metrika yandex

Haberler / Yorum - Analiz

ÖLÜM ORUCU / ADLİ TIP AÇISINDAN ANALİZİ / Dr. M. SILAY

29.05.2020

Türkiye'de yıllardır yaşanan temel insan hakları ihlallerinde, bazen yargı kılıfı giydirilmiş haksız kararlardan sonra, bazen de ideolojik direnişler “Ölüm Orucu” tarzında basına yansıyor.

Kırk yıldır Avrupa Birliği kapılarını zorlayan ülkemizde organize protesto eylemlerinin başında ölüm orucu gelmektedir. Ölüm orucu yahut umut ve çaresizliğin keskin profili…

Organ sosyolojisi açısından Türkiye Cumhuriyeti yasalarında kendi canına kıyma hakkı yoktur.

Hele vahiy kültüründe ve Kuran terbiyesinde intihara yönelik eylem, şirkten sonra en büyük günahtır. Çünkü beden mülkü Allaha ait. Onun üzerinde yüce yaratıcıdan başka hiç kimsenin tasarruf hakkı yok. Görevimiz bize “emanet” olan vücudumuzu korumak ve ancak ubudiyyet için kullanmak. Güçlü mümin sağlıksız müslümandan daha faydalı, daha hayırlı ve daha sevinidir. Var olmanın amacı ve yaratılışın gayelerinden biri vücudumuzu korumaktır.

HÜCRESEL DÜZEYDE TÜKENİŞ

İnsan bünyesi gıdasızlığa iki-üç ay gibi uzun bir süre dayanır. Fakat mutlak susuzluğa beş-altı gün katlanabilir.

Özellikle cezaevlerinde ölüm orucuna zorlananlara hergün koğuş ağaları tarafından belirli bir miktar şekerli su içirilmiştir.

Bilindiği gibi mutlak ölüm üç sistemin birlikte fonksiyonel tükenişiyle mümükün. Bunlar solunum, dolaşım ve merkez sinir sistemleridir.

Ölüm orucunun seyrinde-prognozonda vücut biokimyası bozulur. Kendi yedeklerini tüketmeye başlayan bünyede elektrolit dengesi de bozulur. Kendi kendini yemeye ve tüketmeye başlayan dokularda hücresel düzeyde otoliz başlar.

Eğer kalıtsal temayül de varsa önce labil yani oynak hipertansiyon, yüksek kan şekeri (diabet) ve fonksiyon testlerinin bozularak ürenin de yükselmesiyle böbrekler iflas eder... Ağır vakalarda ölüm orucuna giren eylemci sonunda tıbbi tedavi altına alınsa bile artık geri dönemeyen kalıcı tahribat dolayısıyla görme, işitme, denge ve hareket yani lokomotor bozukluklar ömür boyu kalıcı olur.

Genellikle sansasyonel haber arayan boyalı basının tahriki ve teşvikiyle başlayan ölüm oruçlarında onlarca genç hayatını kaybeder ve geriye bir o kadar da ağır vaka kalır. Ancak ister zulme direnen masumlar isterse çarpık eğitim ve telkin sonucu marksist örgüt üyesi olsunlar, kaybettiklerimiz bizim çocuklarımız bizim ülkemizin insanlarıdır.

Ölüm orucu eylemleri yıllardır Türkiyeyi kötü yönetenlerin geride bıraktıkları vahşi bir hatıra ve kötü miraslarıdır. Halkın temel değerlerini, ihtiyaç ve arzularını görmek istemeyenlerin ihmali bazen de kastı sosyal bunalımlarımızın sebebi olmuş... Fakat faturasını milletçe ödemişiz.

ÖLÜM ORUCUNUN SEBEP VE SEYRİ

Cümle alem biliyor ki –isimleri lazım değil– iki Adalet Bakanı evrensel hukuku ayaklar altına alıp keyfi tasarrufla Türk Adalet Sistemini bozdular. Uygulamada çok kötü örnek olan bu iki bakanın dönemlerinde brifing verilen on beş bin hakim ve savcı atandı.Yaptığı yanlışı ona hatırlatıldığında ulasal basının huzurunda ve hiç çekinmeden: “Elbette solcuları alacağım ve atayacağım. Faşistlerle, imam-hatip mezunlarını mı almalıydım? Dönem sonunda hiçbir DGM.savcısı onun ifadesini almadı. Yaptığı kötülük yanına kar kaldı.

Ayrıca cezaevlerine altı bin iki yüz militan gardiyan olarak tayin edildi. Böylece yarı açık ve kapalı cezaevleri terör eğitim merkezleri haline getirildi. Hapishaneler içerden işgale uğradı. Polis ve jandarmalar sayım için dahi içeriye giremediler. Hükümlü liderler cezaevlerinden cep telefonlarıyla dışarıdaki eylemleri yönetmeye başladılar.

Kesici ve ateşli silahlar, fax ve cep telefonları militan gardiyanlarca koğuşlara sokuluyordu. Bayrampaşa, Ümreniye ve Buca cezaevlerindeki elli kişilik koğuşlar tam anlamıyla birer terör eğitim merkeziydi. Yakalanan yeni siyasi suçluların diğer Anadolu cezaevlerine dağıtılmasını istemeyenler organize ölüm oruçlarını başlattılar.

Ancak genellikle oruca zorlananlar çeşitli adi suç ve sebeplerle cezaevine düşen sahipsiz ve yalnız suçlular oldu. Örgütler, hayatları pahasına o garipleri kullandı. Bazen militanların zorbalığı, tehdidi bazen de bu sahipsizler, dolduruşa gelerek oruca başlıyor ve ölüp gidiyorlardı. Kendi gönlü ve isteğiyle değil, mecburen heder edilenler fakir mahkumlarla, itirafçılardı.

Dikkatlerinize sunuyorum: Oruç eylemine katılarak ölen bir tek terör örgüt lideri yoktur.

Bazı resmi kurumlar örgüt bakanlığı haline getirildiği dönemlerde ölüm oruçları tekrar hortlamıştı.

ÇARESİ

Normalde hapishaneler örgüt eğitim merkezi değil, ıslah evleri haline getirilmeli ve içerdekiler yeniden topluma kazandırılmalıdır.

Temel kitabımız buyurur; “bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir.” Her insanın hayatı azizdir...

Tecrübeyle görülmüştür ki; kritik zamanlarda eylemleri metazori kırmak için polis ve jandarmayla cezaevlerine girmeye kalkılınca iki taraftan da çok sayıda insan beyhude yere hayatını kaybetmiştir.

Devlet her zaman baba vasfıyla şefkat ve merhamet gösterdiği zaman egemen olmuştur...

Ama şimdi sorma ve sorgulama sırası bizde…

Peki örgütlerce tahrip edilen otobüs ve iş makinalarının ve yakılan binlerce dönüm ülke ormanlarının açtığı yürek yarası nasıl sarılacak? Yine,katledilen mehmetçiklerin, Güvenlik görevlilerinin ve masum insanlarımızın kanı ve yaşama hakkı nasıl ve ne zaman sorgulanacak?

Bu zaman aşmına bırakıp,“ört ki ölem!” duyarsızlığına isyan etmek bütün yurt severlerin ve aydınlarımızın boynunun borcu. !!!

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş