Türkiye ile İsrail arasındaki soğuk olan ilişkiler hızla gelişirken Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan'ın değişen dış politikalar nedeniyle ağır bedeller ödemeyi göze aldığı belli oluyor.
Salih el-Kazvini tarafından Raialyoum.com’da kaleme alınan “Türkiye’deki İsrailli turistlerin hikayesi-Erdoğan İsrail ile ilişkileri geliştirmek için ne kadar bedel ödemeli?” başlıklı yazı KHA tarafından Türkçeye tercüme edildi.
Makaleyi faydalı olması isteği ile okuyucuların hizmetine sunuyoruz:
Ne yazık ki bazı Arap ve İslam ülkeleri, İsrail rejimiyle ilişkileri normalleştirmenin veya ilişki kurmanın, sorunlarının çoğunu sonlandıracağını ve onlara uluslararası toplumda siyasi ve diplomatik korumayı garanti edeceğini düşünüyor. ABD de İsrail’le ilişkilerin kurulmasını istiyor. Gerçek böyle değil; çünkü normalleşme ve İsrail’le ilişkilerin gelişmesi, normalleşenlerin işgal rejimine vermesi gereken birçok sorunun ve tavizin başlangıcıdır. Çoğu zaman normalleşen ülkelerin değer ve ilkeleriyle ve hatta bazen onların egemenliği, bağımsızlığı ve ulusal çıkarlarıyla çelişen tavizler gerekebilir.
Türkiye, bazı siyasi, güvenlik ve ekonomik sorunlarla boğuşmakta ve bu sorunları Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini onarıp, onlarla ortamı iyileştirerek çözmeye çalışıyor. Bu, göğsündeki kabusun baskısını azaltsa da bu sorunları tamamen sona erdirmedi. Kendisinin de bulaştığı dosyalardan dolayı bazı sorunlar yaşamaya devam eden Türkiye, bu dosyalardan kurtulmanın yolunun İsrail ile ilişkileri yeniden kurmak ve geliştirmek olduğunu düşündü. ABD'nin sevgisini kazanmanın ve çözülmemiş sorunları çözmek için onun rızasını kazanmanın anahtarı budur. Bu sorunların başında Gülen örgütünün yanı sıra PKK sorunu geliyor. İsrail'in 2010 Marmara gemisine yaptığı barbarca saldırının ardından Türkiye ile arasındaki ilişkiler kopmadı, aksine gerildi ve bozuldu.
Türkiye hükümeti, İsrail ile ilişkilerin yeniden kurulması için özür dilenmesi başta olmak üzere birçok şart koysa da ilişkiler yeniden başladı ve İsrail, Marmara gemisine karşı işlediği suçtan dolayı resmi ve açık herhangi bir özür dilemedi. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un geçen Mart ayında Türkiye'yi ziyaret etmesine kadar ilişkiler soğuk kaldı ve bu ziyaret Türkiye ile İsrail tarafı arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açtı. Gerçekten de ziyaret ilişkilerde yeni bir sayfa açtı, ancak bu sayfa beyaz olarak duruyor. Sayfanın parlaması Ankara'nın izlediği politikaya ve bu dosyadaki manevrasının boyutuna bağlı.
İsrail, Washington'u başka herhangi bir ülkeye yaklaştırmak için ABD ile arasındaki ilişkiyi istismar edecek kadar aptal değil, ama bu arabuluculuk için çok yüksek bir bedel talep ediyor. Bu nedenle, herhangi bir ülkenin İsrail'le resmi bir ilişki kurduğunu veya yayınladığını söylemesi yeterli değildir; özellikle bu ülke ABD'ye yakınlık ve sorunlarına çözüm talep ediyorsa. İsrail, başta Arap ve İslam ülkeleri olmak üzere, kendisiyle ilişkilerini sürdüren ülkeleri saldırgan ve komplocu plan ve projelerine tam anlamıyla dalmaya çağırıyor. Şu anda Türkiye'ye gelen İsrailli turistlerin durumunda olan da budur.
Bir süredir İsrail medyası, İsrailli turistlerin yakın tehlikede olduğunu, İranlılar tarafından öldürülüp kaçırılma riskiyle karşı karşıya olduklarını ve derhal Türkiye'yi terk etmeleri gerektiğini söylüyor. İsrail'in bu medya yutturmacasından ulaşmak istediği amacın altını çizmeden önce, İran-Türkiye ilişkilerinin çok yakın olduğunu söylemeliyim. Ankara, İran'ın ABD'nin dayattığı ambargoyu aşmasında seçkin bir rol oynadı ve oynamaya devam ediyor. Dolayısıyla Tahran, İsrail'e darbe vurmak için bu düzeydeki ilişkileri riske atmıyor. İran ayrıca işgal altındaki topraklarda İsraillileri avlama ve onları vurma yeteneğine de sahip, niye onları başka yerde kovalasın ki? Özellikle bunun için ödeyebileceğiniz bedel, işgal altındaki Filistin topraklarında onları kovalamaktan çok daha fazlası ise…
İsrail, İsraillilerin Türkiye'ye gitmesini engelleyerek çeşitli hedeflere ulaşmaya çalışmaktadır, bu hedeflerin en öne çıkanları şunlardır:
Bir: Türkiye'yi İran'a karşı kışkırtmak ve İran'ın Türkiye'nin ekonomik çıkarlarını tehdit ettiğini ve Tahran'ın Türk ulusal güvenliğini bozduğunu öne sürerek iki ülke arasındaki ilişkileri germek. Ayrıca İranlıların Türkiye'de hiçbir kısıtlama olmadan dolaşıyor olmasını engellemek.
İki: Türkiye'nin İsrail'in gelecekte İran'a karşı kurmayı planladığı herhangi bir ittifaka katılması için zemin hazırlamak.
Üç: Türkiye'yi, özellikle İran'ın faaliyetleri ve hatta Türkiye'deki Filistin direniş gruplarının faaliyetleri konusunda İsrail’le güvenlik ve bilgi işbirliği yapmaya zorlamak.
Dört: Türk ekonomisini tehdit etmek ve İsraillilerin Türkiye'ye gitmesini engellemekle tehdit etmek… Böylece Türkiye'nin siyasi gelirlerinin bir kısmını elde etmesinin engellenmesi… Hele de Türkiye’nin ekonomik gelirlerinin önemli bir kısmının turizme bağlı olduğunu düşünürsek.
Bu hikayenin ileride bu kadarıyla bitmemesi bekleniyor. Aksine İsrail, Türkiye'yi bu hikayeye dahil etmeyi başarırsa başka hikayelere de dahil edecektir.
İspanya, Çin’i Ortadoğu’ya çağırdı
16.04.2026
Slovenya, NATO'dan çıkmayı tartışıyor
16.04.2026
PKK'lılar 4 kategoriye ayrılacak
23.03.2026
İHA pilotluğu için 54 bin kişi başvurdu
23.03.2026
OKUL, EĞİTİM VE ŞİDDET YUSUF YAVUZYILMAZ 18.04.2026
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İRAN SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 20.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026