metrika yandex

Haberler / Yazı Dizisi

Kaygı Üzerine Güzelleme-13/ Abdulaziz Tantik

19.06.2022

Güzelleme-13

Kaygı Üzerine Güzelleme…

Abdulaziz Tantik

İnsan taklit ederek varlığını inşa edebilen yegâne varlıktır… İnsanın Allah’a benzeme arzusu onu derin bir kaygıya taşır. Kaygı ise taklit üzerinden, insanın kendisine yüklenilen emaneti yerine getirebilme arzusunun ümit ve korku arasındaki gerilimidir. Varlığını izhar ederken başlayan bu kaygı aynı zamanda imanın ontolojik temelini de oluşturur.

Kaygılı olmak, uyanık kalabilmenin teminatıdır…

İnsanı diri tutar. Sürekli teyakkuz halindeki insan düşünerek, bir taraftan varlığının anlamını keşfetme, diğer taraftan da bu anlamı yaşamsal hale dönüştürmenin imkânlarını yoklar… Kaygılanma beraberinde ne olup bittiğinin anlaşılmasını zorunlu kılar. Anlaşılan her şeye müdahale etme imkânı doğar. Böylece eşya, varlık ve ilişkiler ağında kaygı, derin bir ilginin niteliğini belirlerken bu ilişkinin yönünü de tayin eder. İman; kaygının ilişkiyi ve yönü hakikat üzere tayin etmesidir.

Kopuşu bağrında taşıyan kaygı izlek oluşturur…

Kişi ‘Koptuğu Varlık’a yeniden dönüş yolculuğundaki hassasiyetin tereddüdünü ve tam yönelişin keyfini kaygı ile tamamlar. Kaygı böylece sürekli bir düşünme ameliyesi için vazgeçilmezdir... Düşünmek, kaygılı olmayı içinde taşır. Düşünme ile kaygı aynı döngü içinde bir tamamlama ameliyesidir. İnsan olmanın düşünce ile düşüncenin ise kaygı ile bağı doğru tanımlandığında ilahi bağın insanda neye tekabül edeceği de belirlenmiş oluyor. İnsan ve Allah arasındaki ilişkiyi derinleştiren şey kaygıdır. İnsanın kaygısı Allah’ı razı etmek, Allah’ın kaygısı ise ancak kulunun güzelleşmesidir. Yoksa Allah için tabi ki kaygılanma söz konusu edilemez.

Kaygı, şüphe üzerinden imanı güçlendiren bir cesaret gösterisidir…

Kaygı ile şüphe birbirinden kopmaz bir bağa sahiptir. Her kaygı doğal olarak şüphelenmeyi içerir. Şüphe; kaygının ne olduğunun belirginlik kazanacağı ortamı besler… Şüphenin doğurduğu tereddüt ise bir aydınlatma işlevi görür. Bu aydınlık, insanın varlık sahasında hakikat ile sağlam bir bağ kurmasının kazancına dönüşür. Kaygı; bir yönelimin doğru, sağlam ve karakteristik özellikler taşımasını ve insanın bu yönelim esnasında hakikat ile doğru bir bağ kurmasını temin ederken, kişiyi yöneliminde istikameti bozmadan bir yürüyüşe çağrıdır… Ki her bedel bir ödülü hak eder… Hakikat üzere olmak adına kolayca bedel ödenmesini de cesaret sağlar.

Kaygı; önce şüphe, sonra cesaret ve inançla bir şeyi varlığa çıkarmanın teminatıdır.

Kaygılı olmak, duyarlı olmayı ilzam eder. Duyarlılık ise kişiyi daha çok kaygılı olmaya yöneltir. Duyarlılık ile kaygı birbirini besleyerek varlığı olgunlaştırır. İman; cesaretle bütünleşen bir teslimiyeti içerdiğinde kişiyi ilahi rızaya taşır…

İman bir güven ise ama kaygı; şüphe ve cesareti bağrında taşıyorsa, güven ile kaygıyı aynı zeminde buluşturmanın imkânı nedir? Bu noktada devreye aşk girer… Kaygı, bir aşk sonucu meydana geliyorsa doğru bir yönelim üzeredir. Çünkü aşk, beklentisizlik üzere oluşu simgeler… Kaygı tam da bu beklentisizlik üzerinden kurgulandığında şüphe ve cesaret doğru zeminini bulur. Böylece insan iman üzerinden hareket ederek varlığı doğru bir oluşa sürükleme imtiyazı kazanır. Bu da insanın imtihanını vermesini ve emaneti doğru bir şekilde taşımasını sağlama alır.

Kaygı bir kopuşu taşır demiştik. Varlığın ontolojik olarak varlık sahasına çıkışı, ontolojik kopuşu beraberinde taşımıştır. Bu kopuş ile birlikte başlayan kaygı yeniden ontolojik bir zeminde buluşun/buluşmanın gerçekleşip gerçekleşemeyeceğinin şüphesinin taşınmasıdır. Evet, ontolojik bir bütünleşme olmazsa da ilahi rızaya dönüş ve O’nun mülkünden çıkışın olmayacağı, bütün dönüşlerin mutlaka O’na olacağı bilinci epistemolojik bir buluşmayı zorunlu kılıyor. Kaygı bu buluşma anında ilahi rızaya uygun davranışlar sergileyip sergilenmediğinin açığa çıktığı zeminde mahcup olup olmama halinedir. Çünkü o zaman verilecek cezadan çok, ilahi huzurda duyulacak utanç kaygının nesnesidir…

Her kavramda olduğu gibi kaygıda da negatif ve pozitif boyut vardır…

Dünyaya dair kaygıların kaynağı da bu negatif boyutu içerir… İnsanın gelecek kaygısı, çocuk kaygısı, iş ve aş kaygısı, ev kaygısı, eş kaygısı gibi dünyaya ait kaygılarının büyük bir nedeni doğru kaygıdan uzak kalmasının sebebidir. Çünkü doğru bir kaygıyı hesaba katmadığı zaman negatif boyut; tıpkı nefs ve şeytanın ayartıcılığı gibi devreye girerek insanı yoldan çıkarır…

Kaygılanmak güzeldir…

Öncelikli olarak kaygının ne olduğunun insan bilincinde bir yer edinebilmesinin imkânı, dünyevi kaygıyı iyice tanımaktır. Çünkü her insan bu dünyevi kaygıyı bir şekilde tatmaktadır. Mesele bunun ne olduğu üzerine düşünememesidir. O yüzden insan olarak yapılması gereken temel şey, kaygılarının doğasını kavramak için üzerinde durup, düşünmektir. Aşkı nasıl beşeri aşk üzerinden temellendirerek algılıyorsak, kaygıyı da dünyevi kaygıları doğru anlayarak, algılayarak, kavrayarak öğrenebiliriz ve böylece imani kaygıyı keşfedebiliriz…

Duygunun diriliğinde meydana gelen kaygı insanı insan kılar…

Kaygı; merak, arzu ve beklentilerin oluşturduğu bir duygusal zemindir. İnsanı insan kılan bu duygusal zemin kaygı üzerinden yeniden keşfedilir ve yeniden tanımlanarak inşa edilebilir… Bu duygusal zemini doğru anlayabilecek süreç ise bir arınma ameliyesinde keşfedilebilir. Arınma ise her türlü ağırlığın terk edilmesini sağlayacak bir vasatın oluşumunda saklıdır.

Kaygılı olmak mukarrebûn (Allah’a yakınlaştırılan) ve sabikûn (davanın ilk öncüleri) olmayı kolaylaştıran bir lütuftur…

Devam Edecek

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş