metrika yandex
  • $32.64
  • 35.41
  • GA18850

Haberler / Yorum - Analiz

Şeytan’ın Ademe secde edip etmeme meselesi üzerine… / Sait Alioğlu

04.03.2024

A’raf Suresi 11. Âyet’te Allah© şöyle buyuruyor; “Andolsun sizi yarattık; sonra size şekil verdik; sonra da meleklere, “Âdem’e secde edin” diye emrettik. İblîs’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenler arasında yer almadı.”(A’raf; 7/11)

Şeytanın Âdem’e(as)  saygı ile eğilmesi istenirken, onun buna yanaşmaması ve kendini ondan, yani Âdem’den “yaratılışlarına yönelik” kullanılan madde(ateş ve toprak) saikiyle üstün görmesi ve bunu dile getirmesi, bu âyette açıklanmaktadır.

11. Âyet’in devamını oluşturan âyetlerde (11. Âyet ile 18. Âyet arası âyetler) bu konu ile ilgili olarak bize bilgi verilmektedir. Meâlde, belirtildiği üzere, şeytanın yapması gereken saygı olayı, âyetin Arapça orijinalinde “secde” şeklinde geçmektedir.

Bu da haliyle Kur’an’ı yüzünden okuduğu ve az çok anlam verebildiği kadarıyla konuya vakıf olan, ama metnin dili olan Arapçayı tam olarak bilmeyen bir insanın şüpheye kapılıp normalde “yapılmaması” gerektiği halde bir insanın ya da,  o da iradi bir varlık olan şeytanın normal şartlarda “Allah’a yapılması gereken secdenin” bir insana yapılıyor olduğunu belirtmesi ilk etapta şüpheyle karşılanması söz konusu olur.

Namaz kılan, Allah’a secde eden ve aynı zamanda “birçok Müslümanın yaptığı üzere” Kur’an okuduğu halde, Arapça bilmediği için, Arapça orijinali “secde” olan kelimenin Türkçe “saygı” kelimesi ile karşılandığında, ihtimal vermeme durumunda herhangi bir Müslüman bu konuda bir açıklama bekleyebilir.

Namaz ve “secde” ehli olan bir Müslüman “Yahu bu konuyu anlamadım gitti. Kur’an’da çelişki olmadığına inanıyorum, ama şeytanın Allah’a değil de, bir kul olan Âdem’e secde etme emri bana biraz sıkıntılı gibi geldi.” demiş olsa, konu nasıl izah edilebilir?

İnanın ki, “aklın yolu birdir” fehvası gereği; âyetin Arapça orijinalinde geçen ve secdeyi ifade eden kelimeyi; elbette Allah, kendisine yapılması gereken secdeyi, aynı mantık ve anlam içre kendisinden başkasına yapılmasını murat etmeyeceği için, o kelimenin Türkçe “saygı” kelimesiyle karşılanmasının daha uygun, yerinde ve şık olacağını belirtmesi gerekir. Konu izaha kavuşmuş olsun…

Göz atacak olsak. Birçok mealde secde kelimesinin “saygı” kelmesiyle karşılandığına şahit oluruz. Ör. Diyanet meâli…

Biz, ilgili âyetin Türkçeleştirilmiş karşılığını, yazının başında belirtmiştik. Oraya bakılabilir.

Görüldüğü kadarıyla ve Kur’an’ın da bize haber verdiği üzdre insanlar inanç açısından birçok farklı kategorilere ayrılmış bulunmaktadır. Bunlar; mü’min, kâfir, münafık ve bu son iki kategoriye uygun olarak da birçok yan kategoriye mensup olagelmişlerdir. Ör. Fasık, mücrim vb.

Seküler Batılı anlamda ise; teist, ateist, deist, agnostik vb. şekillerde belirtilebilir.

Kur’an’da secde olarak geçen ve şeytan’ın Âdem’e(as) yapmasının istendiği halde, yapmaktan kaçındığı eylemin salt secdenin yalnızca Allah’a karşı yapılmasından hareketle, bu eylemin saygıyı kapsadığı düşünülebilir.

Bir de bu eylemin saygıyı da içerdiği gibi, şeytanın “insanoğluna” omun, yani yaratılışı itibarıyla mükerremliğinden(1) dolayı ona selâm durması gerektiği de söz konusudur. Zira insan mükerrem(kerem sahibi) bir varlıktır.

Nitekim; “Te’vilat sahibi Maturidi’ye göre bunun anlamı melekler şahıs olarak Âdem’in kendisine değil, zürriyeti olan insan soyuna selama durmaya davet edilmişlerdir… Melekler Âdem’in kendisine değil, onu Yüce Allah tarafından halk edilmesi ise, fizyolojik ve manen yüksek ve özel donanımına, kısaca irade ve kudretine selama durmaya, azametinin önünde secdeye davet edilmektedir.” (2)

Savunma hakkının vazgeçilmezliği…

Savunma, eylem halinde herhangi bir saldırıya karşı koymak, saldırıya karşı korumak, müdafaa etmek anlamına geliyor olup hayatın birçok alanında kullanılır.

Savunmanın konumuz açısından önemine gelince; Allah© kendisinin yaratmış olduğu şeytanın, niçin Âdem’e ve onun üzerinden insanoğluna saygı göstermek istemediği elbette herkesten iyi bildiği halde, şeytana “…seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?”(3) sorusunu yöneltiyor.

O da, kendini savunmak ve her ne yaptı ise yaptığına meşruiyet kazandırmak için; “… o da ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın” dedi” (4) diye bir savunmada bulunuyor. Bundan da anlıyoruz ki, toplumsal adaletin tesis edilmesi için kişinin kendini savunması prensibi, hukuk bağlamında birçok prensibin de öncülü sayılabilir.

Saygı…

Kur’an’a baktığımızda ayetlerde geçtiği üzere Allah’ın kutsal olarak belirtiği bir, iki kutsallık olgusu dışında, dünya hayatı içerisinde o da “insanların oluşturageldiği” hiçbir kutsal görüngünün olmadığı görülmektedir.

Sadece, bunun yerine; peygamberlerden başlamak üzere en sıradan olup da kendi değerini koruyan insana ve insanla birlikte yaratılıp insanın kullanımına has kılınan cümle mevcudat için “değerli, en değerli ve saygıya değer” ifadelerinin kullanılmasında bir beis olmasa gerek…

Bu böyle olduktan sonra, insan tekinin kendisine de gösterilmesi gerektiği gibi, onun da hayatın öznesi olan hemcinslerine “hak ettikleri oranda” saygı göstermesi ve saygıya layık olması işin esprisi gereği kabul görecektir. Secde/saygı konusuna dönünce; ayetlere yönelik yapılan yorumlara bakmamız gerekirse, elbette varlık alemi içerisinde salt secdeye layık olan zatın Allah© olduğu izahtan varestedir.

Ayette geçen ifadenin, o da Âdem(as) üzerinden onun zürriyetine yönelik bir ilgiye binaen Allah’ın şeytana o görevi ifa emrini vermiş olduğu söz konusudur. Ama şeytan önemli bir karine olan savunma hakkını” kullandığı halde, kendi ve Âdem’in “ateş-toprak” zıtlığı üzerinden yaratılış olayına kayıtsız(lakayt) olduğu görülmektedir.

Onun gibi davranan “insan şeytanları” gibi o da kendi yanlış düşüncesinin kurbanı olarak ebeden lanetlenmiş bulunmaktadır. O da çok iyi biliyordu ki, kendisinden istenen hayatın/dünyanın öznesi olan insana saygı idi, ama o hakikatin zıddına hareket edip kaybedenlerden oldu.

Dipnotlar:

1)  “Andolsun biz insanoğluna şan, şeref ve nimetler verdik; onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık.” (İsrâ; 17/70) 

2) Ali Bulaç, Kur’an Dersleri, 3. C. S. 259, Çıra Yayınları 1. Baskı Nisan 2016 İstanbul

3)A’raf; 7/12

4)A’raf; 7/12

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş