metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Kültür - Sanat

İlahi Sözün Gücü - Tahsin Görgün

26.07.2022

İlahi Sözün Gücü

Tahsin Görgün

Külliyat Yayınları

Hazırlayan: Ömer Budak

"Hayatımda beni en çok etkileyen söz, babamdan dinlediğim şu nasihat olmuştur: 'Oğlum! Kur’an’ı yeni iniyormuş gibi oku. Gül yapraklarından çiğ tanelerinin damladığı gibi. Ayetler kalbine inip ihya etsin; kalbin can bulsun" Muhammed İkbal

Kur'an'ı Kerim şüphesiz tarih boyunca Müslümanların her zaman gündeminde olagelmiştir. Tefsir alanında ulemanın geride bırakmış olduğu külliyatın yanı sıra, esas itibarıyla İslami ilimlerin hepsi Kur'an'ı Kerim'i kendi cihetlerinden söz konusu etmiştir ve varoluşunu da Kur'an'a borçludur.

Fakat modern dönemin yaşatmış olduğu kırılmalarla birlikte Müslümanların (en azından bir kısmının) gözünde Kur'an şifa, rahmet olmak yerine çözülmesi gereken bir problem halini almıştır. Bu itibarla vahyin neliği, Kur'an'daki emir ve yasaklarla modernitenin dayatmış olduğu hayat tarzı arasındaki çatışma, Kur'an'daki kıssaların mahiyeti ve mucizeler gibi problemli hale gelen meseleler üzerine yapılan tartışmalar son yüzyılda hız kazanmıştır. Ülkemizde ise özellikle 90'lı yılların sonlarından itibaren bu konular çeşitli mecralarda farklı yaklaşımlarla ele alınmıştır.

Tahsin Görgün'ün farklı zamanlarda kaleme aldığı 8 bölümden oluşan bu kitap da böyle bir atmosferde yazılmıştır. Ancak onun yaklaşımını diğerlerinkinden ayıran en önemli hususiyet, kadim geleneğiyle irtibatı koparılan ve mazisiyle her anlamda kavgalı hale getirilen bu toprakların geçmişiyle olan irtibatını düşünce geleneğimiz üzerinden yeniden tesis etmeye çalışması ve batıdan gelen yorum yöntemlerine son derece eleştirel yaklaşmasıdır.

Yazar kitabın girişinde temel tezini şu şekilde özetlemektedir: "Bu çerçevede bu kitapta bir araya getirilmiş-muhtelif vesilelerle, muhtelif yerlerde yayınlanmış veya yayınlanmamış- olan yazıların temel tezi, Kur'an'ın sadece bir bilgi kaynağı olmadığı; bunun ötesinde ve bundan daha esaslı olarak, bir toplum ve bu toplumun faaliyetleri neticesinde bir medeniyet ortaya çıkaran bir "varlık kaynağı" olduğudur. Bir mü'min, Kur'an'ı, onun kendisinin Müslüman olarak varoluşunu önceleyen bir varlık kaynağı olduğunu fark etmesiyle anlamaya başlar."

Bu tezden hareketle yazar, kitabın "İnşa-Haber Ayrımı ve Kur'an'ın Anlaşılması" isimli birinci bölümünde inşa-haber ayrımını temel alarak Kur'an'ın anlaşılması meselesine esaslı bir katkı yapmaktadır. Buna göre dildeki ifadeler inşaî ve haberî olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Haberî ifadeler vakıada olan bir şey hakkında haber veren ifadeler olup doğrulanıp yanlışlanabilirler. İnşaî ifadeler ise daha ziyade emir ve nehy kabilinden ifadelerdir ve burada konuşanın muradı, söz konusu olan şeyin yeniden vücuda getirilmesidir. Kur'an'ı Kerim ise teklîfi iradenin dile gelmiş hali olduğundan dolayı bir bütün olarak inşaî formdadır.

Bu itibarla "dinî ifadeler, bir bütün olarak inşâî oldukları için, -son zamanlarda hermenötik veya başka adlarla, tarihselcilik, modernizm vs. adı altında- onların vakıa mutabık olup olmadıklarını araştırmak anlamlı bir arayış değildir; dinin mahiyeti konusunda yanlış bir tasavvura sahip olmanın sıradan bir neticesidir. Dinî ifadeler, varlığın sebebi olarak, medlullerini kendileri oluşturan ifadelerdir ve bunlar bu halleri ile insanın varoluşunun mahiyetini teşkil eden ahlakîlik ile aynıdırlar ve bundan dolayı da varoluşu öncelerler. Varoluşu önceleyenin varoluş sonrası ile sağlamasını yapmaya çalışmak, onun mahiyetini henüz anlamamış olmak anlamına gelmektedir."

İşte Kur'an'ı Kerim'in bir İslam toplumu, bir İslam medeniyeti vücuda getirmesi ve şartlara boyun eğmeyerek tüm şartlara boyun eğdirmesi, onun bu inşaî formundan kaynaklanmaktadır. Kitabın diğer başlıkları ise şu şekildedir: "Dil, Kavrayış ve Davranış", "Kur'an Kıssaları'nın Mahiyeti Üzerine", "Kur'an ve Tarih", "Kur'an ve Fıkıh", "İslam Kültür Birliği ve Sünnet", "Dinin Yeniden Yorumlanması", "Klasik Anlama Yöntemleri".

Son olarak Kur'an'ın anlaşılmasına esaslı bir katkı sunan ve irdelediği meseleleri derinlemesine ele alan bu kitabın, özellikle Kur'an araştırmaları yapan her Müslüman tarafından okunması ve okuma gruplarında müzakere edilmesi gerektiğini ifade etmek isterim.

 

Kitaptan kesitler:

"Kur'an'ın vahyedilmesi ile İslam toplumunun ortaya çıkması arasındaki alaka, vahiyde neyin nasıl söylendiği ve bunun mübelliğ ve mübeyyini tarafından nasıl gerçekleştirildiği incelenip, onun tebliğ ve beyanının diğer insanlar tarafından nasıl algılandıkları tahlil edilerek kurulabilir. Bu alakanın kurulması için gerekli kavramsal ve fikrî esasları gelenek (özellikle nahív, beyan, me'ânî, fikih usûlü gibi ilimler) ihtiva etmektedir; mesele geleneğin anlaşılarak hem Kur'an'ın nüzul döneminde hem de daha sonraki dönemlerde vahiy ile toplumsallaşma arasında kurulan alakaya dayanarak, bugün böyle bir şeyin keyfiyeti üzerinde yoğunlaşmaktır. Bunun da bir ön şartı vardır ki; bu, son asırlarda başımıza ne geldiği sorusunu, Kur'an'ın bize verdiği imkânla, mevcudu (geçerli olan) kavrayıp, onunla alakamızı yeniden kurarken cevaplamamızdır." (4. Baskı sf 97)

 

"İslâm ilim geleneği ihya edilecekse, veya Müslümanlar ilim ve düşünce alanında dirileceklerse (tekrar vücut bulacaklarsa) bunun önemli esaslarından birisini, Kur'ân kıssalarının mahiyetlerinin keşfi ve, bundan hareketle oluşturulacak bize has ilim anlayışları (kavrayış ve davranışın genel geçer usulleri) teşkil edecektir. Bu hususta "bilginin İslâmileştirilmesi" veya "teknoloji transferi" ve benzeri "nakil amaçlı ideolojilerin" bir aldatmacadan ibaret olduğu kendiliğinden anlaşılır şeylerdir." (sf 132)

 

"Biz, peygamberi olan bir dine mensubuz; son zamanlarda ortaya çıkan söylem, bizi, Kitabı olmakla birlikte, peygamberi olmayan bir din mensubu gibi görmekte ve bunun neticesinde de, bir taraftan kültür, onun dinî değeri dikkate alınmayarak yok sayılmakta; diğer taraftan da dini her şeyi meşrulaştıran bir araç haline getirmektedir. Bu hususta karşımıza çıkan sihirli soru ise, "Kur'ân'da var mı?" sorusu olmaktadır. Sünneti ve icmâyı dikkate almayan bu tavır, esas itibariyle dini geçersiz kılma sürecinde etkin bir rol alma eğilimindedir. Bundan dolayı, sünneti ihya ve bu ihya sürecinde öncelikle icmayı dikkate alma, bizim toplumsal varlığımızı sürdürmemizin olmazsa olmaz şartı olarak karşımıza çıkmaktadır." (sf 193)

 

"Tecdid ve ıslah hareketleri, dinin yeniden yorumlanması değil, yaygınlaşan bidatler karşısında dinin aslî unsurlarının yeninden geçerli kılınması şeklinde tahakkuk etmiştir. Bu hususta mesela en önemli müceddid-muslihlerden biri olarak kabul edilen Hüccetü'l-İslâm Ebû Hâmid el-Gazalî'nin yaptığı dini yeniden 'yorumlamak' değil, 'dinî ilimlerin ihyâsı'ndan ibarettir… 'Dinin yeniden yorumlanması' fikri, sömürge döneminde, İslamiyet'in medeniyete engel olduğu tezi ile bağlantılı olarak, dinin yeniden yorumlanarak, medeniyetle herhangi bir çatışmasının olmadığının gösterilmesi amacına matuf olarak ortaya çıkmışa benzemektedir." (sf 201-202)

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş