metrika yandex

Haberler / Kültür - Sanat

'Hükümdar'ın El Kitabı

05.11.2020

Ülkeni yönetmek mi istiyorsun? Ülkende sorunlar görüyor ve onları düzeltmek mi istiyorsun? Peki, o hâlde doğru yerdesin fakat neden diğer liderler senin gibi değil; Ya da acaba tüm bunlar dışında, göremediğin bir şey mi var?

Hemfikir olunsun yahut olunmasın, bu kitapta ve dolayısıyla videoda derli toplu bir şekilde aktarılan fikirlerin, dünyada iktidar ilişkilerini anlamak hususunda kritik noktalara işaret ettiğine inanıldığından ötürü bu fikirleri toparlayıp yazıya dökmek mühim görülmüştür.

Ülkeni yönetmek mi istiyorsun? Ülkende sorunlar görüyor ve onları düzeltmek mi istiyorsun? Peki, o hâlde doğru yerdesin fakat neden diğer liderler senin gibi değil; neden hep bencil, dar görüşlü, kendi menfaatlerine düşkünler? Senin ideallerine sahip hiç mi lider yok? Yoksa dünyanın en güçlü insanları konumundakiler aptal mı?

Ya da…

Ya da acaba tüm bunlar dışında, göremediğin bir şey mi var? 

Taht Uzaktan Göründüğü gibi Değildir

Taht uzaktan göründüğü gibi sağlam değildir, kağıttan kulelerin üstünde yer alır. Eğer tahta oturursan her şeye hakim olan sen olamazsın, taht seninle oynar.

1

Çünkü çok basit bir olgu vardır: Kralın üstündeki güneş ne kadar parlak olursa olsun, kimse ama hiç kimse “tek başına yönetemez”! Hiçbir yönetici, hiçbir kral tek başına hem asker hem polis hem yargı hem idare olamaz.

O hâlde, yöneticinin gücü eyleme geçmek değil, başkalarını kendi adına eyleme geçirmek ve yönetmektir. Bunu da elinin altındaki hazineyi dağıtarak yapar.

İşte yöneticinin harekete geçirdiği kişiler, sistemin kilit aktörleridir. Bir yöneticinin aklındakileri eyleme dökmesi ancak ve ancak bu kilit aktörlerle olabilir.

Bir diktatörlükte kilit aktörler azdır, belki birkaç general ve birkaç bürokrat… Onları elde etmen, iktidarını sağlaman için yeterlidir. Fakat unutma, onları memnuniyetsiz edersen seni devirir ve başkasıyla değiştirirler.

Esasında ülkeleri, devletleri birbirinden farklı kılan da bu kilit aktörlerin sayısındaki farktır. Yoksa tüm sistemlerde geçerli olan temel kurallar aynıdır:   

1-      Kilit aktörleri kendi tarafına al, onlar olmadan hiçsin,

2-      Hazineyi kontrol et,

3-      Kilit aktörleri en aza indir.

Yani özetle, hazine gelirlerinin düzgün şekilde toplandığına ve kilit aktörlere dağıtıldığına emin olmalısın ki üzerinde bulunduğun kağıttan kule yıkılmasın…

İyi yürekli bir yönetici olarak içinden halkına, vatandaşlarına yardım etmeyi geçiriyor olabilirsin ama unutma ki hazine üzerindeki kontrolün rakiplerini kıskandırıyor ve sen kilit aktörlere hazinenden harcama yapmadığın sürece kilit aktörleri bu rakiplerin ayartabilir.

Bu sebeple kaçınılmaz gerçek şu ki: Kilit aktörler hazineden ödüllerini almalı.

Hadi kilit aktörler de sizin gibi iyi yürekli insanlar deseniz, yine de mesele çözülmüyor, çünkü onların da kendi iktidar alanlarında ve altlarında yer alan başka kilit aktörler var ve aynı denklem o alanda da geçerli.

Yani tekrar başa dönecek olursak, sadıklar ve saflar senin yanında olsa da bu sana yetmez. Kilit aktörlere ödüllerini vermelisin çünkü onlar her zaman güç dengesini ve tarafını buna göre değiştirmeyi gözetir.

Bu sebeple, diktatörlüklerde sadakatı satın almak ve sadakatı satın alınanları beslemek sistemin devamlılığını sağlayan en önemli unsurdur. Geriye kalan her şey ikincildir. 

Daha Çok Kilit Aktör, Daha Çok Problem

En son kuralı hatırlıyoruz: Kilit aktörleri en aza indir. Çünkü çok kilit aktörü olanın, çok problemi olur. Çok kilit aktörü olanın hükümranlığı zayıflar. Ayrıca daha çok kilit aktör, sadece daha fazla masraf demek değildir, aynı zamanda o kilit aktörlerin birbiriyle zıt isteklerini dengelemek zordur ve ilişki ağı karmaşıklaştıkça onları memnun etmen zorlaşır. Bu da hâliyle elinde tuttuğun kilit aktörlerini ayartmayı bekleyen rakiplerine fırsat kapılarını açar.

Kısacası, işine yaramayan kilit aktörleri atmalısın.

Başarılı bir darbeden sonra cunta liderinin, yani yeni diktatörün kendi adamlarının bir kısmını tasfiye etmesi ve eski müesses nizamın unsurlarından bir kısmını onların yerine yanına alması çok mu kötü bir tercih olarak gözüküyor? Bunun anlaşılması çok mu güç? O hâlde şunu hiç unutma: Gücü kazanmak için gerekli olan kilit aktörlerle gücü korumak için gerekli olanlar aynı değildir.

Artık işe yaramayan kilit aktörleri yanında tutarsan diğer kilit aktörlere düşen payı azaltıp kaynaklarını boşa harcarsın, aynı halkına/vatandaşına harcadığın para gibi…

İşte, tüm bunları uygularsan iktidarda uzun süre kalan bir kral olabilirsin!

Peki ya Demokrasiler?

Demokratik yönetimlerde tüm denklemler değişir ve ilişkiler daha “temiz” bir hâle mi gelir? Demokrasilerde gücün birçok odağa dağılmış olması diktatörlüklerde geçerli olan üç kuralı değiştiriyor mu?

Hayır.

Kurallar yine aynı:

1-      Kilit aktörleri kendi tarafına al, onlar olmadan hiçsin,

2-      Hazineyi kontrol et,

3-      Kilit aktörleri en aza indir.

Evet, demokrasilerde güç kaba kuvvetten ziyade sözlerle alınır. En azından, seçmenlerin seni sevmesi değil ama seçmesi gereklidir. Yani seni sevmiyorlarsa bile en azından diğer alternatife tercih eder olmaları yeterlidir.

Ancak vatandaşları ihtiyaçları olan bireyler olarak değil, bloklar olarak düşünmelisin. İş sahipleri, çiftçiler, yaşlılar, gençler…

Demokrasilerde karmaşık vergi sistemleri ve kanunlar tesadüf değildir. Bunların satır aralarında, iktidara güç veren bloklara armağanlar yatar. Misal, tarımın öne çıktığı bir ülkede çiftçilere sübvansiyonlar öne çıkar.

Önemli olan bu blokların desteğini almaktır. Eğer bir blok oy vermiyorsa, oyu önemsizse veya hiçbir şekilde seni tercih etmiyorsa onlara ödül verip elindeki kaynakları boşa harcamaya gerek yoktur.

Demokrasilerde de uzun süre yönetimde kalmak istiyorsan aynı üç kural geçerli dedik ve o anahtar aktör yerine anahtar blok kavramını yerleştirmemiz yeterlidir.

O hâlde yapman gereken anahtar blokları ödüllendirip elde tutmaktır. Bunun üstüne, senin lehine oy veren blokların oy vermelerini kolaylaştıran ve diğer bloklar için bunu zorlaştıran uygulamaları devreye sokabilir yahut düşmanın/rakibin arttıkça kazanman gereken blok sayısını azaltan seçim-baraj sistemlerini getirebilirsin.   

Öyle ki beğenilmemene rağmen kazanma oranın yüksekse başarılısın…

Ve elbette, demokrasilerde de kilit blokların yanısıra (yahut bu blokların tepesinde yer alan) önem arz eden, seni iktidarda tutacak kilit aktörler mevcuttur. Bir diktatör gibi onlara doğrudan hazineden para veremesen bile onların yatırımları için kaçamaklar yaratıp kanunlar geçirebilirsin. Kamu işlerini yürütecek kontratları onlarla yapabilirsin.

Ya da “doğru olanı” seçip halkına döner ve bu kilit aktörlere hazineden ödül verme çabasına tevessül etmeyebilirsin. Ancak o zaman, bunu yapmaya hazır rakiplerinle yarışacaksın, bu zorlu yarışta başarılar!

Kısacası, kilit aktörleri yanına çekmek her açıdan önemli. Halk içinde kınadığın bir endüstri devine imtiyazlar sağlamak, seçmeninin hiç sevmediği kesimlere sübvansiyonlar vermek iktidardaki denklemi anlamayan halka, kendi seçmenlerine ters yahut aptalca gelebilir. Ama maalesef oyun böyle. Senin işin, çelişkisiz ve herkesçe makul görülen bir yönetim politikası yürütmek değil, gücü elde tutma yolundaki anahtar unsurları dengelemek. 

Kurallar Aynıysa Demokrasiler Neden Daha İyi?

Öncelikle vergi sistemini anlaman çok önemli. Daha çok demokrasi hazinene daha az vergi demektir. Bu ilk bakışta genel kabul ile tezat durabilir ancak demokrasilerdeki ortalama vergi miktarı, diktatörlüklerden daha azına tekabül eder. Çünkü bir diktatör kağıt işleri ile uğraşmak yerine doğrudan vergiyi almaya bakarken demokrasilerde böyle prosedürlerin mevcudiyetinin üstüne çok önemli bir husus daha söz konusudur: Vergilerde kesintiye gitmek halkı mutlu eder.

Peki, demokrasilerde daha az verginin toplanması neden önemlidir? Çünkü toplanan vergi azalınca kilit aktörlere ve bloklara dağıtılacak kaynaklar da daralır.

İşte bu yüzden demokrasilerde yöneticiler için halkın üretken olması önemlidir. Üretken bir halk daha fazla iş ve vergi üretebilir. Bu sebeple yöneticiler; hastaneler, yollar, üniversiteler inşa ederler. Halka özgürlükler sağlarlar.

Yani demokrasilerin diktatörlüklere göre daha iyi olmasının sebebi, yöneticilerin daha iyi kalpli olmasından değil fakat yöneticiler ile nüfusun büyük kesiminin çıkarlarının örtüşmesindendir.

Zaten en kötücül, en zalim diktatörlük de halk ile ihtiyaçları/çıkarları en az örtüşendir. Yani halkına yatırım yapmaktan ve onların özgürlüklerini genişletmekten pek çıkarı olmayan diktatörlükler. Bu yüzden en kötücül diktatörlüklerin ortak bir noktası vardır: Zengin yeraltı kaynakları.

3

Zengin yeraltı kaynakları esasen ülkenin vatandaşları için kötü bir haberdir, çünkü vatandaşlar iktidar döngüsünün dışında kalan bir faktöre dönüşür ve sadece kilit aktörlerin ödüllendirilmesi ve sadık tutulması önemli hâle gelir. Vatandaşın/halkın yaşam ve eğitim standartları düşük seviyede kalır.

Esasen tam da bu yüzden, sadece en kötücül diktatörlüklerle en akıllı demokrasilerin ayakta kalabildiği bir dünyada yaşıyoruz. Onların arasındaki büyük vadi ise “devrim vadisidir”.

Neden mi?

Kaynak zengini kötücül diktatörler, sadece kaynaklardan ticaret limanlarına ve oralardan saraylarına yol yapmakla yetinirler. Halkın kendi içerisinde bağlantı kurması güçtür.

Büyük doğal kaynakları olmayan ve fabrikaları az bir ortalama diktatör ise ülkedeki tarım vb. işleri yapan sıradan halktan daha fazla vergi almak durumundadır. O vatandaşların vergiyi üretecek faaliyetleri sürdürmesi için de onlara en azından belli seviyede hayat şartlarını temin etmelidir. Fakat bu görece daha iyi şartlar, vatandaşları daha eğitimli ve daha bağlantılı, daha iletişim içerisinde kılar. Bu da memnuniyetsizlik duyan halkın ayaklanıp bir devrime kalkışmasına zemin hazırlar.

Ekranlarda gördüğümüz o epik devrim ve diktatörlerin yıkılış sahneleri genelde o kadar da romantik değildir. Devrim başladıktan sonra başarıya ulaşıyorsa muhtemelen başta ordu olmak üzere kilit aktörler, mevcut diktatörün devrilmesine göz yummaktadır. Zaten genelde devrim sonrasında yönetime geçen yönetici, eskisinden farksızdır. Tabi daha kötü değilse…

Öte yandan başta ordu olmak üzere bu kilit aktörleri elde tutmak için onlara hazineden daha fazla ödül vermeye kalksanız bu sefer devrimci halkın öfkesi daha da artar. Kısacası bu durum, içinden çıkması güç bir kısır döngüdür.

İşte demokrasilerin daha iyi olmasının bir sebebi de tam bu noktada ortaya çıkmaktadır: Demokrasilerde devrim yapma eğilimi yoktur. Çok sayıda kilit aktörde gücün dağılmış olmasından değil, olası bir devrimin demokraside yakalanmış zenginlik ve refahı yok edecek olmasından ötürü…

Ayrıca olası bir darbe sonrasında yaşanacak katliamdan ve tasfiyeden sağ çıkma, yeni sistemden ödül alanlar arasında yer alma ihtimali çok fazla değildir. Darbeye destek vermek bu sebeple oldukça risklidir, çünkü darbeden sonra büyük bir ödüle sahip olma ihtimali cazip fakat oldukça az iken demokrasilerde –darbedeki denli büyük bir ödül söz konusu olmasa da- en azından asgari bir refah güvence altındadır. Çünkü demokrasilerde önemli olan vatandaşın üretkenliğidir ve bu üretkenliğin korunması için belli asgari standartlar korunmak zorundadır.

Tabi kalıcı gibi gözüken demokrasiler bir şekilde fakirleşir yahut vatandaşın üretkenliğini önemsiz kılacak bir kaynak keşfedilirse, bu sefer denklem değişebilir. Yeni kaynağı ele geçiren küçük bir grubun iktidarı eline alması kolaylaşır ve sistem darbeye açık bir hâle gelir. Bu da toplumsal çatışmayı arttırırken, olası bir darbede bir tarafa destek vermeyi engelleyen risk eşiğini düşürür.  Demokrasiler genelde böyle bir süreçle çöker.  

En İyi Seçenek, İktidardan Uzak Durmak (mı?)

Şu ana kadar yazılmış tüm bu kurallar ve denklemler, yöneticilerin neden kötülük dolu canavarlar, benciller yahut aptallar olmadıklarını açıklıyor.

Belki de bu gerçekler seni politikadan iğrendirdiğinden ötürü yönetici olmaktan vazgeçmeyi içinden geçiriyor olabilirsin.

Fakat bu o kadar kolay değil. Bu ilişki denklemi hayatın her alanında, yani çalışacağın holdingde, dernekte, kamu kurumunda… geçerli. Güç yapılarından kaçamazsın.   

En önemlisi de… Eğer bir değişim yaratmak ve işleri düzeltmek istiyorsan unutmaman gereken altın bir kural daha var: Güç olmadan hiçbir şey yapamazsın. 

*Bu yazı, Andre de Guillaume’nin “Dünya Nasıl Yönetilir? Hevesli Diktatörün El Kitabı” eserinden yola çıkarak hazırlanan bir videodan esinlenerek yazılmıştır.

Deniz Baran - Dünya Bülteni

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
MehmetAli

05.11.2020

"" *İşte demokrasilerin daha iyi olmasının bir sebebi de tam bu noktada ortaya çıkmaktadır: Demokrasilerde devrim yapma eğilimi yoktur. Çok sayıda kilit aktörde gücün dağılmış olmasından değil, olası bir devrimin demokraside yakalanmış zenginlik ve refahı yok edecek olmasından ötürü* …" 15 temmuzdaki halkin direnişini sadece vatan/ millet refleksi ile okumayalım.. Bir de buradan bakalım mı?