metrika yandex
  • $32.2
  • 34.91
  • GA18100

Haberler / Dosya Haber

KURBAN SOSYOLOJİSİ / Yusuf YAVUZYILMAZ

23.06.2023

 

Kurban ibadetinin derin dini sosyolojik ve psikolojik anlamları olan sembollerle örülü kadim bir ibadet biçimidir. Bundan dolayı ibadetin salt hayvan boğazlamaya indirgenemeyeceği ve çok daha derin anlam katmanlarına sahip olduğu açıktır. “Kurban bayramı, kurban kesmeği kutlamak için değildir, bayram olduğu için kurban kesilmektedir. Diğer bir deyişle, kurban· için bayram edinilmiyor, bayram için kurban kesiliyor.”(1)

Kurban, derin bir tevbe ve özeleştiri eylemidir. Temelinde en sevdiğimizden Allah rızası için vazgeçme felsefesi yatar. Bu ibadetler yalnız başına değil, topluluk halinde yapılmaktadır. Toplum yönüne önem veren İslamiyet, insanın ruhunu, içini temizlemeyi, onun sevinçli ve neşeli olmasını amaç edindiği böyle bir günde insanların birbirine ısınmasını, karışmasını ve kaynaşmasını kolaylaştırmak için maddeten onların yakınlaşmalarını sağlayacak sebeplere de başvurmuştur. Bundan dolayı diğer isimler arasından buna Kurban demeyi seçmiştir. İslamiyetİn kabul ettiği bir ilke (esas) de hediyeleşmek suretiyle birbirine sevgiyi, bağlılığı ve saygıyı artırmaktır. Yemeden, aç karnına bayram yapmanın ne kadar neşesiz ve sevinçsiz, takatsız, güçsüz geçeceği apaçıktır.(2)

Her kurban bayramında kurban üzerine yapılan spekülatif ve manipülatif yorumlar bu sene de yapılmaktadır. Kurban kesmek yerine fakirlere yardım etmek, bir yoksulun en kirasını ödemek önerileri her kurban bayramında olduğu gibi yaygınlaşıyor. Basında kendini Atatürkçü-çağdaş ve laik düşünceye ait gören bu düzlemde paylaşımlar her sene yaygın olarak dillendiriliyor. Kuşkusuz bu tüm yaklaşım salt Kemalistler için genellenemez. Bu öneri yerine lüks harcamalar yapan zenginler ve varlıklı kişilere fakir ve yoksullara her zaman yardım etmeleri önerisi hem daha ahlaki hem de tutarlıdır. Fakir ve yoksullara yardımı sadece kurban üzerinden değerlendirmek ahlaki değildir ve ibadetin sekülerleşmesi amacına dönüktür. Bir kere hiç kimse diğerinin ibadeti nasıl ve ne şekilde yapacağına karışamaz. İkincisi, bu öneri sahipleri, kurban kesmek yerine, istedikleri gibi eylemde bulunabilirler. Üçüncüsü, kişiye ait bir mazeret yok ise eğer, bir ibadetin yerini başka bir ibadet tutmaz. Dördüncüsü, her Müslüman kurban kesmekle yükümlü değildir, ancak yoksullara yardım edebilir. Beşincisi, dini kaynakların dışında ibadetin ne şekilde yapılacağını, nasıl yapılırsa daha iyi olacağını belirlemiştir. Altıncısı, ibadet konusunda insanları Kur'an ve sünnet dışında yönlendirecek zorlayacak hiçbir otorite yoktur. Kurban olayını bu ilkeler çerçevesinde ele alıp değerlendirmek gerekir.

Sonuç olarak Kur'an ve Sünnet, kurbanın biçimsel ( fıkhi, formel, hukuki)ve ahlaki ( içerik, irfan) boyutunu belirlemiştir. Şurası açık, Kurban et ve kan ile ilgilidir. "Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz, ancak O'na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O'nun size hidayet vermesine karşılık Allah'ı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara müjde ver."(Aziz Kur'an Hac / 37) Bu ayet ve Aziz Peygamber'in pratiği kurban ibadetinin hayvan boğazlayarak gerçekleştirildiğini açık olarak belirler. Ayette et ve kan geçmesi ibadetin bu araçlarla yapıldığını gösteriyor. Et ve kan ibadetin fıkhi boyutu, takva ise ahlaki boyutuyla ilgilidir. Bunlardan biri eksik ise ibadet gerçekleşmez.

Öte yandan kurban Allah'a yaklaştıran her ibadet için kullanılan bir kavramsallaştırmadır. Ancak Kurban Bayramı dolayısıyla yapacağımız ibadet, kurbanın özel bir formudur ve ancak hayvan keserek yerine getirilir.

Kurban konusunda tartışma konusu yapılan içeriksiz tartışmalardan uzak durmak, hem kurbanını kesmek, hem de fakir ve yoksullara yardım etmek gerekir. Fakir ve yoksullara yardım büyük bir sevaptır, ancak Kurban ibadetinin yerini tutmaz.

Bunun dışında herkes inanıp inanmamak konusunda özgür olduğu gibi kurban kesip kesmeme konusunda da özgürdür. Başkasının yaşamına karışan her ideoloji totaliter bir zeminden hareket eder. Kimse diğerinin ibadetine karışamaz ve zorlayamaz. İslam alimlerinin dediği gibi: "Zora yapılan ibadet, ibadet değildir."

Kurban üzerine en felsefi ve derinlikli yorumları Ali Şeriati yapmıştır. O, kurbanın derin anlamı üzerine yoğunlaşan değerlendirme yapmıştır. Ali Şeriati’nin değerlendirmesi ibadetin arka planındaki irfani ve ahlaki derinliğe de işaret etmektedir. İsmail, salt Hz. İbrahim’in oğlu değil, aynı zamanda en değerli varlığıdır da.

"Senin İsmail'in kimdir?

Veya nedir? Makamın mı? Onurun mu? Mevkin mi? Statün mü? Mesleğin mi? Paran mı? Evin mi? Bağın mı? Otomobilin mi? Sevgilin mi? Ailen mi? İlmin mi? Rütben mi? Sanat ve maharetin mi? Ruhaniyetin mi? Alimliğin mi? Elbisen mi? Adın mı? Namın mı? Şöhretin mi? Canın mı? Ruhun mu? Gençliğin mi? Güzelliğin mi? Ben nereden bileyim? Bunu sen kendin bilirsin. Her ne ve kim ise onu sen kendin minaya getirmeli ve Kurban için seçmelisin. Ben sadece onun alametlerini sana söyleyebilirim. Seni iman yolunda zayıflatan, "gitmek"te olan seni "kalma"ya çağıran, seni "sorumluluk" yolunda şüpheye düşüren, seni kendine bağlayan ve alıkoyan, gönül bağlılığı, mesaj işitmene, hakikati itiraf etmene izin vermeyen, seni firara çağıran, seni maslahatçı izah ve yorumlara sürükleyen ve aşkı kör eden her şey… İbrahim'sin Ve İsmail zaafın seni İblis'in oyuncağı haline getirebilir. Hayatında şeref, saygınlık, iftihar ve faziletin doruklarında bir tek şey vardır ki onu elde etmek için zirveden inebilir onu kaybetmemek için bütün İbrahimi kazanımlarını yitirebilirsin: O İsmail'indir. İsmail'inin bir şahıs veya başka bir şey olması mümkündür; bir durum bir konum, bir zaaf noktası olması imkan dahilindedir. Ey Hakk'a teslim olan, Allah'ın kulu! Hakikatin senden istediği şey, işte budur. Budur imanın daveti, risaletin mesajı. Bu senin sorumluluğundur, ey sorumlu insan! Bunlar İsmail'in özellikleridir. Sen kendin onu, kendi yaşamında bul ve al ve kurban et!" (3)

Hiç kuşku yok ki, kurban kana susamışlığın sonucu ortaya çıkan bir davranış biçimi değildir.

"Bu İbrahim'in dinidir; kana susamış tanrıların, mazoşistlerin ve işkencecilerin değil.

İnsanın mükemmelliğe ulaşmasının, bencillikten ve hayvani arzularından kurtulmasının hikayesidir yaşanan.

İnsanın daha ulvi bir makama ve aşka; ve bilinçli bir insan olarak sorumluluklarını yerine getirmesine engel olacak her şeyden azade olduğu bir iradeye yükselişidir...

...Hikaye, bir koçun kurban edilişiyle sona eriyor.

Bu, Yüce Allah'ın tarihin en büyük insan trajedisi sonuna ilişkin dileğidir - birkaç aç insanı doyurmak için bir koç kurban etmek.

Sen de İbrahim gibi kendi İsmail'ini getirmelisin Mina'ya.

Senin İsmail'in kim? Ancak sen bilebilirsin, başkası değil.

Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs.

Ne olduğunu bilmiyorum, ama İbrahim'in İsmail'i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı.

Senin özgürlüğünden çalan, görevlerini yerine getirmeni engelleyen, seni eğlendiren, hakikati duymaktan ve bilmekten alıkoyan, sorumluluk kabul etmektense meşrulaştırıcı sebepler ürettiren ve seni sadece gelecekte senden gelecek yardım için destekleyen ne varsa; işte bunlar onun işaretlerindendir.

Onu arayıp bulmalısın. Eğer Allah'a yaklaşmak istiyorsan, İsmail'i Mina'da kurban etmen gerek.

İsmail'in yerine geçecek koçu (fidye) sen tespit etme, bırak Allah sana yardım etsin ve bir hediye olarak göndersin.

O, koçu ancak bu şekilde kurban olarak kabul eder.

Koç ancak İsmail'in bedeli olduğunda kurbandır; yalnızca kurban olsun diye koç boğazlamak ise kasaplıktır."

Ey "Hakk'a teslim olan", "Allah'ın kulu"!

Hakikatin senden istediği şey, işte budur.

Budur "imanın daveti", "risaletin mesajı".

Bu senin sorumluluğundur, ey "sorumlu insan"!

Ey "İsmail'in babası"!

"İsmail'ini öldür"!

"Kendi ellerinle kurban et"!"(4)

 

Hüseyin Atay, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt: XVII,1969

Hüseyin Atay, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt: XVII,1969

Ali Şeriati, Hac, Fecr yayınları, s.130,132-154

Ali Şeriati, Hac, Fecr yayınları, s.130,132-154

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş