metrika yandex

Haberler / Yorum - Analiz

HERKES BİLİYOR ZARLARIN HİLELİ OLDUĞUNU(*) / Üstün BOL

13.03.2021

1990’lı yıllar partili İslamcılığın zirve yaptığı zamanlardı.

O zamanlar iyi organize olmuş bir teşkilat, gönüllülük esasına dayalı bir iş bölümü vardı.

Elbette ‘aşağıdakiler’ ve ‘yukarıdakiler’ denklemi burada da işliyordu ama biz ‘aşağıdakiler’ henüz bunun farkında değildik.

Her yaştan Anadolu insanını Refah Partisine yaklaştıran farklı nedenler vardı, elbette.

Gençler ve orta yaşlıların partiye yaklaşması başka sebeplere, yaşını almış - gün görmüş insanların parti etrafında toplanması başka sebeplere dayanıyordu.

Doğrusu Parti de, her kesimden insanı içinde barındıracak aksiyona sahipti.

Öncelikle Türkiye şartlarında sahici görünüyordu siyasal hareket.

Açık oturumlarda, Meclis grup toplantılarında eli yüzü düzgün konuşmaları onlar yapıyor; onlar konuştukça statüko partilerinin makyajı akıyordu.

İnsanlar sıkıştıklarında, bir işleri olduğunda devlet mekanizmalarına değil, parti teşkilatlarına gidiyorlardı.

Çoğu zaman devlet kapısından daha çok işe yarıyordu parti teşkilatları.

Biz üniversiteliler ise bambaşka bir motivasyonla teşkilatlarda çoğalıyorduk.

Dönemin edebiyat ve fikir dergilerini sıkı takip ediyor, yeni sayının çıkacağı günü iple çekiyorduk.

Evet, kitap okuyorduk ama düşünce dünyamızı biçimlendiren baskın unsur dergilerdi.

O yıllar dergiciliğin siyasal hareketin önünde yürüdüğü zamanlardı.

Çoğu zaman ‘İslamcı’ siyasal hareketin toplumsal bir konuda davranışını, entelektüel dergi çevreleri belirliyordu.

İZLENİM, 90’lı yıllarda bir fikir dergisi olarak sıkı takip ettiğimiz yayınlardandı. İsmail Kara, Mustafa Özel, İsmet Özel, Turgut Cansever, Bahri Zengin, Ali Bulaç ve daha nicelerini İZLENİM’deki yazılarından veya dergide haklarında yazılanlardan tanıyorduk.

Diğer taraftan ise edebiyat dergileri delişmen taraflarımızı dinginleştiriyor, ruhumuzu besliyordu.

Üniversitelerde arkadaşlarımızın çıkardığı onlarca dergi - bülten vardı.

Çıplak ayaklı çocuklardık ama başımızın dik olduğu zamanlardı.

Sermayeye karşı şiir yazıyor, sermayeye karşı dergi çıkarıyorduk.

Yok sayıyorlardı bizi, dağıtım şirketleri ücretli dağıtımımızı bile yapmıyordu ama aşkla şiir yazıyor, inatla dergi çıkarıyorduk.

Aradan çok zaman geçmedi!

Sermayeye rağmen şiir yazan arkadaşlarımız, sermaye için şiir yazmaya; sermayeye karşı dergi çıkaran abilerimiz, sermaye için dergi çıkarmaya başladı.

Herhangi bir derdi olmayan, günü birlik kaygıların telaşında, reel politik savunma refleksiyle donanmış yapılara dönüştü dergiler.

Varlığın inkarıydı bu, yokoluşun tescili.

Daha düne kadar siyasetin önünde yürüyen dergilerimiz, arka bahçenin konforuna teslim oldular.

Hulusi Dosdoğru ve Burhan Arpad’ın  1940 yılında yayımlanan İnanç Dergisi (**) başyazısında söylediği gibi, ‘Sanat, ne bir post kavgası, ne eş dost loncası, ne de şöhret basamagı’ idi oysa.

Bugün fikir dergiciliği-edebiyat dergiciliği yaptığını iddia edenler; bir post kavgasının, eş dost loncasının ve şöhret basamağının öznesi oldular.(1)

Bu süreç bir ayrışmayı da beraberinde getirdi.

Daha düne kadar omuz omuza verip yokluk içinde dergi çıkarmaya çalışanlar, direniş şiirleri yazanlar; önce eski arkadaşlarını tasfiye edip, ardından itaatin şiirini yazmaya başladılar.

1940 yılı Son Posta gazetesinde (**) olduğu gibi, içinde Reşat Nuri, Mithat Cemal, Faruk Nafiz, Peyami Safa, Aka Gündüz, Orhan Seyfi, Yusuf Ziya, Behçet Kemal... gibi isimlerin bulunduğu tasfiye listeleri yayınlanmıyor artık.

Ama herkes biliyor, kimlerin sakıncalı olduğunu.

Bilinen bir şey daha var: ‘Herkes biliyor zarların hileli olduğunu!’


Üstün BOL

(*) Leonard Cohen: Everybody Knows (https://www.youtube.com/watch?v=Lin-a2lTelg)
(**) Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu / Salah Birsel
(1) Varlığını ilkelerine bağlı kalarak sürdüren dergilerimizi ve emek verenlerini hariç tutarak ve hürmet ederek.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş