metrika yandex

Haberler / Ekonomi

İSLÂM BİRLİĞİ'NE OLAN İHTİYAÇ / Hazım KORAL

18.02.2021

Aslında başlığımız pragmatist bir yaklaşımı ifade etmektedir. İhtiyacımız olduğu için mi biz bu birlikten söz etmeliyiz yoksa imânî bir vecibe olduğu için mi?


Yüce Rabbimiz, Sevgili Peygamberimiz vasıtasıyla bize yaradılış gayemizi ve kulluk vecibelerimizi bildirmiş bulunmaktadır. Ümmet olarak kulluk görevlerimize ilişkin en önemli vecibemiz "İslâm Birliği"ni tesis etmemizdir. Zira bu vecibe İslâm ümmetinin güç, istikrar ve insicamı için yadsınamaz ve tehir edilemez bir gereksinimdir. Hatta bir yönüyle bu vecibenin tahakkuku dünya insanlığının huzur ve güvenliği içindir.


Merhum Erbakan Hocamız İslâm Birliği'nden söz ederken dünya insanlığının saadetine atıfta bulunuyordu. Zira yüce İslâm dini "barış ve güvenlik" ekseninde tüm yeryüzü insanlığını muhatap alan evrensel medeniyet projesidir.
Günümüz dünyası olarak fitne, zulüm ve kötülüklerin yani terör, anarşi, işgal ve iç çatışmaların yoğun olduğu böylesi bir zaman diliminde dünya insanlığının elzem olarak huzur ve güvenliğe ihtiyacı var.


Yüce Rabbimiz yeryüzünde kötülük işleyenlere karşı şöyle bir uyarıda bulunuyor:
"Yeryüzü yaşanır kılınmışken orada bozgunculuk yapmayın." (A'raf:56) Bu uyarı kötülere bir ihtar olduğu gibi, belki nadim olup dönerler diye bir fırsattır aynı zamanda. Ama nerede?


Şu bir gerçek ki, zalimler yaptıkları kötülük ve bozgunculuklarından hiçbir zaman vazgeçmemektedirler. Üstelik yapıp ettikleri kötülükleri "ıslah" kavramı ile örtbas etmeye çalışmaktadırlar. "Onlara yeryüzünde bozgunculuk yapmayın' dendiğinde, 'hayır, biz ıslah edicileriz' derler. Oysa onlar bozguncuların ta kendileridirler." (Bakara:11-12)


Şu hâlde ne yapılmalı? Buna ilişkin "ebrar" olanlara bir mükellefiyet yüklenmemiş mi?Bu sorunun cevabına Al-i İmrân Sûresi'nin 110'ncu ve Bakara Sûresi'nin 193'ncü ayetlerinde açıklık getiriliyor: "Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz iyi olanı tesis eder, kötü olanı bertaraf edersiniz."
"Fitneden eser kalmayıncaya ve din hükümleri Allah adına tatbik edilinceye kadar cihad (mücadele) ediniz."


Elbette ki bu mükellefiyetin ön koşulları var. Ön koşul olarak mevcut olan ulus devletlerin askerî birlikleri ve emniyet birimlerini kastetmiyoruz. Zira, fitne lokal bir alanla sınırlı değil. Fitne, kötülükler ve zulüm yeryüzünün birçok coğrafyasında vuku bulmaktadır. Mevcut ulus devletler tek başlarına yerküre üzerinde yaygınlık kazanmış ve küresel boyutlara ulaşmış kötülükleri bertaraf edemez. Bunun için uluslararası boyutta inisiyatif kullanabilecek güçte  büyük bir organizasyona ihtiyaç var. Peki bu organizasyonu oluşturmak için yeterli imkân ve potansiyele sahip miyiz? Yüce Rabbimiz buyuruyor ki: "Biz insana kaldıramayacağı yükü yüklemeyiz." (Bakara:286; Hac:78)


"Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez." (Bakara:185)
"Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder, yeryüzünde ayaklarınızı sabit ber kadem kılar." (Muhammed:7)
Genel anlamda ilâhî bir prensiptir bu.. Şu hâlde demek oluyor ki bu potansiyel Müslümanlarda var. Önemli olan bu potansiyeli güce dönüştürmek. Bunun tek şartı Müslümanların birlik olmasıdır.
"Toptan Allah'ın ipine sarılın. Tefrikaya düşmeyin. Dağılıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın." (Âl-i İmrân:103)


"Birbirinizle çekişmeyin, birlik olun. Eğer birlik olmazsanız gücünüz gider." (Enfâl:46)
Bir başka ayet-i kerimede ise Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
"Bildiğiniz ve sizin bilmeyip de benim bildiğim düşmanlarınıza karşı kuvvet ve besili atlar (caydırıcı güç) hazırlayın.” (Enfâl:60)


Sayın okuyucumuz, Allah Teâlâ'nın bu somut hükümlerinden yola çıkarak 57 ulus devlete bölünmüş olan İslâm ümmetinin içerisinde bulunduğu duruma bir bakalım!
Hangi coğrafyadan başlayalım? Arakan-Myammar unutuldu adeta. Evleri-barkları kendileriyle birlikte yakıldı. On binlerce savunmasız mazlum Müslüman insanlık dışı katliamlara maruz kaldı. Elimiz-kolumuz bağlı olarak kahır içerisinde seyrettik. Ne yazık ki, bir müddet sonra unutuldular.. Doğu Türkistan'a bakıyoruz. Uzun yıllardan beri işgalci Çin rejiminin zulmüne maruz kalan Doğu Türkistanlı soydaş ve din kardeşlerimizin durumu içler acısı. Çin rejiminin baskıcı asimilasyon politikalarına maruz kalmaktadırlar. Dinî inançlarına göre bir hayat yaşamaktan men edilmişler.
İtiraz edenler toplama kamplarına gönderiliyor. Tıpkı 1984 - 1989 yılları arasında Bulgaristan'da yaşayan Müslüman soydaşlarımızın Belene Kampı'na götürülüp çeşitli işkencelere maruz kaldıkları gibi..


Keşmir'e bakıyoruz, orada da uzun yıllardan beri işgalci Hindistan'ın zulmü devam ediyor. Ümmet olarak sadece seyrediyoruz. Tıpkı büyük şeytan ABD'nin Afganistan ve Irak'ı işgal edip tarumar ettiğinde seyrettiğimiz gibi.


Peki Suudi Arabistan'ın ABD ve Siyonist İsrail'in buyruğu üzerine altı seneden beri (dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan) Yemen'i bombalamasına ne demeli? Bu süre zarfında Suudi Arabistan'ın uçaklarıyla bombalanan Yemen'de on binlerce insan öldü. Gıda sorunu yaşayan bu ülkede sadece bombardumanlarla değil, açlıktan da insanlar ölüyor. Ayrıca hijyen sıkıntısından dolayı tifo, tifüs ve kolera gibi bulaşıcı hastalıklara maruz kaldıkları için on binlerce çocuk öldü ve hâlâ ölmeye devam ediyor.


Öte yandan, senelerdir Suriye  yaşanan iç savaşı nasıl izah edeceğiz? Tekfirci terör örgütleri Suriye'yi kan gölüne çevirdi. Dünyanın birçok ülkesinden bindirilmiş kıtalar olarak Suriye'ye sokulan mutasyona uğramış canavar sürüsü, yayılmacı (vantuzcu) ABD'ye ve işgalci İsrail'e alan açmak için insanlık dışı yöntemlerle çocuk, kadın ve yaşlı demeden korkunç katliamlar yaptılar. 


Diğer taraftan, Libya'da aşiretler arası güç savaşından dolayı ülke üçe bölünmüş vaziyette. Müslümanlar güçlerini birleştireceklerine birbirlerini kırmakla meşguller.
Ümmet olarak ne hâldeyiz? Namus-u ekberimiz olan Filistin 
toprakları 70 küsur yıldan beri işgalci Siyonistlerin postalları altında ezilmeye devam ediyor.

 

İşgalci İsrail Batı Şeria'da yeni yeni yerleşim birimleri açmak için mazlum Filistin halkının zeytin bahçelerini gasp edip ağaçları kesiyor. Bu duruma tepki gösterip nümayiş yapan insanların üzerine kadın, yaşlı ve çocuk demeden ateş ediyorlar, yetmedi evlerini barklarını başlarına yıkıyorlar.


Yeryüzünde her türlü zulüm ve kötülüğü bertaraf etmekle görevli olan İslâm ümmeti bu talanı, bu gaspı, bu zulümleri ve bu öldürmeleri sadece seyrediyor. İtiraf etmiş olalım ki, ümmet olarak büyük bir vebalin altındayız. Sivil inisiyatif hakkımızı kullanarak  başımızdaki siyasîlere karşı baskı grupları oluşturmalıyız. Örgün veya sosyal medya aracılığı ile gündemimizi İslâm Birliği'ne odaklamalıyız. Bu derdi çeken yazarlarımız, aydınlarımız, akademisyenlerimiz ve STK'larımız bu meseleyi sürekli gündemde tutmalılar.


Zira söz konusu ettiğimiz bütün bu olumsuzlukların tek nedeni İslâm ümmetinin güç birliği içerisinde olmayışıdır.


Merhum Erbakan Hocamız Müslümanların bu eksikliğini çok iyi bildiği için "Tek çare İslâm Birliği" diyerek D-8'İ kurmuştu. Bütün mesele İslâm Birliği'ni hedefleyen bir projenin hayata geçirilmesidir. Bu savsaklanamaz ve tehir edilemez imâna taallûk eden bir vecibedir.


Rahmet ve minnetle andığımız Merhum Erbakan Hocamız İslâm Birliği'ne o kadar önem veriyordu ki, bir konuşması esnasında (biraz da hiddetlenerek) şöyle bir serzenişte bulunmuştu: "Hangi cemaatten, hangi tarikattan, hangi mezhepten, hangi gruptan olursan ol eğer İslâm Birliği için uğraşmıyorsan beş para etmezsin."

Bir başka demecinde ise şöyle bir ikazda bulunuyor: "Eğer sende İslâm Birliği için 100 adım atma potansiyeli varsa ve sen de buna mukabil 95 adım atmışsan mahşer günü geriye kalan 5 adımın hesabını vereceksin."











 

 

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Temel Şentürk | 18.02.2021 18:54
Allah razı olsun.., Rabbim emeklerinizin karşılığını ikram buyursun.