metrika yandex

Haberler / Yorum - Analiz

Terör Devleti İsrail’in ve Evanjelik Zorbaların İdeolojisi: Siyonizm-Hüsnü Aktaş

18.07.2021

Hafıza sahibi olan insanoğlunun geçmişte yaşanan hadiseleri hatırlaması ve içinde bulunduğu hâlin muhasebesini yapması mümkündür. Geçtiğimiz Ramazan-ı Şerif ayında; terör devleti İsrail’in Filistinli müslümanların yaşadığı Şeyh Cerrah mahallesine ve mübarek Mescid-i Aksa’ya karşı kelimelerle ifadesi kolay olmayan bir saldırıyı başlattıkları malûmdur. Bu vahşi saldırı, bayram ilk gününden itibaren Gazze’nin havadan ve karadan bombalanmasıyla devam etmiştir. Siyonistlerin son birkaç yıldır Kudüs’ün Müslüman nüfustan tamamen temizlenmesi ve Mescid-i Aksa’nın yıkıma hazır hale gelmesi için bütün imkânlarını seferber ettiklerini söylemek mümkündür. Terör örgütü haline gelen siyonist İsrail’in, Filistinli sivillere yönelik kanlı şiddet eylemleri, neredeyse bir asırdır kesintisiz şekilde devam etmektedir. Filistinlilerin maruz kaldığı katliam politikası, İsrail devleti henüz kurulmadan önce başlamıştır. Sürecin ilk safhalarında Filistinli müslümanlar ile bu topraklara göç eden Yahudiler arasında çatışmalar vukû bulmuştur.

Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından Filistin topraklarındaki Yahudilerin oranı yüzde 10 civarında iken, bölge demografisi kısa sürede organize bir şekilde değiştirilmiştir. Filistin’e Yahudi göçleri Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, henüz 1880’li yıllardan itibaren artmaya başlamıştır. Bu göç dalgalarına “yükselmek/yukarı çıkmak” anlamına gelen “Aliyah” adı verilmiştir. 1882-1903 Birinci Aliyah, 1904-1914 İkinci Aliyah, 1919-1923 Üçüncü Aliyah, 1924-1928 Dördüncü Aliyah, 1929-1939 arası dönem ise Beşinci Aliyah olarak nitelendirilmiştir. Bu göçler sayesinde yüz binlerce Yahudi bu topraklara göç etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1948-1951 yılları arasında da Filistin’e Yahudi göçleri yoğun şekilde artmıştır. Bu noktada yaşananları kısaca hatırlatmakta fayda vardır.

Hafızamızı Tazeleyelim

İsrail devletinin kuruluşuna zemin hazırlamak için Siyonistlerin 1920’de Haganah terör örgütünü, 1931’de de Irgun Z’vai Leumi örgütünü kurdukları bilinmektedir. Yahudiler ile Filistinliler arasındaki çatışmalar bu dönemde hız kazanmıştır. 1920 Nisan ve 1921 Mayıs aylarında yaptıkları terör saldırılarında çok sayıda ölenler ve yaralananlar olmuştur. 1946 yılında Siyonist Irgun terör örgütü Kral Davut oteline bombalı saldırı düzenlemiş, bu saldırıda çoğu sivil olmak üzere toplam doksan bir kişi hayatını kaybetmiştir. Avraham Stern’in lideri olduğu Lehi (Stern) ile Menahem Begin liderliğindeki Irgun örgütünün militanları tarafından 9 Nisan 1948 tarihinde Kudüs’ün batısında yer alan Deyr Yasin köyüne baskın düzenlenmiştir. Bu saldırıların Palmah ve Haganah gibi diğer terör örgütleri tarafından da desteklendiği bilinmektedir. Bu saldırıda 254 sivil Filistinli şehit edilmiştir. Bu süreçte masum Filistinli kadınlara tecavüz edilmesi, bazı hamile kadınların karınlarının yarılması ve insanların ağaçlara bağlanarak yakılması gibi hadiseler yaşanmıştır.  Saldırıyı düzenleyen teröristlerin liderlerinden birisi, daha sonra İsrail’de başbakanlık makamına getirilen Menahem Begin’dir. Yıllar sonra “Bu Deyr Yasin saldırısını yapmasaydık İsrail Devleti’nin kurulması mümkün olmazdı” demiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nın bedelini ağır bir şekilde ödeyen Filistinliler, hiç müdahil olmadıkları halde İkinci Dünya Savaşı’nın tazminatını da ödemek zorunda kalmışlardır. O tarihlerde yeni kurulmuş olan Birleşmiş Milletler (BM) (sanki bu iş için kurulmuş gibi) ilk iş olarak 1947 yılında İngiliz mandası altında, Müslüman ve Yahudi bölgeleri olarak ayırarak Kudüs’ün batısındaki işgali resmileştirmiştir. Bu dayatmayı kabul etmeyen Filistinliler, Siyonist çeteler tarafından tedhişe tabi tutulmuş ve Kudüs’ün Müslüman nüfusu daha da eritilmiştir.

Siyon, Siyonizm ve Pkudüs

Bilindiği gibi Siyon ismi, Ahd‑i Atik’te Kral Davûd tarafından fethedilip krallığın merkezi yapılan Kudüs şehri için kullanılmış bir isimdir. (II.Samuel 5/7) Zaman içerisinde kapsamı bugünkü Siyonist işgal altındaki Filistin topraklarını ifade edecek şekilde genişletilmiştir. Siyon kelimesinden hayat bulun Siyonizm ideolojisi, vaat edilmiş toprakları (Arz-ı Mev’ûd) ele geçirmeyi temel hedef olarak benimsemiş olan bir ideolojidir. 1980 yılında Kudüs’ü İsrail’in “bölünmez ve ebedi” başkenti ilan eden İsrail, 1990’ların başında SSCB’nin dağılmasının ardından Rus ve Polonya Yahudilerini Siyon’a yerleştirerek ‘Büyük Kudüs’ü’ inşa etmeye başlamışlardır. Aslında ABD Kongresi 1995 yılında aldığı kararla ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınmasını onaylamış olsa da, Trump iktidara gelinceye kadar bunu uygulamamıştır. ABD’nin bir önceki başkanı Donald Trump 6 Aralık 2017 tarihinde Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğunu resmen tanımış, daha sonra 14 Mayıs 2018 tarihinde, ABD elçiliğini Kudüs’e taşımıştır. Bu siyasi değişimin ortaya çıkmasında Illuminati Çetesi’nin ve siyonizme hizmeti iman esası haline getiren evanjelik zorbaların etkisini görmemek mümkün değildir. Bu noktada ABD’nin dış politikasını derinden etkileyen ‘Evanjelizm’ hareketi üzerinde kısaca durmakta fayda vardır.

 Evanjelikler, ABD’nin kurulmasında önemli rol oynayan ve muhafazakar eğilimiyle tanınan Protestan-Puritenlerin devamıdır. Evanjelizmin temelleri İngiliz George Whitefield, Methodizm’in kurucusu John Wesley ve Amerikalı filozof ve teolog Jonathan Edwards tarafından atılmıştır. Bu üç kişi ABD’nin en büyük Protestan mezhebi olan Baptistlerin ve Metodistlerin oluşmasında da önemli rol oynayan filozoflardır. Bu noktada bir inceliğe işaret etmekte fayda vardır. Ondokuzuncu yüzyıla kadar Evanjelizm terimiyle ifade edilen dini ve siyasi bir hareket yoktur. İsrail Devleti’nin kurucusu kabul edilen Theodor Herzl ve onunla birlikte hareket eden bazı Yahudi aydınların yorumlarıyla klasik Hristiyan düşüncesi ve bakış açısı deformasyona uğratılmıştır. Dolayısıyla Evanjelizm,’Tanrıyı Kıyamete Zorlamayı’ hedef olarak belirleyen ve kendilerini ‘Hristiyan Siyonist’ olarak nitelendiren zorbaların dünya görüşünü ifade eden bir siyasi harekettir. Tek kelime ile Siyonizm; hem terör devleti İsrail’in, hem evanjelik zorbaların ideolojidir.Amerika’daki en güçlü lobi  sanılanın aksine Yahudi lobisi değil, kendilerini ‘Hristiyan Siyonist’ olarak nitelendiren Evanjelistlerdir. Evanjelizm, Siyonist filozofların Hristiyanlığın içine soktuğu bir truva atıdır.ABD başkanı J.Biden ve Evanjelist ekibinin; İsrail’in menfaatleri için Amerika dahil, dünyayı ateşin içine atabilecek kadar Yahudi sempatizanıdır.

Siyonist Terör ve Genel Seçimler

Filistin topraklarının yüzde seksenini işgal etmiş olan terör devleti İsrail, son yıllarda sert güç kullanarak kesin zaferini ilân etmeye hazırlanmaktadır. Geçtiğimiz Ramazan-ı Şerif ayında, önce Mescid-i Aksa ve Şeyh Cerrah mahallesine saldıran, sonra Gazze’yi bombalayan İsrail Başbakanı B.Netanyahu, önümüzdeki aylarda yapılacak olan seçimleri kazanabilmek için bütün imkanlarını seferber etmeye karar vermiştir. Terör saldırılarının her seçim döneminde tekrarlanmasını, elbette tesadüfle açıklamak mümkün değildir. Terörist olmakla övünen  Menahem Begin; 1981 yılında yapılan seçimlerden kısa bir süre önce, Irak nükleer santralinin bombalanması emrini vermiştir. Sabra ve Şetilla mülteci kamplarında işlenen cinâyetler de seçim dönemine rastlamıştır. Şimon Perez 1996 seçimleri öncesinde Lübnan’a karşı düzenlenen ‘Gazap Üzümleri’ operasyonunun emrini vermiştir. Ehud Barak ile Tzipi Livni’nin de klasik hale gelen Siyonist tezgâhı kullandıklarını söylemek mümkündür. Elbette tuğyana dayanan zâlim politika, devlet terörünü ve çirkin fiilleri beraberinde getiren bir felâkettir. Başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olmak üzere; bütün uluslararası kuruluşların, ‘temerküz kampı’ hâline getirilen Gazze’de işlenen cinâyetleri görmezlikten gelmeleri, sadece seçimle ilgili bir hadise değildir.

İsrail’in Filistin coğrafyasındaki sistematik zulmü karşısında, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin ve AB ülkelerinin uzun bir süre sessizliklerini koruduklarını unutmamak gerekir. Terör devleti İsrail, 15 Mayıs 2021 tarihinde Amerikan merkezli haber ajansı Associated Press (AP) ve Katar merkezli Al Jazeera’nin (AJ) ofislerinin bulunduğu binayı bombalayarak yıkmasından sonra, sesleri çıkmaya başlamıştır. Öldürülen çocuklar, katledilen aileler, hamile kadınlar, yaşlılar değil, uluslararası basının hedef alınması sonucunda başta ABD Başkanı Joe Biden olmak üzere Batılı ülkeler, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB) harekete geçme ihtiyacını hissetmişlerdir.

 İsrail’in açık şekilde savaş suçu işlediğinin, basının hedef alınmasıyla reddedilemez bir boyuta ulaştığını söylemek mümkündür. Bu noktada şu suali sorabiliriz: “Bugüne kadar defalarca basın mensuplarını doğrudan ve dolaylı olarak hedef alan İsrail’in basın özgürlüğü raporlarındaki yeri nedir?” Sözde bağımsız olan ve nicel verilerle her yıl ülkelerin basın özgürlüğünü puanlayan Freedom House, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) ve Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) gibi kuruluşların raporlarında İsrail’in notu hiçbir zaman düşürülmemiştir. Freedom House verilerine göre, İsrail basın özgürlüğü, sivil ve politik haklar bakımında dünyanın özgür ülkeleri arasında yer almaktadır. Yapılan hesaplamalardaki kriterler arasında eşitlik, saygı, insan hakları, özgürlük gibi değerlerin olduğu göz önüne alındığında, verilerin güvenilirliği ve inandırıcılığı bir hayli tartışmalıdır. İsrail’in ‘Cenevre Sözleşmesi’ kapsamında sivil statüde sayılan basın mensuplarını her fırsatta hedef aldığı inkâr edilemez bir gerçektir. Hal böyle iken İsrail’in sivil ve siyasi haklar ile basın özgürlüğü konusunda dünyanın örnek ülkeleri arasında gösterilmesi ancak kötü bir şakadan ibarettir. İsrail’in 2021 yılının Mayıs ayında başlatmış olduğu sivil katliamlar, TRT ve AA başta olmak üzere vicdan sahibi medya organları tarafından, aralıksız şekilde, yeni ve geleneksel medya araçları üzerinden dünya kamuoyunun gündemine taşınması, Siyonist politikacıları çılgına çevirmiştir. ABD başkanı J.Biden ve Evanjelist ekibinin, Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ı  ‘Antisemitik’ ilân etmesinin sebeplerinden birisi budur.

Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Bizim şer gibi gördüğümüz hadiselerin, değişik hayırlara vesile olması mümkündür. Filistinli Müslümanların  ‘Kudüs’ün Kılıcı’ adı verdikleri direniş harekâtı, Terör devleti İsrail’i ve dostlarını şaşkını çevirmiştir. İsrail’in havaalanlarını, kent merkezlerini ve sanayi bölgelerini hedef alan füzeler, aşılamaz zannedilen ‘ABD Yapımı Demir Kubbe’yi kevgire çevirmiştir. Füzeler, İsrail’in en Kuzey’ine kadar ulaşmıştır. Bazı siyaset uzmanlarının da belirttiği gibi, İsrail, hiç böylesi bir çaresizlik, panik ve güvensizlik içinde kalmamıştır. Kıyâmetten önce yaşanacağı haber verilen Melhame‑i Kübra savaşı; hem siyonist müstekbirlerin, hem de onlarla işbirliği yapan evanjelik zorbaların hezimetiyle sonuçlanacaktır. Müslümanların şikâyeti ve sızlanmayı bir kenara bırakarak, Filistinli Müslümanların mübarek ve şanlı direnişine destek vermeleri farzdır.

 

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Ali Savcı | 18.07.2021 14:40
ALLAH biz müslümanlara ferasat versin müminlerin yar ve yardımcınız olsun inşallah