metrika yandex

Haberler / Kültür - Sanat

İHTİLÂLLER, DARBELER ARASINDA GAZETECİLİK VE KİTAPÇILIK ANILARIM / Yalçın Toker

02.05.2020

İHTİLÂLLER, DARBELER ARASINDA GAZETECİLİK VE KİTAPÇILIK ANILARIM

Yalçın Toker

Toker Yayınları, 2010, İstanbul

Özetleyen: Mehmet Yavuz AY

KİTAP ÖZETİ

CHP, Atatürk tarafından nasıl kuruldu kısaca göz gezdirelim. Atatürk döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisinde gruplaşmaların başladığı günlerdir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyelerinin meclisteki adı “Birinci Gurup”tur.

M. Kemal, 8 Eylül 1923 günü “9 Umde” beyannamesini yayınlar. 9 Eylül 1923'de Bu beyannamedeki ilkeleri gerçekleştirmek üzere bir grup oluşturan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne, Cumhuriyet Halk Fırkası adıyla siyasi kimlik kazandırır. 9 Umde şunlardır:

1. Milli Hakimiyet 2. Yasama 3. Güvenlik 4. Yargı 5. Milli ekonomi 6. Askerlik 7. Yedek subaylık 8. Bürokrasi 9. Devlet Teşvikleri…

Atatürk meclisteki, Müdafaa-i Hukuk grubu üyelerinin Millete karşı olan görevlerini belirlediği bu 9 ilke ışığında sürdürmeleri için Cemiyeti, Cumhuriyet Halk Fırkası adıyla siyasi bir yapıya dönüştürmek istedi.(…) CHP’yi de işte bu amaçla kurdu. Partiyi, ideallerini gerçekleştirmenin en önemli aracı olarak görmekteydi.

Resmen Başbakan İsmet Paşa'nın yayınladığı bir genelge ile polis ve jandarmanın bağlı oldukları İçişleri Bakanı aynı zamanda CHP'nin genel sekreteri yapılmıştı.

Bütün illerin valileri aynı zamanda CHP'nin il başkanlığı görevini yürütüyorlardı. (…) Kısaca artık devlet demek, Halk Partisi demektir…

18 Haziran 1936 tarihinde başbakan ve CHP genel başkanı İsmet İnönü bir tebliğ neşretti. Devletin resmi Anadolu Ajansında yayınlanan bu tebliğ ile ülkenin yönetimi tamamen Parti'ye geçiyor ve totaliter bir yönetim kurulmuş oluyordu.

(…) Parti ile devletin aynı şey haline getirildiğinin bir belgesi olan bu gelişmenin ayrıntılarını devletin Ajansı bülteninden okuyalım:

Cumhuriyet Halk Partisi genel kurulu Parti'nin gelişmesi için, bundan sonra Parti faaliyetleri ile Hükümet idaresi arasında daha sıkı bir işbirliği oluşturmak amacıyla şu kararları almıştır:

1. İç İşleri Bakanı, CHP'nin genel yönetim kurulu üyeleri arasına alınmış ve kendisine Partinin Genel Sekreterlik görevi verilmiştir.

2. Bütün illerde Parti'nin başkanlığına o ilin valisi görevlendirilmiştir.

3. Bütün illerde müfettişler bölgeler içindeki devlet işlerinin olduğu gibi parti işleri ve teşkilatının da yüksek denetleyicisi ve müfettişi idiler.

4. Parti il başkanlarının görevi sona ermiştir.

5 (…) Bu tebliğin gereklerini Parti Genel Sekreteri görevini de üstlenen İçişleri Bakanı düzenleyecektir.

(…) Atatürk'ün ölümünden sonra başlayan İsmet İnönü'nün milli şefliği döneminde tek parti baskısı daha da çok artmıştı… 1939 yılında İkinci Dünya Savaşı da patlayınca, insanların hayatı daha çok zorlaşmıştı. Seferberlik şartları gereği genç nüfusun askere alınması yüzünden tarımda üretim düşmüş, yokluklar karaborsa ve vurgunculuk olayları çığ gibi genişlemişti. (…) Ekmek karneye bağlandı, kıtlık yokluk açlık ve çeşitli baskılar altında ezilen halkın hayatı çekilmez hale geldi. (…) Varlık Vergisi Başbakan Şükrü Saraçoğlu hükümeti döneminde 11 Kasım 1942'de çıkarılan bir kanunla getirilmiştir. (…) İstanbul'da kurulan vergi komisyonlarının tespit ettiği vergilerin % 87'si gayrimüslimlere yüklendi. (…) 21 Ocak 1943'ten itibaren pek çok zengin iş adamının ev ve işyerleri haczedilerek satıldı. (…) Varlık Vergisi Kanunu 15 Mart 1944 tarih ve 4530 sayılı kanunla ortadan kaldırıldı. (…) Varlık Vergisi Kanunu ile toplam 314 milyon 900 bin TL vergi tahsil edilmiştir.

Çiftçiyi topraklandırma kanunu çıkarttı CHP. Bu kanunun 17. ve 21 maddelerinin tartışılması sırasında CHP milletvekillerinden Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Emin Sazak çok sert eleştiriler yaptılar. Celal Bayar Adnan Menderes Fuat Köprülü ve Refik Koraltan CHP grubuna Dörtlü Takrir adıyla tarihe geçen ünlü önergelerini verdiler. 12 Haziran 1945 tarihli bu önergede, “Harpten sonra bütün dünya hürriyet ve demokrasiye geçerken, bizde de özgürlükçü düzenlemelerin yapılması seçimlerin serbest olması basın hürriyeti sağlanması ve meclis müzakerelerinin açık yapılması…” gibi demokratik haklar talep ediliyordu.

Sonuçta sermaye çevreleri, toprak sahipleri ve halk kitlelerinden sonra meclisteki bir grup milletvekili de Parti içi muhalefeti başlatmış oldu Artık yeni bir muhalif partinin kurulması ortamı hazır sayılırdı.

Dörtlü takrir reddedildi. Adnan Menderes ve Fuat Köprülü Vatan gazetesinde CHP karşıtı sert yazılar yazdılar.

Eylül 1945'te Menderes, Köprülü ve Koraltan CHP'den ihraç edildiler.

Celal Bayar ise önce milletvekilliğinden sonra CHP'den kendi isteği ile istifa etti.

Celal Bayar 1 Aralık 1945 günü Demokrat Parti’yi resmen kuracaklarını açıkladı.

7 Ocak 1946 günü Demokrat Parti kuruldu. Kuruculardan Celal Bayar, eski bir İttihatçı ve Kuvayı Milliye'nin Galip hocasıydı.

Demokrat Parti'nin ilk genel başkanlığına Celal Bayar seçildi. Demokrat Parti programında CHP'nin ekonomi politikası olan “devletçiliğe” karşı “liberalizm ve siyasal demokrasi” esas alınıyordu.

Demokrat Parti kısa sürede halkın büyük desteğini arkasında buldu. CHP gelişmelerden büyük rahatsızlık duyuyordu. Demokrat Parti'nin her yerde tam teşkilatlanmasına fırsat vermeden bir baskın seçim yapmayı plânladı. 1947'de yapılması gereken genel seçimlerin 1 yıl önceye alınarak 21 Temmuz 1946'da yapılmasını öngören kanunu meclisten çıkarttı.

Seçim sistemi çok antidemokratikti. “Açık oy gizli tasnif yöntemi” uygulanıyordu. (…) Demokratlara uygulanan çeşitli baskı ve tehditlere, gizli tasnif sırasındaki hilelere rağmen sonuçta CHP 395 Demokrat Parti 66 bağımsızlar 4 milletvekili kazandılar. (…) pek çok yerde Demokrat Parti oy pusulalarının sandık başına konulmasını bile Parti'den polis ve jandarma engellemişti. (…) 46 seçimlerinde CHP her türlü hile ve zorbalığı yapmıştı. (s. 28)

(…) 1947 yılının bütçe görüşmeleri sırasında Başbakan Recep Peker ile DP’liler arasında sert tartışmaların çıktığını ve DP’lilerin meclisi terk ettiklerini gazetelerde okuduk.

Nihayet bu duruma çare bulmak üzere Cumhurbaşkanı İsmet İnönü siyasi literatüre “12 Temmuz Beyannamesi” adıyla geçen 12 Temmuz 1947 tarihli bildiriyi yayınladı. İnönü beyanname ile iki parti arasındaki gerilimi yumuşatmaya çalışıyordu. Sonra Recep Peker'in yerine Hasan Saka’yı Başbakanlığa getirdi. Gergin siyasi ortamda yumuşama başladı.

Bu sırada iki parti arasındaki bu yakınlaşmaya DP içinde bazı milletvekilleri karşı çıktılar. Bu yakınlaşmanın rejimi “güdümü demokrasi” haline getirdiğini öne sürerek partiden ayrıldılar. (s. 28)

Sert politika yanlısı olan bu kişilerden Fevzi Çakmak, Yusuf Hikmet Bayur, Kenan Öner, Osman Bölükbaşı, Sadık Aldoğan ve Yusuf Kemal Tengirşenk, 20 Temmuz 1948'de Millet Partisi'ni (MP) kurdular.

16 Şubat 1950'de gizli oy açık tasnif ve yargı denetimini esas alan seçim yasası kabul edildi. Yargıtay ve Danıştay üyelerinden oluşturulan Yüksek Seçim Kurulu kuruldu. Ve bu demokratikleşme gelişmelerinin sonunda 14 Mayıs seçimlerine gelindi. (s. 29)

14 Mayıs 1950 Seçimleri

Demokrat Parti halk İmtihanını kazanmış, aldığı %52.7 oyla 408 milletvekilliği elde etmişti. (…) CHP ise sadece 69 milletvekili çıkarabilerek sınıfta kalmıştı. Bu arada MP’den bir tek Osman Bölükbaşı milletvekilliğini kazanabildi.

(…) 22 Mayıs 1950'de TBMM açıldı. Refik Koraltan meclis başkanı seçildi. Celal Bayar 387 oyla Türkiye Cumhuriyeti'nin 3. Cumhurbaşkanı oldu. (s. 30)

DP'nin İlk İcraatı : “Allah-u Ekber”

Ve 1932’de CHP'nin koyduğu Arapça ezan yasağına son vermiş… (s. 31)

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bütün demokratik ülkelere yaptığı çağrı üzerine DP iktidarı da bir Tugayımızı Güney Kore'ye göndermişti. Bildiğiniz gibi tugayımız Kore’de kahramanlık destanları yazarak dünyanın takdirini kazandı.

Bu başarılardan sonra 1952'de NATO'ya üye olduk.

CHP'nin önemli bir kültür hizmeti olarak (s. 36) kurduğu fakat sonradan partinin propaganda merkezleri haline getirdiği Halkevleri kapatıldı.

(…) 28 Ocak 1954'te Köy Enstitüleri ve laiklikten uzaklaştığı suçlamasıyla Millet Partisi de kapatıldı.

Bu olumsuzluklara rağmen 2 Mayıs 1954 seçimlerinde DP bütün oyları silip süpürdü. Oy rekorları kırarak 550 milletvekilliği kazandı. CHP ise sadece 31 milletvekilinde kalmış, CMP 5 (yalnız Kırşehir’de), bağımsızlar 3 milletvekili çıkarabilmişlerdi. (s. 37)

(…) Bu ikinci iktidar döneminde (1954-57), DP ile CHP arasında 1953'te başlamış olan gerginlik iyice tırmanışa geçmişti. Ekonomi de bozulmaya başlamış (s. 43), Hükümetin kendine muhalif olan basın ve bütün kurumlar üzerindeki baskıları daha çok artmıştı. Bu durumlar yüzünden parti içinde de fikir ayrılıkları ortaya çıktı, bölünmeler başladı.. DP'den ayrılan ve kendilerine “İspat Hakkı Savunucuları” adı verilen 19 kişi, 20 Aralık 1955'te Hürriyet Partisi'ni kurdular.

Siyasi çalkantıların devam etmesi üzerine DP, seçimleri 1 yıl önceye aldı. Yani 1946'da CHP'nin kendine yaptığını bu defa da DP ona yapıyordu. 27 Ekim 1957 erken seçim sonuçları iktidarı zayıflatırken muhalefeti güçlendirdi. (…) Seçimlerden sonra Celal Bayar üçüncü defa Cumhurbaşkanı seçilirken, Adnan Menderes de beşinci Hükümetini kurdu.

1958 yılında ekonomik güçlüklerin aşılması iyice zorlaşmış devlet dış borçlarını ödeyemez hale gelmişti.. Bu sebeple Hükümet ekonomik istikrar tedbirleri almak zorunda kaldı. Devalüasyon yaparak doları 2.80’den birdenbire 9.02 Liraya yükseltti. Büyük zamlar, işsizlik ve iflaslar almış yürümüş, ihtilâl sözleri yayılmaya başlamıştı. (s.44)

27 Mayıs İhtilaline Doğru

Hükümet, muhalefet partisi lideri İnönü’nün yurt gezilerini engelliyor.. Adana, Kayseri, Uşak olayları birbirini izliyor.. Basın sansür altında, muhalif gazeteciler tutuklanıyor.. Menderes ve DP sözcüleri fikr-i sabit halinde her türlü olumsuzluğun sorumlusu olarak CHP'yi gösteriyorlar. (s. 48)

DP grubunda konuşulanlar hep bunlar.. Gurupta nihayet 1960 yılı Nisan ayında muhalefet partisi CHP'nin ve basının bozguncu faaliyetlerinin araştırılıp soruşturulması ve gerekli tedbirlerin alınması yönünde fikirler ortaya atılıyor. (…)

DP grubu ileride ihtilâlin haklı sebebi olacak 18 Nisan 1960 tarihli gurup kararını açıklıyor.

(…) Aynı gün iki DP milletvekili Mazlum Kayalar ve Baha Akşit bu grup kararını bir önerge haline getirerek TBMM Başkanlığına sunuyorlar. (s.49)

Komisyona gazete kapatmak, istediği kişileri sorgulamak, tutuklamak gibi yetkiler veriliyor. Böylelikle yasama organına yargı ait yetkiler tanınıyordu.. Yani meclis artık gerektiğinde savcı, gerektiğinde polis olabilecekti.

Bu durum pek tabiî anayasa ihlâliydi. İnönü, tahkikat komisyonu ile ilgili müzakereler devam ederken, bunun “Demokratik rejimi rayından çıkararak bir baskı rejimini başlatmak olacağını” ileri sürmüş ve tarihe geçen bir konuşma yapmıştı. İşte o konuşmadan bazı satırlar: "Biz ihtilâlden yetişmiş insanlarız. Meşrutiyet İhtilâli’nden geldik. (Yani eski bir İttihatçı olduğunu kastediyor) Cumhuriyet İhtilâli'ne yöneldik. Cumhuriyet İhtilâli'nden demokratik rejime geçinceye kadar çok zahmet çektik.” (s. 50)

(…) ”Eğer bir idare insan haklarını tanımaz, baskı rejimi kurarsa ihtilâl kesinlikle olur! Ama biz böyle bir ihtilâlin içinde olmayız. (…) Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam. Ayrıca arkadaşlar, şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilâl meşru bir haktır.”

İnönü’nün bu yöndeki ısrarlı uyarılarına rağmen, DP iktidarı Tahkikat Komisyonu kurulmasını mecliste kabul ettirdi. Ardından, komisyonun ve alt komisyonların görev ve yetkilerini belirleyen 27 Nisan 1960 tarihi ve 7468 sayılı kanun da meclisten çıkarıldı. (s. 51)

Nitekim Komisyon faaliyete geçti. 28 Nisan Günü CHP'nin gazetesi Ulus’un Genel Yayın Müdürü Nihat Subaşı ve yazı işleri müdürü ile, bazı yazarları, Akis gazetesinden de Metin Toker ve Kurtul Altuğ, Komisyonda sorgulandılar. Akis ve Ekim dergilerinin matbaaları arandı. Dünya, Demokrat İzmir gibi gazetelerin yazarları tutuklandı. (s.52)

Öğrenci hareketlerinin tüm ülkeye yayılmaya başlaması üzerine Hükümet, İstanbul ve Ankara'da 28 Nisan günü saat 15’ den itibaren Örfî İdare (Sıkıyönetim) ilân ediyor. (s. 66)

23 Mayıs akşamı, Başbakan ve bazı bakanlar DP ileri gelenleri Çankaya'da Bayar’ın yanında toplanırlar.

(…) Menderes o gece “gerekiyorsa hemen istifaya hazır olduğunu” bir kere daha yineler. Bayar yine karşı çıkar ve “Kritik durumdayız. Şu sırada bir hükümet değişikliğine gitmek içeride ve dışarıda kötü etki yapar” diye konuşur.

(…) 25 Mayıs günü Meclis tatile girer. Adnan Menderes Dış İşleri Bakanı ile birlikte Yunanistan'a gezi yapacaktır. Fakat bunu erteler ve grup toplantısını yarıda bırakarak (s. 76) yurt gezisine çıkar. Eskişehir ve Konya gidecektir. Uçakla Eskişehir’e hareket eder. Saat 17.30’da Eskişehir hava alanında kendisini karşılayan görevli bir askeri müfreze vardır. Müfrezedeki askerler, kendilerine selâm veren Menderes'in uzattığı elini sıkmazlar.

(…) Menderes o akşam Eskişehir'de verdiği demeçte, “Üç ay süresi olan Tahkikat Komisyonunun bir ay gibi kısa bir zamanda görevini tamamladığını.. Bütün olanların kaynağı olan komisyonun ortadan kalktığını” falan açıklar ama her şey boşunadır artık. Nitekim aradan iki gün geç geçmez, 27 Mayıs 1960 sabahı radyolar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ülkede yönetime el koyduğu haberini dünyaya duyururlar: (s. 77)

(…) “Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir.(…) Kabineye mensup şahsiyetlerin, TSK’lerine sığınmalarını rica ediyoruz. Şahsî emniyetleri kanun teminatı altındadır. (s. 78)

(…) Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO ve CENTO’ya inanıyoruz ve bağlıyız.” (s. 79)

Ankara'da yakalananların Harp Okulu’nda toplandıklarını haber alıyorduk.

Getirilen DP’liler, Harp Okulu öğrencilerinin arasından küfürler, tekme ve tokatlarla, itilip kakılarak geçiriliyorlarmış. İlk getirilen kişi Meclis Başkanı Refik Koraltan olmuş.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı da bir tim Çankaya Köşkü'ne giderek gözaltına almış. İhtilâl hareketinin başladığı sırada Eskişehir'de olan Başbakan Adnan Menderes Konya'ya gitmek üzere yola çıkmış. Kütahya yolunda Keşif Taburu Komutanı Agasi Şen ve Binbaşı Muhsin Batur’un da bulunduğu görevliler tarafından yakalanmış.. Enterne edilerek Maliye Bakanı Hasan Polatkan’la birlikte Ankara’ya getirilmiş. Havaalanında MBK üyesi Fikret Kuytak tarafından teslim alınarak Harp Okulu’na götürülmüşler.. (s. 80)

(…) Kimliği meçhul yüzlerce ölüm havadisleri. Öldürülüp cesetleri kuyulara atılanlar. Makinalarda kıyılıp tavuk yemi yapılmak üzere depolara doldurulan öğrenci cesetleri.. Bütün bunların İç İşleri Bakanı Namık Gedik’in emriyle yapıldığı yönünde yalan haberler.. Çeşit çeşit düzmece senaryolar.. (s. 81)

Üst katta tuvaletin yanındaki odaya hapsedilen Namık Gedik, iki gün burada kalır. 29 Mayıs pazar gecesi saat 23’te, bir iddiaya göre kendini camdan atarak intihar eder. Bir başka iddiaya göre aşağı itilerek öldürülür. (s. 82)

(…) Subayların koridorundan geçerken, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan önümde, ben (Celal Yardımcı) arkalarındayım. Durmadan sağdan soldan yumruk, tekme yiyoruz.

(…) Nihayet bizi bir ambulansa alıp götürerek bir vapura bindirdiler. Sonra Yassıada’ya çıktık. (s. 83)

İhtilâl sabahı, İzmir'e gönderilen bir askeri uçak, ihtilâlin başına geçecek olan emekli Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel'i İzmir'deki evinde alarak Ankara'ya getiriyor Gürsel öğleden sonra saat 16'da radyodan Türk milletine hitap ediyor.

Bu profesörlerin adının sıkça geçmesi üzerine, MBK yine onlardan akıl almayı kararlaştırır. Danışmak üzere İstanbul Üniversitesinin bir gurup profesörünü Ankara’ya getirmeye karar verirler..(s. 85)

(…) Ertesi gün yani 28 Mayıs günü, üniversite profesörlerinin hazırladığı, “İhtilâlin meşruluk belgesi sayılan” bildiri onlar adına Profesör Tarık Zafer Tunaya tarafından kamuoyuna açıklanır. (s.86)

(…) Memleketin her yerinde Demokrat Partili milletvekilleri ve iktidarın ileri gelenleriyle üst düzey bürokratların tutuklanmasına başlandı. Oysa ihtilalcilerin önceki kararları, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclisi Başkanı, Bakanlar ve Tahkikat komisyonu üyelerinin tutuklanıp muhakeme edilmeleri, bunların dışında kimsenin tutuklanmaması şeklindeydi. (s. 87)

3 Haziran 1960 : Milli Birlik Komitesi üniversite öğrencilerine DP Hükümetinin uyguladığını iddia ettiği vahşet suçlamaları hakkında bir Bildiri yayınladı. (s.88)

(…) Günlerdir sayıları yüzlerle binlerle ifade edilen öldürülüp kıyma makinalarında kıyılarak tavuk yemi yapılmış öğrenciler edebiyatının kahramanlarının sadece 3 kişiden ibaret olduğu o zaman ortaya çıktı.

10 Haziran 1960 : MBK’nin açıkladığına göre bu kişiler; 1930 doğumlu Orman Fakültesi öğrencisi Malatyalı Turan Emeksiz, İstanbul Erkek Lisesi öğrencisi 1943 doğumlu Nedim Küçükpolat, Harp Okulu öğrencisi 1938 doğumlu Ispartalı Ali İhsan Kalmaz idiler. (s. 89)

12 Haziran 1960 : MBK toplanarak Geçici Anayasayı kabul etti.(…) MBK, DP’lileri yargılayacak olan (s.89) Yüksek Adalet Divanı’nı kurma kararı aldı.

29 Eylül 1960 : Faaliyeti, MBK kararıyla durdurulmuş olan Demokrat Parti resmen kapatıldı.

6 Ekim 1960 : Yüksek Adalet Divanı başkanlığına Salim Başol savcılığa Altay Ömer Egesel’i atadı

14 Ekim 1960 : Yassıada Yüksek Adalet Divanı’nda açılan 19 davanın duruşmaları başladı. ilk dava Afgan Kralı’nın hediye ettiği köpeğin hayvanat bahçesine satıldığı suçlaması ile ilgili olarak Celal Bayar ve Tarım Bakanı Nedim Öktem hakkında açılan Köpek davası idi. Bunu Başbakan Adnan Menderes'in gayrimeşru çocuğunun alınması ile ilgili Bebek davası izledi. Bu adi suçlara ilişkin davalardan sonra, 6-7 Eylül olayları, örtülü ödenek davası, üniversite olayları, Vatan cephesi, Anayasayı ihlâl gibi dosyalara geçildi.

27 Ekim 1960 : Üniversite profesör ve doçentlerinden tam 147 kişi MBK kararı ile görevden uzaklaştırıldılar. 147'ler adı verilen bu kişiler arasında Ali Fuat Başgil’in olması doğal karşılanmış fakat ihtilalin meşruluk fetvasını büyük bir zevkle okumuş olan Tarık Zafer Tunaya’nın da bulunması şok etkisi yaratmıştı.

13 Kasım 1960: de 14’ lerin tasfiyesi.. Tevkiflerden, yargılamalara kadar pek çok uygulamaya karşı çıkan 14 kişi, diğer üyeler tarafından yurt dışına sürgüne gönderildiler.

13 Aralık 1960 : 157 sayılı yasa ile Kurucu Meclis kuruldu. (s. 91)

15 Şubat 1961: Siyasi faaliyetler serbest bırakıldı. Eski Genelkurmay Başkanı Ragıp Gümüşpala Adalet Partisi'ni (AP), 13 Şubat'ta da Ekrem Alican Yeni Türkiye Partisi’ni (YTP) kurdular.

27 Mayıs 1961'de MBK, Temsilciler Meclisi tarafından hazırlanan yeni Anayasayı kabul etti. Fakat MBK üyeleri kabul edilen Anayasa'nın 76. maddesi hükmü gereğince Tabii Senatör olarak Senato’ya katılma hakkını elde ettiler.

9 Temmuz 1961: Halkoyuna sunulan 1961 Anayasası yüzde 61.5 oyla kabul edildi.

15 Eylül 1961 : Yassıada Mahkemesi’nde kararlar açıklandı. 15 kişi idama, 31 kişi ömür boyu hapse, 418 kişi değişik hapis cezalarına çarptırılırken 123 kişi de beraat etti.

16 Eylül 1961 : Eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan, İmralı Adası'nda idam edildiler. (s.92)

17 Eylül 1961: Başbakan Adnan Menderes İmralı Adası'nda idam edildi.

15 Ekim 1961 : Genel seçimler yapıldı. CHP %36.74 oy oranı ile 173 milletvekili 36 Senatör çıkardı. Adalet Partisi de %34.80 oyla 158 milletvekilliği ve 70 senatörlük kazandı. CKMP’nin milletvekili sayısı 54, senatör sayısı 16 olurken YTP de 65 milletvekili ve 28 Senatör çıkardı.

21 Ekim 1961: Alınan seçim sonuçları Silahlı Kuvvetleri ve CHP’yi hiç memnun etmemişti. Hoşnutsuzluk ortamında bir kısım Ordu mensupları 21 Ekim günü Yıldız’daki Harp Akademisi’nde bir toplantı yaptılar. Toplantıda kendilerine Silahlı Kuvvetler Birliği(SKB) denilen 10 general ve amiralle 28 Albay “21 Ekim Protokolü Silahlı Kuvvetler Birliği 21 Ekim günü “21 Ekim Protokolü” isimli beyannameyi imzaladılar.

Bu beyanname: “Meclisin toplanmamasını, seçimlerin iptal edilmesini, bütün siyasi partilerin feshedilerek MBK’nin de dağıtılmasını” öngören Muhtıra niteliğinde bir belgeydi.

Cemal Gürsel ve komutanlarla birlikte toplanan siyasi parti liderleri, “Çankaya Protokolü”nü imzalayarak, SKB’nin tekliflerini kabul ettiler ve kriz böylelikle aşıldı.

20 Kasım 1961: İsmet Paşa nihayet muradına erdi. Başbakan olarak 8. İnönü Hükümeti’ni kurdu(20 Kasım 1961-25 Haziran 1962). Bu koalisyonda CHP ve AP eşit Bakanlık aldılar.(s.93)

1960 İHTİLÂL DÖNEMİNDEN BAZI ÖNEMLİ OLAYLAR

Milli Birlik Komitesinin İlk 10 Kişisi, Kuruluşu ve Hareket Plânı

Ordu içinde DP iktidarını devirmek için oluşturulan Milli Birlikçiler Grubu isimli örgüt, yaptığı birçok toplantı sonunda 1959 yılında organize duruma gelmişti. Türkeş, 14 Eylül 1959 günü grubun öncüsü olan arkadaşlarını Ankara'da Gençlik Parkı'nda gizli bir toplantıya çağırdı.

Toplantıya Kore'de görevde olduğu için Talât Aydemir katılamamış, diğer 9 kişi gelmişlerdi. Yani Alparslan Türkeş'in yanı sıra Dündar Seyhan, Sadi Koçaş, Sezai Okan, Osman Köksal, Suphi Karaman, Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı, Kadri Kaplan, Rıfat Baykal toplandılar.

Bu toplantıda Alparslan Türkeş, hazırladığı ihtilâl plânını arkadaşlarına anlattı. 10 kişiden oluşan bu ilk Komite, Türkeş'in plânını kabul ederek, plâna uygun olarak fiilen çalışmaların başlatılmasına karar verdi. (s. 94)

Durum Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel'e bildirildi. Böylelikle Gürsel de 11nci üye olarak Komiteye girmiş oluyordu. Komitenin aldığı kararlar Kore'de bulunan Talat Aydemir’e de haber verildi. Türkeş'in hazırladığı ihtilâl plânı'nın ana hatları şöyleydi:

“ İhtilâl başarıldıktan sonra Milli Birlik Komitesi, bir ihtilâl cuntası olmayacak; adalet, eşitlik ilkelerine göre kurulacak Kurucu Meclis içinde bir Yasama organı hüviyetinde yer alacak..

Öncelikle uzun yıllar içinde köhnemiş olan siyasi kadrolar ve liderler tasfiye edilecek ve devlette köklü reformlar yapılacak..

Genel seçimler için acele edilmeyecek, bu köklü reformlar gerçekleştirildikten sonra âdil bir seçim yapılarak kazananlara iktidar teslim edilecek.. Seçimlere Milli Birlik Komitesi de Milli Birlik Partisi adıyla katılacak”..

O Toplantıdan sonra, Ordu içinde kurulmuş olan bütün ihtilâlci gruplar da Milli Birlikçiler Grubuna katıldılar.

38 kişiye yükselen Komite, 27 Mayıs 1960 sabahı Türkeş'in tespit ettiği ve Komitenin onayladığı yukarıdaki hedefleri gerçekleştirmek üzere devletin idaresinde el koydu. (s. 95)

İhtilâlciler Arasında, İktidarı İnönü'ye Terketme İstekleri Ortaya Çıkıyor

CHP ile yakın temasta olan Komite üyelerinden Ahmet Yıldız, Ekrem Acuner, Fikret Kuytak idarenin CHP’ye teslim edilmesi yönünde bir önerge hazırlayarak Komite toplantısına getirdiler. Verdikleri bu önerge Komite içinde sert tartışmalar yarattı. Türkeş ve arkadaşları buna kesinlikle karşı çıktılar. Sonunda önerge reddedildi. Bu fikri körükleyen kişinin, bir an önce iktidara sahip olma hırsıyla hareket eden İsmet İnönü olduğu ileri sürülmüştü.

Bu girişim başarılı olamayınca, önerge sahipleri, yine İsmet Paşa'nın teşvikleri sonucu bu defa en kısa zamanda seçim yapılması tezini öne sürdüler. Bu kişiler biliyorlardı ki eski Demokratların ortada henüz hiçbir siyasi organizasyonları yoktu. Bu sebeple yapılacak bir acele seçimi kesin CHP kazanırdı. Türkeş ve arkadaşları, köklü reformlar yapılmadan seçime gidilmesi teklifine de derhal karşı çıktılar.

Ve o zaman şu karşı öneri ortaya atıldı: “İhtilâl idaresinin 4 sene süreyle iktidarda kalması ve bunun için bir referandum yapılarak halkın iradesinin belirlenmesi”.. Milli Birlik Komitesi’ne bunu teklif eden 25 imzalı bir önerge getirildi. Önergeye (s. 96) imza koyanlar arasında Cemal Gürsel, Cemal Madanoğlu, Fahri Özdilek, Sıtkı Ulay gibi üst düzey Paşalar da vardı.

Önerge Ahmet Yıldız grubunun karşı oylarına rağmen kabul edildi. Alınan karar; MBK’nin 4 yıl iktidarda kalması, bu süre içinde köklü reformların yapılması, 4 yıl sonra yapılacak seçimlere Komitenin, Milli Birlik Partisi adıyla katılması şeklinde çıktı. 1960 Eylül ayında alınmış olan bu karara 26 üye olumlu 11 üye olumsuz oy vermişlerdi.

MBK 4 Gruba Bölünüyor

Görüldüğü üzere MBK o günlerde kararsızlıklar içinde bocalıyordu. MBK tam anlamıyla gruplara bölünmüş durumdaydı : 14’ler, 11’ler, 7’ler, 5’ler..(s.97)

İnönü Acele Seçim İstiyordu

(…) Ahmet Yıldız grubunun CHP’yi iktidara getirme uğraşları yönünde verdiği önergeler ve erken seçim girişimleri sonuçsuz kalmıştı.

İnönü sık sık, “Seçimlerin en kısa zamanda yapılmasına sayısız yararlar vardır” diyor, bu (s.98) yönde basında beyanatları çıkıyordu. İnönü'nün bu sayısız faydalardan kastettiği herhalde alelacele yapılacak bir seçimin sonunda CHP'nin iktidar koltuğuna rakipsiz kavuşacak olmasıydı.

Siyasi faaliyetlerin henüz serbest olmadığı bu dönemin diğer partisi Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi idi. Partinin başkanı Osman Bölükbaşı o günkü şartlarda erken seçime gidilmesinin kendilerini de hazırlıksız yakalayacağı düşüncesiyle İnönü'nün bu sözlerine karşı çıktı.

İnönü onu iknâ etmek için Bölükbaşı ile bir görüşme yaptı. Ona komitenin aldığı 4 yıl seçim yapmama kararını anlattı. Sonunda Bölükbaşı’yı da seçime ikna etti. Sonra Cemal Gürsel'i ziyaret etti. Bir yandan da 4 yıl iktidarda kalınması tezinde ısrar ederek seçimleri engellemek isteyen Türkeş’e yıpratma kampanyası başlattı.

İnönü- Türkeş Nefretinin Sebebi

(…) Türkeş'in İnönü'ye olan nefretinin altında yatan gerçek, hep bilindiği üzere 1944 Milliyetçilik olayıydı. 1944 yılında İnönü memlekete tam bir Milliyetçi kıyımı başlatmış, ırkçı, Turancı, kafatasçı suçlamalarıyla Alparslan Türkeş ile birlikte pek çok Türk milliyetçisine tabutluklarda işkence yaptırmıştı. (s. 99)

Toplantılarda Türkeş'in fazla güçlenmesini kıskanan üyeler, MBK üyelerinin devlette idari görev almalarını tenkit etmeye başladılar. O sırada Fahri Özdilek ve Sıtkı Ulay hükümette bakan, Türkeş Başbakanlık müsteşarı, Ahmet Yıldız da Basın Yayın Genel Müdürü idiler. Türkeş'in bu görevi sebebiyle Gürsel'i istediği gibi kullandığı, âdeta içerde tek söz sahibi durumuna (s. 100) geldiği öne sürülüyordu Onun için hepsinin bu görevlerinden istifa etmeleri toplantıda söz konusu edildi. Sonunda Türkeş 21 Eylül 1960 günü bu görevinden istifa etti. (…) Ahmet Yıldız da nihayet Aralık ayında görevinden ayrıldı.

İhtilâlcilere Sunulan Tabiî Senatörlük ve Kurucu Meclis Üyeliği Rüşveti

İsmet Paşa, komite üyelerini 4 yıl idareye hâkim olup köklü reformları gerçekleştirme kararından vazgeçirmek için yeni bir yol daha denedi. İhtilalcilere rüşvet sayılabilecek şu öneriyi gönderdi: Tabii Senatörlük…

Bu öneri Komite’de 14 Ekim 1960 günü görüşüldü. Yapılan müzakereler sonunda” Bu bir siyasi rüşvettir. İnönü'nün oyununa gelmeyelim” tezi galip çıktı ve 11'e karşı 26 oyla reddedildi.

MBK üyelerini erken seçime ikna edebilmek için siyasî rüşvet olarak önerilen “Tabii Senatörlük” de reddedilince son bir çare kalıyordu.. İhtilâlcileri bir Kurucu Meclis içinde toplama teklifi..

İnönü ile yakın temas içindeki 11'ler, konuyu Cemal Gürsel'e iletmek üzere önce Cemal Madanoğlu’na açtılar. Onun da bu öneriyi kabul etmesi üzerine 12 ihtilâlci hep birlikte Cemal Gürsel'e gittiler. Gürsel'i de Kurucu Meclis’e katılma yönünde ikna ettiler. (S. 101)

Bundan sonra Cemal Gürsel, İsmet İnönü ile görüştü İnönü-Gürsel konuşmasından sonra varılan mutabakat şöyle idi:

“MBK üyelerinin de içinde yer alacağı bir Kurucu Meclis oluşturulacak. Bu Meclisin görevi yeni Anayasa ve Seçim Kanununu hazırlamak olacak. Kurucu Meclis kanununun tasarısını hazırlama göreviyle ODTÜ Rektörü Profesör Turan Feyzioğlu başkanlığında bir komisyon kurulacak”.

Türkeş'in 14’leri ise, Kurucu Meclis’in içinde yer almalarının bir siyasi rüşvet olacağını öne sürerek buna da karşı çıktılar. Komite içinde öneriye karşı çıkan başka üyeler de vardı.

Nihayet 14’ler Tasfiye Ediliyor

Bütün bu gelişmelerden sonra Milli Birlik Komitesi nihayet son noktayı koydu.. 13 Kasım günü 14'ler Komite üyeliğinden çıkarıldılar. Tabii bu olay da bir ihtilâl demekti. 13 Kasım 1960 günü yapılmış olan bu ihtilâl radyolardan okunan şu bildiri ile millete duyuruldu:

1.Milli Birlik Komitesinin çalışmaları (102) memleketin yüksek menfaatlerini tehlikeye sokacak duruma düştüğünden, Türk Silahlı Kuvvetleri ve MBK üyelerinin istekleri üzerine MBK’ni fesh ettim

2. (…) Türk milleti adına Yasama yetkisini kullanacak olan MBK üyeleri şunlardır: (14'ler dışında kalan 23 üyenin isimleri sayılıyor)”.

3. (...) yeni MBK, en kısa zamanda kurulacak olan Kurucu Meclis’le birlikte memleketin nizamını demokratik esaslara göre düzenleyecektir

4. Görevlerinden affedilen 14 üye emekliye sevk edilmişlerdir.

5. Bu konuda Devlet Başkanı’ndan başka bir makam beyanat vermeye yetkili değildir.

14’ler ve Sürgün Yerleri

Bu karar üzerine, aynı gün yurt dışına sürgün edilen 14’ler, şu dış elçiliklerimizde devlet Müşavirliği görevine başladılar. Alparslan Türkeş (Yeni Delhi), Dündar Taşer (Rabat)…

27 Mayıs'ın Güçlü Albayı Türkeş İhtilâlin “O Anlar”ını Anlatıyor

“ 26 Mayıs akşamı saat 20.30’ da beni evimden bir kurmay subay arkadaşım cipiyle aldı. Onunla birlikte Genelkurmay Muhafız kıt’asına, daha sonra da Süvari Alayı ve Tank Taburuna uğradık.. Hazırlıkları gözden geçirdik ve arka yoldan Harp Okulu’na çıktık. Harekât başlayıncaya kadar Harp Okulu’nda gerekli plânlamayı ve hazırlığı yaptım. (…) Orduevi ve Radyo ve bölgelerinde görevlendirilen kıt’a ile birlikte hareket ettim.(s. 105).

Sabaha karşı 02.30’da Harp Okulu'nda yapılan plânlama sona ermişti. İhtilâl Bildirisinin kaleme alınması lazımdı. Komutanlık odasının bitişiğindeki odaya geçtim. İlk defa radyoda okuduğum ihtilâlin bir numaralı bildirisini yazmaya başladım. (…) Radyo evine gittim. Vardığımda Binbaşı Turgut orayı teslim almıştı. İçeri girdim, görevlileri çağırdım Bu arada yarım kalan Bildiri metnini tamamladım. Vatandaşlara yapılan “Radyolarınızın başına geçiniz” anonsundan sonra bildiriyi okudum”.

Türkeş, Milli Birlik Komitesi adına ihtilâlle ilgili (…) 27 Mayıs 1960 saat 15'te Genelkurmay Başkanlığı’nda bir basın toplantısı düzenledi. (s. 106).

Türkeş İhtilâlcilere Katılışını Anlatıyor..

“İhtilâl çalışmalarını 1958-59 yıllarında işittim ve ondan sonra arkadaşların arasına katıldım. İlk defa Talât Aydemir'den böyle bir teşkilâtın bulunduğunu duymuştum. Birgün beni ziyarete geldi ve hükümeti tenkit etti. “Biz bu hükümeti devirmek istiyoruz. Siz de bizimle beraber olur musunuz?” diye bana teklifte bulundu.

Ben “Devirip ne yapacaksınız? diye sordum.

“Halk Partisi'ni İsmet Paşa'yı getireceğiz. İsmet Paşa büyük adamdır” gibi şeyler söyledi.

Talât Aydemir'in bu sözlerine "Ben Ordu'nun politika dışı kalması görüşündeyim (…) Onun için ben bunu tasvip etmiyorum. Ayrıca da bir siyasi partiyi tutup onunla beraber olmayı, diğer bir Parti'nin iktidarına karşı hareket(s. 107) yapmayı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin şerefine uygun görmüyorum. (...) Bu sözleri, ne siz bana söylemiş olun ne de ben işitmiş olayım" diye cevap verdim. Talat Aydemir çok üzüldü rengi kaçtı.

Türkeş Şimdi de Katıldığı İhtilâlin Teşkilâtlanmasını Anlatıyor

Kurduğumuz ihtilâl teşkilâtı 14 Eylül 1959'da Ankara Gençlik Parkı'nda yaptığımız toplantıdan sonra Milli Birlik Komitesi adı altında faaliyete geçti. (…) Bu bakımdan 27 Mayıs şimdiye kadar eşi görülmeyen gayet güzel ve örnek olacak bir plânlamanın eseridir.(…) Fakat bu güzel teşebbüsü komite içindeki halk partililer ve CHP Teşkilatı dejenere etmiştir”.

Türkeş İhtilâlden Sonra Menderes'le Yaptığı Görüşmeyi Anlatıyor

Ihtilâlin güçlü adamı Türkeş yanında Dışişleri Bakanı Selim Sarper olduğu halde “Düşük Başbakan” diye anılmaya başlanmış olan Adnan Menderes'le yaptığı konuşmayı şöyle anlatır: “Menderes'le karşılaştığımız zaman kendisini aynen şunları söyledim: Memlekette kardeş kavgasını ve partiler arasındaki çatışmayı önlemek için Ordu idareye el koymuştur. Sizin emniyetinizi temin(s.109) bakımından misafirimizsiniz. Memleket İdaresinde bize söyleyeceğiniz bir sır veya temenni varsa bunu öğrenmek için fikrinizi almaya geldik. Menderes bana aynen şu cevabı verdi : “Evvela Selim Sarper gibi dirayetli bir arkadaşımızı Hariciye Vekili( Dışişleri Bakanı) yaptığınız için çok memnun oldum. Benim devlet idaresinde size söyleyeceğim hiçbir sır yoktur. Her şey dosyalarda ve Bakanlıklardadır. Alâkalı memurlardan istediklerinizi öğrenebilirsiniz. (…) Şimdi tarafsız bir şekilde Ordu'nun işe el koyması ve tarafsız bir seçim yapmayı taahhüt etmesi Türkiye için en isabetlisi olmuştur. Sizi tasvip ettiğimi, bu hareketinizi desteklediğimi isterseniz yazılı olarak da beyan edebileceğim gibi, radyodan da millete açıklamaya hazırım”.

(…) yanından samimi duygularla ayrıldım. Menderes'ten yazılı bir beyanat veya söz alma girişimim arkadaşlar arasında olumlu karşılanmadı.

Türkeş'in Celal Bayar’la Görüşmesi

Türkeş, Menderes'ten sonra Celal Bayar ile görüştü. Albay o görüşmeyi de şöyle özetler:

Yine yanımda Selim Sarper vardı. Bayar da Menderes gibi Selim Sarper in elini sıkarak yeni vazifesini tebrik etti.

Bayar’a da şunları söyledim: “Vatanperverliğinize hitap ediyorum. Halk Partisi'nin bir ihtilâl teşebbüsünü önlemek veya buna mukabele etmek için silahlandığınız söyleniyor. Eğer böyle bir şey varsa lütfen bana söyleyin. Bir kardeş kavgasına mani olmak için böyle bir teşebbüs vuku bulursa bunu vaktinden evvel önleyelim”.

Bayar bana aynen şu cevabı verdi:” Bir vatanperver, halkın bir kısmını, diğer bir kısmı aleyhinde silâhlandırır mı? Bunun aslı yoktur. Asıl bu yalanları uyduranların üzerinde durmanız lazımdır” (s. 111)

27 Mayıs 1960 ihtilâlinin 1 numaralı ismi sözlerine son noktayı koyarken şunları söylemişti:

“Ben 27 Mayıs tecrübesini geçirdikten sonra o kanaate vardım ki; ihtilâl yoluyla bir memlekete hizmet etmek mümkün değildir.

Ne kadar eksik, ne kadar aksayan tarafları olursa olsun, hukuk yoluyla bir memlekete, bir millete hizmet etmek en iyi yoldur.

İhtilâl otoriteyi yıkar, anarşi başlar. Bu anarşiyi durdurmak, yeniden düzeni ve otoriteyi kurmak çok güç bir meseledir. Ve memleket bundan zarar görür. Bunun ben içinde bulundum, fiilen yaşadım. Memleketin aydınlarına, vatansever insanlarına tavsiyem şudur: En kötü hukuk düzeni, en iyi ihtilâlden iyidir”.

30.04.2020, Kardelen/Ankara   ---   Özetleyen : Mehmet Yavuz AY

Yorum Ekle
Yorumlar (8)
Mehmet Yıldız

04.05.2020

,Çok güzel, eline kalemine sağlık.
Hasan EMİNSOY

03.05.2020

Sayın Yalçın Toker beye ve özeti sunan Mehmet Yavuz Ay beye emeklerinden dolayı teşekkür ederim. Demokrasiyi ne kadar zor şartlarda elde etmişiz. Bunları bir kez daha hatırladık. Ülkenin gerçek kahramanlarının yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılacağını görüyoruz. Geçmişimize bakarak nasihat almak, ders çıkarmak, ancak ve ancak demokrasi ile refaha ve huzura kavuşabiliriz. Bizim istemediğimiz bir yönetim varsa hemen ihtilal çığırtkanlığı yapmak barbarlıktır. İhtilaller bu ülkeye veya dünyanın hiç yerine huzur getirmemiştir. En kısa zamanda kitabın tamamını okuyacağım. Saygılarımla...
Şahin Akdoğan

02.05.2020

Bilgilerimizi yeniledik düzelttik tarihi bir belge niteliğinde olmuş kalemine sağlık
Mustafa Akyol

02.05.2020

27 Mayıs Ihtilalinin, öncesini ve sonrasını da kapsayan kitabın özetini en önemli yerlerini kaçırmadan, akılda kalacak şekilde, akıcı bir uslüple özetlemişsiniz ,elinize kaleminize sağlık
Yılmaz TAŞOVA

02.05.2020

Tam bir darbe belgesel özeti olmuş, elinize sağlık. Okumaya üşenenler ve yeni nesil için duvara asılacak bir yazı.
Mahmut AY

02.05.2020

1935 yılında CHP yönetimi ne ise bu gün kü yönetim arasında bir fark göremedim.
Hidayet ÇELİK

02.05.2020

Yakın tarihimizde yaşanan ancak toplu tarafından pek bilinmeyen olayları tarafsız şekilde irdeleyen bir yazı olmuş. Bu bilgilerden ben de epeyce istifade ettim. Ama yazının anafikri denebilecek fikir ise Rahmetli Türkeş\'in \" “Ben 27 Mayıs tecrübesini geçirdikten sonra o kanaate vardım ki; ihtilâl yoluyla bir memlekete hizmet etmek mümkün değildir. Ne kadar eksik, ne kadar aksayan tarafları olursa olsun, hukuk yoluyla bir memlekete, bir millete hizmet etmek en iyi yoldur.\" sözleri gibi geldi bana. Bayağı uzun olsa da, ilgiyle okuduğum yazıya verdiğiniz emeklere teşekkürler...
Adil büyükçolak

02.05.2020

Yakın siyasi tarihin güzel ve objektif bir özeti olmuş inşallah devamıda gelir. Emeğine yüreğine sağlık abi