metrika yandex

Haberler / Dünya

Şehadetinin 25. Yılında Yahya Ayyaş'ı Rahmetle Anıyoruz!

05.01.2021

5 Ocak 1996.. Şehadetinin 25. Yılında Yahya Ayyaş'ı Rahmetle Anıyor ve Selamlıyoruz.

"Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz fark edemiyorsunuz." (Bakara, 2/154)

Genç yaşında şehitler kervanına katılan büyük komutan Yahya Abdullatif Ayyaş, 22 Şubat 1966 tarihinde Batı Şeria'daki Rafat kasabasında yaşayan Filistinli bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya geldi.  

Yahya Ayyaş, 6 yaşında Kur`an-ı Kerim`i hıfzetmeye ve İslami ilimleri okumaya başladı. Gerek Kur`an hıfzı ve gerekse İslami ilimleri öğrenmedeki üstün başarısı dolayısıyla Kudüs Vakıflar Müdürlüğünce kendisine üstün başarı sertifikası verildi.

Bir yandan özel İslami eğitimle Kur`an-ı Kerim`i hıfzederken ve dini ilimleri öğrenirken diğer yandan da liseden mezun oldu. Beir Zeit Üniversitesi`nin Elektrik Mühendisliği bölümüne kaydolup, 1991 yılında bu bölümden mezun oldu.

Üniversite öğreniminde de üstün başarısıyla dikkat çeken Yahya Ayyaş, üniversiteden mezun olduktan sonra yüksek lisans ve doktora yapmak amacıyla yurt dışına çıkmak istedi ancak siyonist işgal rejiminin engeline takıldığı için Filistin'i terk edemedi.

Mezun olduğu yıl olan 1991`de amcasının kızıyla evlendi. Bu evlilikten doğan ilk çocuklarına sahabeden Berâ ibnu Mâlik (r.a.)'ın adına nispetle Berâ adını verdi. İkinci çocukları olan Abdullatif ise genç komutanın şehid edilmesinden iki gün önce dünyaya geldi.

Şehid Komutan Yahya Ayyaş, Filistin toprakları üzerindeki işgalin Kudüs’ün kuzeyinde yer alan Rafat köyüne kadar uzanması üzerine Filistin direniş hareketine katıldı.  Kısa süre içerisinde, HAMAS 'ın askeri kanadı olan İzzeddin el Kassam Tugayları içinde İstişhadi Eylemler Grubu'nun komutanı oldu.

Patlayıcılar konusunda uzmanlaşan Ayyaş, HAMAS ’ın bombalı saldırılarının mimarlarından biri oldu. 1993'ten şehadetine kadar siyonist işgal rejimine karşı gerçekleştirilen pek çok bombalı saldırının arkasındaki isimdi. El yapımı patlayıcılar geliştirdi ve HAMAS 'ın askeri kapasitesini artırdı.

Şehid edilmesinden bir ay önce işgal rejiminin güvenlik birimleri Ayyaş'ın eşi, kardeşi ve annesinin de aralarında bulunduğu yakınlarını, Ayyaş'ın yerini öğrenmek için alıkoydu.

İşgal rejimi için arananlar listesinin en başında yer alıyordu. Ancak uzun süre yakalanamaması kendisine efsane bir şahsiyet kimliği kazandırdı.

İşgal rejimi istihbaratına kan kusturan "mühendis" lakaplı bu askeri deha, 340 siyonistin ölmesi ve bunun iki katı kadar sayıda işgalcinin de yaralanması ile neticelenen eylemlere imza attı. Yani son birkaç yıl içinde bu grup tarafından gerçekleştirilen ve siyonist işgalcilerin bellerini kıran başarılı eylemlerin çoğu onun tarafından planlanmıştı.

Bazen yaşlı bir Filistinli, bazen dindar bir Yahudi, bazen de silahlı bir Yahudi yerleşimci kılığında 5 yıl süreyle dolaştı. Bütün bir coğrafyayı cephe olarak görüp bir eyleme imza atabiliyordu.

Siyonist işgalciler, istişhadi eylemlerin komutanı Yahya Ayyaş'ı ele geçirmek için gösterdikleri çabayı hiç kimseye karşı göstermemişlerdi. Onun yerini belirleyebilmek için işgal altında tuttukları toprakları adeta didik didik arıyorlardı.

İşgal rejimi, onu altı büyük istişhadi eylemden sorumlu tutuyordu ki bu altı eylemde işgalcilere mensup toplam yetmiş siyonist öldürülmüş, en azından 340 kişi de yaralanmıştı. İşte bu eylemlerinden dolayı işgalciler beş yıldan beridir onun peşindeydiler ve onu "birinci derecede aranan kişi" ilan etmişlerdi.

Siyonist rejim iç istihbarat örgütü genel müdürü, bu göreve getirildiğinde birinci derecede hedefinin Yahya Ayyaş'ı ele geçirmek olduğunu açıklamıştı.

İşgal rejimi, onu ele geçirebilmek veya yerini tespit edebilmek için gerek siyonist işgalcilerden ve gerekse basit dünya menfaatleri için onların hesabına çalışan işbirlikçi casusları peşine takmıştı. Fakat yürütülen bütün yoğun arama çalışmalarına rağmen işgalciler ve işbirlikçileri geçen beş yıllık süre içinde onu ele geçirmeye muvaffak olamadılar. Bundan dolayı o gerek kendini sevenler arasında ve gerekse düşmanları arasında "efsane bir şahsiyet" kimliği kazanmıştı.

İşgalciler, onu ele geçirebilmek için çeşitli yollara başvurdular. Teslim olmaya zorlamak amacıyla ailesine baskı uyguladılar. Yaşlı ve şeker hastası olan annesini esir ederek, bir buçuk ay süreyle zindanda beklettiler. Daha sonra kardeşlerini alıkoyarak işkenceye maruz bıraktılar. İşgalciler bu konuda o kadar ileri gittiler ki, zaman zaman evini askeri kuşatmaya alarak günlerce kuşatma altında tutuyorlardı. Hatta bir keresinde küçük oğlu Berâ'nın kafasına silah dayayarak hanımından kocasının yerini söylemesini istedi ve söylememesi durumunda bu küçük çocuğu öldürecekleri tehdidinde bulundular.

Yaşlı babasını şiddetli şekilde dövdüler. Son aylarda da özellikle annesinin onunla görüşmesini engellemek amacıyla onu mecburi ikamete tabi tutuyor ve evinin civarındaki belirli bir bölgenin dışına çıkmasını engelliyorlardı.

Yahya'nın 58 yaşındaki babası Abdullatif şöyle anlatıyor: "İşgalciler, Yahya'nın yerini söylemediğimiz takdirde evimizi roketlerle yerle bir edecekleri tehdidinde bulundular. Evimize onlarca kez geldiler. Belli bir saatte de gelmiyorlardı. Bazen sabah, bazen öğle, bazen akşam saatinde, bazen gece yarısı geliyorlardı. Bazen bütün aile fertlerini dışarı çıkmaya zorluyor ve beni zorla içeri alarak Yahya'nın saklandığı yeri göstermemi istiyorlardı. Onun evde olabileceğinden ve beni yanlarına almadan içeri girip arama yapmaları halinde kendilerine silahla karşılık verebileceğinden korkuyorlardı. Bu yüzden beni böyle bir şeye karşı kalkan olarak kullanıyorlardı."

İşgal rejimi, Yahya Ayyaş'ı ele geçirmek için yürüttüğü arama çalışmalarında onunla ilişkisinin olabileceğinden şüphelendiği pek çok kişiyi alıkoydu.

Bütün istihbarat elemanlarına, işbirlikçi casuslara, işgalci askerlere ve diğer güvenlik görevlilerine onun fotoğraflarını dağıttılar. İşgalci askerler onu ele geçirmek amacıyla Batı Yaka bölgesinde baskın düzenlemedikleri köy bırakmamışlardı.

Yürütülen bütün bu çalışma ve beş yıl süren arama çalışmalarının sonunda gerçekleştirilen suikastın sadece işgalcilerin değil aynı zamanda işbirlikçilerin ortak bir operasyonu olduğunun mutlaka bilinmesi gerekir.

Yahya, bazen yaşlı bir Filistinli, bazen dindar bir yahudi, bazen de silahlı bir yahudi yerleşimci kıyafetine bürünerek beş yıl süreyle onları atlatmayı başarmıştı. Şehirlerde dolaşırken işgal rejimi plakalı ve üzerine "Golan halkıyla beraber!" "el-Halil, sonsuza kadar!" "Mesih'in gelişine hazırlanın!" gibi siyonist yahudilerin kullandıkları ancak değişik anlamlara çekilebilecek nitelikteki sloganlar yazılı bantlar yapıştırılmış arabalar kullanıyordu. İşgal rejimine bağlı istihbarat elemanlarının kullandıkları metotların aynısını Yahya Ayyaş onları atlatmak amacıyla kullanıyordu.

Onunla beraber bulunan arkadaşlarının anlattıklarına göre Yahya Ayyaş konuşmalarında kendisinin bir gün mutlaka şehid edileceğini sık sık hatırlatıyor ancak kendisinden sonra binlerce "mühendis" ve binlerce "Yahya" bırakarak göç edeceğini dile getiriyor ve: "Siyonistler karşısındaki savaşın yahudilerin tümü Filistin topraklarından çıkarılıncaya kadar devam etmesi gerekir" diyordu.

Onun planladığı ilk eylem, 16 Nisan 1993 tarihinde Gavru Ürdün bölgesindeki Mahula yahudi yerleşim merkezinde gerçekleştirilen istişhadi eylemdir. Bu eylemde siyonistlerden iki kişi öldürülmüş ve dokuz kişi yaralanmıştır. Aynı yılın ağustos ayında yine onun iki elemanının Batı Yaka'nın kuzeyindeki Kefer Balut geçidinde işgalci askerlerin üzerine otomatik silahlarla ateş etmeleri sonucu iki işgalci asker öldürüldü. Ocak 1994'te planladığı bir eylemde iki işgalci asker ağır şekilde yaralandı. 1994 yazında onun planladığı ve Afule'de gerçekleştirilen bir istişhadi eylemde 8 siyonist öldürüldü, 20'si de yaralandı. Tel Aviv'de gerçekleştirilen ve 22 işgalcinin ölümüne 50'sinin de yaralanmasına yol açan istişhadi eylemi de o planlamıştı. Yine onun tarafından planlanan ve 1995 başlarında Beyti Lid'de gerçekleştirilen bir diğer istişhadi eylemde 22 işgal askeri ölmüş onlarcası da yaralanmıştı. Altı işgal askerinin öldürüldüğü Kefâr Darum eylemini de o planlamıştı. Bunun dışında da birçok eylemin planlayıcısı odur.

İşgal rejimi, onu öldürebilmek için birkaç suikast gerçekleştirdi. Bunlardan Nablus'ta bir arabaya bomba konması sonucu gerçekleştirilen suikastta Ali el-Asi ve Muhammed Osman adlı arkadaşları şehid oldular. Ancak o patlamadan kısa bir süre önce işgalci askerleri yanıltarak onların gözetiminde binayı terk etmeyi başarmıştı. Sonra bir ara işgal rejimi istihbarat elemanları onun Gazze'nin Şeyh Rıdvan mahallesinde oturduğuna dair haberler aldılar. Bu haberler üzerine düzenlenen suikast sonucu o mahallede meşhur bir patlama olayı oldu. Gazeteler olayda ölenlerin arasında Yahya Ayyaş'ın da olduğunu yazdılar ancak daha sonra öyle olmadığı anlaşıldı. Ayyaş patlamadan birkaç saat önce Şeyh Rıdvan mahallesindeki evi terk etmişti.

Siyonsit işgal rejimi, ona yerli işbirlikçilerin yardımıyla suikast tertipleyebildi. Nihayet bu işbirlikçiler sayesinde Ayyaş`ın yeri tespit edilebildi.

Ayyaş'ın Gazze'de, çocukluk arkadaşı Usame Hamad'ın evinde kaldığını öğrenen siyonist işgal rejiminin gizli servisi Şin Bet tarafından, Hamad'ın amcası Kâmil Hamad ile iletişime geçti. Kâmil Hamad'ı kendine angaje eden Şin Bet, Ayyaş'a vermesi için ona bir cep telefonu verdi.

Şin Bet ajanları Kâmil Hamad'a, telefondaki böcek sayesinde Ayyaş'ı dinlemek için telefonu ona vermesini söylediler. Ancak telefon taşıdığı böceğin yanı sıra 15 gram RDX patlayıcı da bulunduruyordu. Kâmil Hamad telefonu, Ayyaş'ın düzenli olarak telefonlarını kullandığı yeğeni Usame'ye verdi.

5 Ocak 1996 sabahı Cibaliya mülteci kampında bulunan Ayyaş, babası tarafından arandı. Ayyaş, babasıyla konuşurken aniden bağlantı kesilir. Bunun üzerine her şeyden habersiz yeğen Hammad, içinde bomba bulunan telefonu Ayyaş`a vererek konuşmasını bu telefondan sürdürmesini teklif eder. Ayyaş bu durumdan şüphelenmez ve uzatılan cep telefonuyla konuşmaya başlar. Aynı anda üzerinde dolaşan siyonist rejimin uçağı Ayyaş'ın telefon konuşmasını komutanlığa aktardı. Telefondaki kişinin Ayyaş olmasının teyit edilmesinden sonra Şin Bet tarafından telefondaki patlayıcı ateşlendi. Patlamayla birlikte Ayyaş da şehid oldu.

Siyonist haber kaynakları haberi vermeye başlayınca Filistinliler buna inanmak istemedi. Ancak HAMAS olayı doğruladı. Cenazesine 250 bin kişi katıldı.

"Ayyaş" kelimesi Arapça'da çok yaşayan, hayat süren anlamına gelir. Kahraman komutan Yahya Ayyaş, Allah katında diri ve sonsuza kadar sürecek nimetler, ilâhi lütuf içerisinde hayat sürüyor inşallah. Yüce Allah onu, gerçekleştirdiği başarılı operasyonlardan sonra kendi katına alarak, sonsuz hayata kavuşturmuş ve ismiyle müsemma kılmıştır.

Düşmanı eylemleriyle sarsan büyük komutan Yahya Ayyaş’ın şehit edilmesinin 18. yıldönümünde eşi Ummu’l-Bera ile yapılan röportajı sunuyoruz:

 

İslamî Direniş Hareketi (Hamas)’ın askeri kanadı İzzeddin El-Kassam Tugayları’nın önemli komutanlarından Mühendis Yahya Ayyaş’ın eşi Ummu’l-Bera Ayyaş, insanların zannettiğini aksine büyük komutan Ayyaş’ın bir gün bile gizlenmediğini belirterek, Gazze’de bulunduğuna dair önemli bilginin işgal rejimine Filistin Yönetimi tarafından ulaştırıldığını söyledi.

Kendisiyle yapılan röportajda önemli bilgileri paylaşan Ummu’l-Bera, Ayyaş’ın tamamıyla gözden kaybolmadığını, gündüzleri mümkün mertebe ortalarda görünmeyen komutanın daha çok geceleri hareket ettiğini, giydiği elbiselerin de herkesin giydiği elbise türünden olduğunu ifade etti.

Kendisiyle nasıl görüştüğüne de değinen Ummu’l-Bera, kendisinden bir kurye vasıtasıyla “şu saatte ve şu mekânda bekliyorum” şeklindeki mesajları şifahen veya yazılı olarak aldığını ve belirtilen yere istenen saatte gittiğinde onun kendisini bir araçta beklediğini ifade etti.

Yahya Ayyaş’ın Gazze’de nasıl bulunduğuna da açıklık geçiren Ummu’l-Bera şu notu düştü: “Bir gün Filistin Yönetimi’ne bağlı güçlerden kalabalık bir grup evimizi kuşatıp aramalar yaptı. Evde eşimin patlayıcı yapımında kullandığı bazı maddelere rastladılar. Bunun üzerine onun resimlerini Gazze’deki birçok mahalle ve camiye astılar.”

Gazze’ye nasıl geldiklerine de değinen Ayyaş’ın eşi, sanıldığı gibi Yahudi din adamı kılığında değil, Batı Yaka’dan Gazze’ye gelen sebze yüklü aracın arkasında sebze kasalarının arasında geldiklerini hatırlattı.

Düşmanı eylemleriyle sarsan büyük komutan Yahya Ayyaş’ın şehit edilmesinin 18. yıldönümünde eşi Ummu’l-Bera ile yaptığımız röportajı sunuyoruz:

Her genç kız evleneceği kahramanı önce zihninde canlandırır ve buna göre evlilik kararı verir. Evlilik teklifi size geldiğinde Yahya’yı seçmenize sebep olan neydi?

Yakınım olması nedeniyle Yahya’yı çocukluğundan beri görüyordum. Teyzemin oğlu ve aynı zamanda komşumuzdu. Aramızda sadece bir duvar vardı. Çoğu zaman teyzem Ummu Yahya’nın evine gider gelirdim. Yahya’nın kız kardeşleri olmadığından teyzemin yardımına giderdim. Daha küçükken bile annem beni yardım için ona gönderirdi.

Yahya’nın sıradan bir genç olmadığını görüyordum. Sakin, vakarlı, dengeli ve dinine bağlı biriydi. Yaşadığım beldede işgale karşı çabalarını da görüyordum. Birinci intifadada yüzü maskeli gençlerdendi. İşgal askerlerine karşı taş atan gençleri organize eder, duvarlara sloganlar yazardı. Onun yazdıklarını başkasının yazdıklarından ayırıyordum. Onun duvarlardan birine yazdığı şu sloganı hâlâ hatırlıyorum.

Müslüman olarak öldükten sonra

Allah için ne şekilde öldürüldüğüme bakmam

Yahya son derece ihlaslı biriydi. Anne babasına muti idi. Annesi hastalandığında yardımına koşar, başkasının gelip yardım etmesine mahal bırakmazdı. Anne babasına yük olmamaya özen gösterir, okul döneminde bir taraftan çalışı, bir yandan da okula giderdi. Lise birinci sınıftayken bana evlilik teklifi geldi. O zaman 17 yaşındaydım. Bir yıl sonra Ağustos 1991 yılında evlendik.

Yahya ile olan evliliğiniz ilk yılları nasıl geçti. Evliliğinizin üzerinden henüz 4 ay geçmemişken işgal güçleri tarafından başlayan takip ve kovalamaca sizi nasıl etkiledi?

Evliliğimizin üzerinden dört ay geçmişti ki işgal güçleri Kasım ayında eşimi takip edip kovalamaya başladılar. İşgal güçleri gerçi resmi olarak onu aradıklarını duyurmadı ve bunun için eve baskın yapmadı ama gizli olarak onu tutuklamak istiyorlardı. Bunun üzerine Yahya günlerce eve gelmedi. Bazen haftaları buluyordu bu süre. Sonra ansızın ortaya çıkıyor, birkaç gün göründükten sonra tekrar kayboluyordu. Çalışmalarında son derece titiz ve gizli davranıyordu. Bazen yaptığı patlayıcılarda kullandığı kömür ve barut nedeniyle ellerinin simsiyah olduğunu görürdüm. Nedenini sorduğumda aracın arızalandığını, tamir ederken böyle olduğunu söylerdi.

Yahya Ayyaş’ın resmen aranması ve durumunun ortaya çıkması nasıl oldu. Aile olarak bu sizi nasıl etkiledi. Yahya sizi bu aşamaya nasıl hazırlamıştı?

25 Nisan 1993 yılında işgal ordusuyla işgal istihbaratına bağlı çok sayıda asker evimizi bastı. Evin altını üstüne getirdiler. Her tarafı didik didik aradılar. Yahya’ya ait bazı eşyaları ve başka eşyalarımızı kırdılar. İşgal güçleri bu baskını, işgal altındaki Filistin topraklarında tesadüf eseri patlayıcı dolu bir aracı bulduktan sonra yaptılar. Bu Yahya’nın resmen aranmasına neden oldu. Bu olaydan dört ay sonra Yahya eve döndü. Aile fertlerini topladıktan sonra önümüzdeki aşamayla ilgili bilgiler verdi. Ailesini bilgilendirdi. Hiçbirimiz o zamana kadar Yahya’nın Kassam Tugayları içindeki kritik konumunu bilmiyorduk. Ailesiyle görüşürken babası ona, tutuklanması halinde sadece bir iki yıl içerde kalacağını söylerken, Yahya işgalcinin kendisine ulaşamayacağını, ulaşması durumunda ya şehit olacağını veya işgalcinin kendisini yerin altına gizleyeceğini söyledi. Aile fertlerine “bu yolumun dönüşü yok. Kassam Tugayları içindeki konumum bildiğiniz gibi değil. Benden dolayı size bir zarar gelirse ne olur beni affedin” dedi.

Ardından benimle konuştu. Bu şartlarda evliliği sürdürme veya boşanma konusunda kararın bana ait olduğunu söyledi. Kendisiyle ilgili durumumu netleştirmemi istedi. Biraz ağladım. Gözyaşlarımı sildikten sonra “Cihad yolunda seninle birlikte yürüyeceğim. Son nefese kadar seninle beraberiz” dedim.

Yahya istişhad eylemlerinin sonuçlarını nasıl karşılıyordu?

Yahya’yı en fazla üzen şey operasyonun başarısız kalması, istişhad eylemini yapan mücahidin tutuklanması veya eylemle düşmana fazla zarar verilememesiydi. Yakınlarından biri tutuklandığında bir süre bekler, daha sonra eve gelmez olurdu. Soruşturmanın sonucunu öğrendikten sonra yeniden görünürdü. Düşman Yahya hakkında fazla bir şey bilmezdi. İsmini, şeklini, nereli olduğunu bilmiyordu. Çünkü hareket içindeki ismi Batı Yaka’nın kuzey kesiminde Ebu’l-Abd, güney kesiminde ise Ebu Suheyb idi.

Operasyon başarılı olduğunda ise yüzünde sevinç belirir, bunu gözlerinden okurdum. Ama bir tek kelime etmezdi. Eline sağlık dediğimde ise, başını biraz sallar ve “ben bir şey yapmadım” derdi.

Şehid Ayyaş’ın düşman tarafından aranmaya başlanmasından sonra onunla nasıl görüşüyordunuz ve bu dönemde nasıl gizleniyordu?

Yahya Ayyaş gündüzleri gizlenmiyordu, sadece ortalarda fazla görünmemeye özen gösteriyordu. Hareket alanı geceydi. Siyah bir gömlek üstüne mont, altına ise siyah bir pantolon giyerdi. Kovalandığı yıllarda kendisiyle en fazla 1994 yılında görüştüm. Bütün görüşmelerimiz Nablus’ta oldu. Bana mesajlar kurye aracılığıyla yazılı veya sözlü olarak “Yahya sizinle şu yerde şu saatte görüşmek istiyor” şeklinde gelirdi. Kendisi beni söylenen yerde ve saatte beklerdi. Araçta beni bekliyor olurdu çoğu zaman. Ben gidince hemen araca biner onunla yaşadığı yerlerden birine giderdik. Aynı yıl ben ve oğlum Bera onu bir arada ziyaret ettik. Süre olarak ayda bir kez görüşüyorduk. Güvenlik durumuna göre ziyaretleri kendisi ayarlardı. Bera’yı görünce çok sevindi. İkisini bir arada görünce benim sevincim ise tanımlanamaz boyuttaydı. Bir kere Yahya’ya “Bera sana baba deyip büyüyünceye, sana bağlanıp senden çok şeyler öğreninceye, bu takip ve kovalamacada senin yükünü hafifletinceye kadar seninle yıllar boyunca bu şekilde yürümeye hazırım” demiştim.

Yahya bir defasından Nablus’tan Rafat beldesine kadar yürüyerek gelmişti. İşgal güçlerinin yolları tutmaları ve onu getirip götüren gençlerin tehlikelere maruz kalmamaları için bazen üç günlük mesafeyi yürüyerek gelirdi.

Burada uydurulan bir yalanı da hatırlatmak ta yarar var. Kassam mücahitlerinden Ali Asi ve Beşşar El-Amudi Nablus’ta kuşatılıp şehit edilirken servis edildiği şekilde Yahya Ayyaş onların yanında değildi, Rafat beldesine gelmek üzere Nablus’tan yola çıkmıştı ve o zaman yollarda yürüyordu.

Yahya Ayyaş’ın normal hayatından biraz bahseder misiniz? Hobileri, sevdikleri marşlar ve yemekler nelerdi mesela?

Şehid Yahya’nın en önemli tutkusu kitap okumaktı. Şehid Seyyid Kutub, şehid Abdullah Azzam ve Zeynep Gazali’nin kitaplarını çok okurdu. Abdunnasır’ın Müslüman Kardeşler’in mensuplarına yaptığı işkenceleri anlatan Ahmet Raif’in kitabını da okurdu. İlmi dergi ve kitapları da takip ederdi. Birçok grubun ilahi ve marşlarını da sever ve dinlerdi.

Bunların yanında işgalciye ateş açmayı, onunla çatışmayı da çok severdi. Silahı patlayıcıdan daha fazla severdi. Yol arkadaşı şehit Ali Asi’yi işgalciye saldırmak için davet eder ve ona “takip edildiğimiz ve kovalandığımız için oturacak değiliz. Biz de işgalciyi kovalayacağız” derdi.

Yahya Ayyaş Batı Yaka’da her yerde aranmaya başlanmasının ardından Gazze’ye geldi. Gazze’ye nasıl girdi ve işgal ordusunun kontrol ettiği Erez sınır kapısını geçmeyi nasıl başardı?

Yahya Ayyaş Gazze’ye Kassam komutanı Sa’d El-Arabid ile birlikte geldi. Kassam Tugayları Gazze’ye geçişi kolaylaştırmak için elçi olarak El-Arabid’i Ayyaş’a göndermişti. İki komutan Nablus’tan sebze meyve yüklü araca binip kasaların arasında Gazze’ye gönderildiler. Elleri tabancalarının tetiğindeydi. Araç onları sınır kapısından selametle geçirdi. Haberlerde iddia edildiği gibi Ayyaş Gazze’ye Yahudi din adamı kılığında giriş yapmadı.

Yahya Ayyaş Batı Yaka’dayken ondan uzak kalmanıza karşın Gazze’de fazla bulunmanız geçmişi biraz telafi etti mi?

Gazze dönemi benim en fazla sevindiğim dönemdi. Çünkü burada nispi bir sükûnet bulan Yahya’yı daha fazla görme imkanımız oldu. Gazze’ye gelmişti ve işgalci onun nerede olduğunu bilmiyordu. Biz de sınırlı alanda hareket ediyorduk. Bir ailenin yanında kalıyor ve bu kalışımız aylar sürüyordu. Güvenliğimiz için böyle yapılıyordu. Ben de bu süre içinde onun sevdiği yemekleri yapıyordum. Haftada üç dört gün bizimle olurdu. Ben bu sürenin daha çok olmasını arzuluyordum. Çünkü oğlu Bera’nın onunla daha fazla zaman geçirmesini istiyordum.

Gazze’de hayatınızı karartan ve havayı bozan neydi?

Gazze’deki varlığımız işgalciye gizli kaldı. Bu konuda kuşkuları olduysa da kesin bir bilgiye varamadılar. Bir gün Yahya’nın evde bulunmadığı bir vakit Filistin Yönetimi’ne bağlı çok sayıda asker kaldığımız evi kuşattı. Evin hürmetini çiğneyen askerler kapının açılmasını beklemeden pencerelerden eve dalmaya başladılar. Bayanların örtünmelerine bile fırsat vermediler. Her tarafı didik didik arayan bu güçler Yahya’nın operasyonlarda kullandığı patlayıcıların izine rastladılar. Bunun üzerine Filistin Yönetimi Yahya Ayyaş’ın resimlerini Gazze’deki cami ve mahalle duvarlarına asmaya başladı. Baskında ev halkına beni sorduklarında kızları olduğumu söylediler. Bundan sonra güvenlik açısından bir baskı oluştu. Biz de evden eve geçiyorduk. Her evde en fazla bir hafta kalıyorduk. Sınır kapılarında aramalar fazlasıyla artmıştı. Öyle olmuştu ki sınırı geçen kadınların Ayyaş olup olmadığından bile kuşku duymaya başlamıştılar.

Gazze’de bulunduğunuz ortaya çıktıktan sonra şehit Yahya Ayyaş Batı Yaka’ya dönmek istedi mi?

Evet, Yahya Gazze’de bulunduğunun ortaya çıkmasının ardından yeniden Batı Yaka’ya dönmek istedi. Gazze’de bulunmayan Batı Yaka’daki dağlarda gezinmek ve eylemlerde bulunmak istiyordu. Her Perşembe sınıra gider tel örgülerle çevrili yerleri gezer, hissettirmeden burayı nasıl geçebileceğinin hesabını yapardı. Şehit olmadan bir gün önce yani 4 Ocak 1996 tarihinde böyle bir yol bulduğunu söyledi ve geri dönmek için düşündüğü planı hayata geçirmek için kolları sıvadı. Ancak kaderi bir gün sonra onu yakaladı. Kendisi bu planı kullanamadı ama şehit edilmesinden sonra komutan Hasan Selame bu planı kullandı ve sınırı geçip Yahya Ayyaş’ın şehit edilmesine misilleme olarak Batı Yaka’da operasyon yaptı.

Yahya Ayyaş Kassam’ın Gazze’deki komutanlarından bazılarıyla görüştü mü?

Tabi ki. Gazze’de birçok Kassam komutanıyla görüştü. Komutan Muhammed Dayf (Allah onu korusun), esir komutan Hasan Selame, şehit komutan Adnan El-Ğul bunlardan bazılarıydı. Yine Kassam’ın füzelerini geliştiren büyük komutan Nidal Ferhat, komutan Kemal Halife ve Abdulfettah Eş-Şetri ile de görüşmüştü.

Yahya ile geçirdiğiniz süreyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu süre içinde ondan nasıl istifade ettiniz?

Yahya ile 5 yıl yaşadım. Bu süre içinde birçok şey öğrendim. Bu süre içinde belalara karşı sabrı, ihlas ve samimiyeti öğrendim. Açıkçası bugün onun sahip olduğunun ayarında bir ihlas göremiyorum. Mazlum olduğumu hissettikçe aklıma Yahya geliyor. O benim liderim ve önderimdi. Yahya’nın babam olmasını isterdim. Yahya şehit olunca çok şey kaybettim. O aklımdan hiç çıkmıyor. Onu her gün oğulları Bera ve Yahya’da görüyorum.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş