir, fakat en çarpıcı olanı Ahzab Suresi’nin 35. ayetidir:

“Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mü’min erkekler, mü’min kadınlar; ibadet ve itaat eden erkekler, ibadet ve itaat eden kadınlar; özü sözü doğru erkekler, özü sözü doğru kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; gönlünü ibadete vermiş erkekler, gönlünü ibadete vermiş kadınlar; (Allah için) yardım yapan erkekler, yardım yapan kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; iffetlerini koruyan erkekler, iffetlerini koruyan kadınlar; Allah’ı çokça anan erkekler, Allah’ı çokça anan kadınlar; işte bunlar için Allah büyük bir ödül hazırlamıştır.”

Başka bir ayette “Mümin olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.” (Nisâ 4/124) buyrulur. Diğer bir ayette ise “Rableri, onlara şu karşılığı verdi: Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz....” (Âl-i İmrân 3/195) ifade ediliyor.

Kadın ve erkeğin aynı vahye muhatap olmaları, aynı davranışı sergilediklerinde aynı karşılığı almaları, mükâfatta da cezada da eşit olacakları bu şekilde beyan edilmistir. Hucurât Suresinin 13. ayetini de bu babta zikredebiliriz. Meali şöyledir:

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”

Bu ayet, hata ve sevapta, yani kulluk ve ef’âli mükellefin olmada eşitliğin sadece kadın ve erkek cinsiyetinde değil, aynı zamanda kabile/boy/ırk/aşiret için de geçerli olduğunu, takva dışında bir üstünlük olmadığını söylemektedir. (Tüm bu ayetlerde kadın-erkek ayrımı olmadığı malum. Peki, Nisa 35. Ayette Allah, KADEM’in ısrarla savunduğu “şiddet temelli uyuşmazlıklarda arabuluculuk – uzlaşma ve tahkim olamayacağını bilmeden mi vahyetmiş? Allah kullarını ve ihtilaflarını kullarından daha iyi bilir değil mi? Allah, eşler arasındaki uyuşmazlıklarda ‘şiddet’ unsurunu ifade etmeksizin, uyuşmazlık hallerinde arabuluculuğu emretmektedir. Kaldı ki, Nisa 35. Ayette emredilen arabuluculuk – uzlaşma – tahkim, sadece tarafları barıştırmaya değil, barışmadıkları takdirde boşanmanın şartlarını da konuşmaya, belirlemeye, taraflar arasında olası husumet ve şiddeti önlemeye matuftur. Bizim inancımızda arabuluculuk keyfiyeti budur. KADEM’in bunu bilmediğini düşünmek istemiyoruz. Ayrıca, Sözleşme Kadına karşı şidetin önlenmesini teminat altına alıyor. Sözleşmenin adı bile Kadına Yönelik Şiddet… Erkeğe karşı şiddete dair bir hüküm yok. M. Balcı)

 

Devam edecek...

 

1 Mücahit GÜLTEKİN, "Hukukumuz" dediysem, yanlış anlama. Yüzünü hiç görmediğimiz adamlar, hiç gitmediğimiz Brüksel'de yazdılar bu kuralları. Sonra bizim de hukukumuz oldu.” Erken Evlilik Mağdurları Neyi İfşa Ediyor: Emine Karakaya'yı Hatırlayan Var Mı?
http://www.islamianaliz.com/m/3653/erken-evlilik-magdurlari-neyi-ifsa-ediyor-emine-karakayayi-hatirlayan-var-mi

2 Mücahit GÜLTEKİN, Aile Niçin Dağılıyor? Aile Politikaları ve İstanbul Sözleşmesi. Kavaftan Şahin’e Aile Politikalarının Kısa Bir Analizi, http://aileakademisi.org/sites/default/files/aile_ politikalari_ve_ istanbul _sozlesmesi_0.pdf

3 Eşcinseller, Kavaf'a tepkilerini mecliste gösterdiler, http://www.radikal.com.tr/turkiye/escinseller-kavafa-tepkilerini-mecliste-gosterdiler-986203/

 

Yorum Ekle
Yorumlar (3)
Hatem Türkoğlu

19.05.2020

Bu kadar tepkiye rağmen Hükümet İstanbul sözleşmesinde neden hala ısrar eder ? Bu işte bir terslik var
Selami Yüksel

17.05.2020

Çalışmalrından dolayı Muharrem Bey\'i kutluyorum. Değerli bir yazı..
Süleyman Arslantaş

17.05.2020

Muharrem Bey!Konuya yaklaşımınız için teşekkürler..Bir hatırlatma da bulunmak istiyorum;acaba KADEM\'in ilgilileri ve 6284 sayılı yasayı tanzim eden onaylayanların MÜCADELE Suresinden haberleri yok mu idi?Sayın Okur bir ifadesinde söz konusu sözleşmenin Avrupa Konseyi tarafından kaleme alındığına atıfla sözleşmenin uluslararası hukuka uygunluğundan hareket ediyor.Ben de sıradan bir insan ve müslüman olarak soruyorum;\'acaba uluslararası hukuk tedvin olunurken yeryüzünde İSLAM diye bir dinin ve yine bu dine inanan milyonların varlığı dikkate alınmış mıydı?\'