metrika yandex
  • $28.98
  • 31.8
  • GA1975

Haberler / Kültür - Sanat

Rasim Özdenören ve 1980 Öncesi Öykücülüğü / Naman BAKAÇ

26.07.2022

1950’lerin toplumcu gerçekçi öykü poetikası ile yine aynı dönemde varoluşçu felsefenin etkisi altındaki öykü poetikasının tıkandığı dönemde, üçüncü bir dili, kurguyu, tekniği, özgün hikâyelerle anlatmayı başarmış bir edebiyatçı kimliğine sahiptir Özdenören.

İki Dünya Dışındaki Poetikası

 

1950’li yıllardan sonra Türkiye’deki fikri ve edebi hayata yeni bir soluk getirmiş olan öykücü, deneme yazarı ve düşünür Rasim Özdenören, 23 Temmuz 2022 Cumartesi günü ahirete irtihal etti. Son birkaç yıldır çok değerli edebi ve fikri şahsiyetler gitti bu topraklarda. Şair Erdem Bayazıt’ın Önden Gidenler İçin isimli şiirinde geçtiği gibi:

 

“Onlar gittiler,

Giderken bir muştu gibiydiler”

 

Birer muştu gibi olan bu edebi ve fikri simalardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz; Nuri Pakdil, Sezai Karakoç, Mevlana İdris Zengin, Asım Gültekin, Bülent Parlak, Hayrettin Orhanoğlu, Demir Özlü, Emine Işınsu, Doğan Cüceloğlu, Mustafa Yazgan, Adalet Ağaoğlu, Timur Selçuk…

 

Yakın dostlarının, kronik rahatsızlığından dolayı son üç yılını evden çok hastanede geçirdiğini söylediği usta yazar Rasim Özdenören’in, edebiyat ve düşünce dünyamıza 25 deneme, 13 öykü, bir roman ve üç çeviri kitabıyla zenginlik ve derinlik katmış bir şahsiyet olarak kurucu bir edebiyatçı profiline sahip olduğu söylenebilir. Bu kurucu aktörlüğün, öteki mahalledeki okunurluğu ve tanınırlığının ayrı bir tartışma konusu olduğunu da burada not edelim.

 

Varoluşçu felsefenin güçlü olduğu bir dönemde kaleme aldığı öykülerinde; bireyin trajedisini, dramını, açmazlarını, çelişkilerini, çatışmalarını, uyumsuzluklarını, çözülmelerini ve gerilimlerini tema olarak özgün, teknik ve dil açısından ise daha çok modern öykü formunda kaleme aldığı görülmektedir. Kimi eleştirmenler modern öykü formatında yazdığını söylerken, kimi eleştirmenlere göre de yerliliği ya da Anadolu insanının şiirini yazmayı becermesi ile hikâyeciliğe yeni bir soluk ve dil getirdiği de unutulmamalıdır Özdenören’in.

 

Rasim Özdenören kuşkusuz birçok yönüyle yazılmayı ya da anılmayı hak eden fikri ve edebi bir şahsiyettir. Denemeciliği, öykücülüğü, düşünür yönü, edebiyatta inşa etmeye çalıştığı dil ve kurgusu, hikâyelerinde kullandığı biçim ve içerik, eserlerindeki birey eksenli tahlilleri gibi daha pek çok başlıkla an(lat)ılabilecek bir simadır.

 

Bu yazıda ise 1980 öncesi yayınladığı dört öykü kitabı üzerinden bir Rasim Özdenören kesiti sunulmaya çalışıldı. 1967’de yayınladığı Hastalar ve Işıklar isimli ilk öykü kitabından 2022’de yayınlanan Kör Pencereler isimli son eseriyle, öykü dünyamıza yeni bir katmanlılık, yeni bir soluk ve özgünlük kattığını söylemek abartı olmasa gerek. Bu özgünlük şöyle ifade edilebilir: 1950’lerin toplumcu gerçekçi öykü poetikası ile yine aynı dönemde varoluşçu felsefenin etkisi altındaki öykü poetikasının tıkandığı dönemde, üçüncü bir dili, kurguyu, tekniği, özgün hikâyelerle anlatmayı başarmış bir edebiyatçı kimliğine sahiptir Özdenören.  Kimileri buna “yerlilik” kimileri “İslamilik” kimileri ise “melezlik” dese de, bu aynı zamanda Özdenören’in kurucu edebi bir aktör olduğu gerçeğine de işaret etmektedir bizatihi.

 

Öykücülüğündeki Ana İzlek

 

Rasim Özdenören’in 1967’de yayınlanan ilk kitabı Hastalar ve Işıklar, 15 öyküden oluşmakta olup, ilkin Edebiyat Dergisi yayınları, 90’lardan sonra ise İz Yayıncılık bünyesinde okurlarıyla buluştu.

 

Neredeyse 15 öyküsünde de, toplumsal değerlerinden koparılmış, iç dünyası ile dış dünyanın gerçekleri arasında çatışma halini yaşayan bireyi merkeze alması, eserin tamamında rahatlıkla görülür. Dış dünyadan çok bireyin ruh dünyasındaki gerilimi, çatışmayı, anlaşılamayışını ve trajedisini anlatırken okur adeta kitabın ismine de konu olan hastalıklı hallerin zaman zaman kitabın sayfalarında ilerlerken üzerine saçıldığını hisseder. “Bireyin bu hastalıklı haline yönelik kitabın ismine de konu olan ‘Işıklar’ var mı?” diye sorulacak olunursa şayet, şunlar söylenebilir: Bu öykülerde bireyin bir şeyler yapmak isteyen, hastalıklı halini düzeltmeye çalışan, bireyin dirençli yönünü işlemekten, yani umudu vermekten de geri durmaz Özdenören. İlk kitabında hastalıklı hallere ışıklar saçarken, sonraki eserleri olan Çözülme, Çarpılmışlar, Uyumsuzlar’da da bu yabancılaşma, çatışma, uyumsuzluk, trajedi ve kopuş hali ana izlek olarak devam eder.

 

1973 yılında yayınlanan ikinci öykü kitabı olan Çözülme ise dört öyküden oluşmakta olup Özdenören’in burada da bireyi merkeze aldığını, ancak halkaya aile unsurunu da eklediği görülür. Öykülerde, çekirdek aileden geniş aileye, merkezinde bireyin yüzleştiği Batılılaşma olgusu karşısında yaşanan çözülme işlenir. Rasim Özdenören’in, bu eserinde, Mehmet Kaplan’ın ifadesiyle “Anadolu kasabasında yaşanılan zamanın trajik gerçeğini ve şiirini duyurmaya çalışır” tespitinin hakkını verdiği görülür. Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışmanın veya hukukçu kimliğinin etkisiyle öykülerinde görülen rasyonalite, titizlik, detaycılık ve mükemmeliyetçilik, eserlerinde lirizme ve şiirsel ruha ket vursa da Mehmet Kaplan’ın bu tespiti de yabana atılmayacak cinsten.

 

Rasim Özdenören’in 1974 yılında yayınladığı Çok Sesli Bir Ölüm adlı üçüncü öykü kitabı dört öyküden oluşmaktadır. Kitapla aynı adı taşıyan öyküde; bir kasabadaki sıradan bir ölüm hikâyesi karşısında, kasaba halkının çaresizliğini, yaşadığı sıkıntıları ve çetin hayat koşullarını Kamber çocuk ve babası Şehmus karakteri üzerinden dramatik biçimde anlatır. Basit bir ölüm hikâyesinden yola çıkarak, burada işlediği yoğun tasvirler sayesinde okura çok sesli, adeta çok mesajlı/çok katmanlı bir anlatıda bulunur. İlk iki öykü kitabından farklı olarak burada bireyin ruh ve bilinçaltı dünyasına daha çok daldığını ve bu labirentlerde daha fazla dolaştığını rahatlıkla görürüz. Diğer iki eserinde olduğu gibi burada da yabancılaşmanın ve Batılılaşmanın getirdiği köksüzlüğü, değişimi, açmazları ve trajediyi toplumsal ve ekonomik temellerini de ihmal etmeyerek işlediğini müşahede ederiz. Dış dünya gerçekliği ile bireyin iç dünyası arasındaki çatışmayı merkeze aldığı bu eserinde olduğu gibi, 2015 yılında yayınladığı Uyumsuzlar öykü kitabında da bu ana izlek devam eder.

 

1977 yılında yayınlanan ve beş öyküden oluşan dördüncü eseri olan Çarpılmışlar’da Özdenören’in detaycı yönünün daha da öne çıktığı görülür. Yanı sıra bireyi-mekânı-eşyayı anlatımındaki sembolik dil ve derin tahlilleri de bu eserinde adeta kesifleşmiştir. Öykü dilinde sanki önceki üç öykü kitabından farklı olarak daha yüksek bir yetkinliğe ulaştığı söylenebilir. Bu öykü dili sayesinde; işlediği gerilim, trajedi, çatışma Mustafa Kutlu’nun ifadesiyle okurun “dramatik gerilimi” hissetmesine yol açar. Yalnız bu eseri, önceki üç kitabından iki yönüyle ayrıksıdır.

 

Birincisi; Batılılaşmayı, yabancılaşmayı, tarihsel kopuşu ve bireydeki çatışmayı anlattığı öykülerinde dini yaşam tarzından uzaklaşmayı kimi zaman ayetlerle kimi zaman dini kavramlarla işlediği görülür. Ama tüm bunları sloganik ve şematik olarak değil, iyi ve kötünün hikâyesini, öykünün doğal akışı içine giydirerek anlatmayı başarabilmiştir. Mesela, zina ve cinayeti anlattığı Sedir Yaprağı ve Arasat öyküsü ile babasını soyan bir gencin hikâyesini işlediği Işımamıştı Sabah Daha öykülerinde görüleceği üzere, İslami hayat tarzından uzak yaşam hallerini resmeder.

 

Bu eserinin ayrıksı diğer yönü ise kitapta hiçbir noktalama işaretlerini kullanmamasıdır. Burada okurları için bilinç akışının ya da duygu durumunun inkıtaa uğramadan devam etmesini arzulamış olabilir. Yalnız noktalama işaretlerinin hiç yer almadığı bu eser, çoğu eleştirmen tarafından olumsuz görülürken kimileri eseri farklı ve olumlu olarak değerlendirmiştir.

 

Özdenören’in Poetikası

 

Özdenören’in edebi poetikası için şunlar söylenebilir: Tema veya hikâyede özgünlük yönünün yanı sıra en çok etkilendiği ama taklit etmediğim dediği William Faulkner ve Dostoyevski’deki edebi teknik ve dille de Türk öykücülüğüne yeni bir soluk kazandıran kurucu bir edebi şahsiyettir. Bireyin ve toplumun açmazlarını, çözülmelerini, çatışmalarını, gerilimlerini, dramlarını, çürümesini ve uyumsuzluklarını anlatırken titiz bir çalışma, detaycı bir zekâ, rasyonel bir anlatım ama düşük volümlü bir lirizmin edebi eserlerinde aktığı söylenebilir.

 

Dil ve teknik açıdan inşa etmeye çalıştığı bu yeniliğin yanı sıra Tanzimat ile başlayan Batılılaşma sürecini birey ve toplum açısından bir kırılma olarak görmüştür. Bu kırılmanın özelde bireyde, genelde toplumda oluşturduğu yabancılaşmayı, dejenerasyonu, depresyonu, çarpılmışlığı, çözülmeyi ve trajediyi bazen Faulkner’ın Ses ve Öfke’sinde bazen de Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sında olduğu gibi ama taklit etmeden, iç dünyaya odaklanmanın gerilimiyle anlatan Rasim Özdenören, Türk öykücülüğünde bir kilometre taşı olmayı başarmıştır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Çok okunan haberler
Çok okunan yazılar