metrika yandex

Haberler / Yorum - Analiz

Bütün Ümmetlere Farz Kılınan İbadet: Oruç / Hüsnü AKTAŞ

01.05.2021

BÜTÜN peygamberler ve onların ümmetleri hakkında, Allah'ın (cc) değişmeyen sünnetlerinin bulunduğu, muhkem nasslarla haber verilmiştir. Allah (cc) her kavme; önce kendi içlerinden, kendi dilleriyle konuşan bir rasûl veya nebi göndermiş, daha sonra kendilerine hidayeti veya delâleti tercih etme mesuliyetini yüklemiştir.

Peygamber gönderilmesinin hikmeti; insanların sırat-ı müstakiym üzerinde yürümelerine, akıllarını kullanmalarına, şeytanın güzel gösterdiği şeylerden sakınmalarına ve hevâlarına tabi olmaktan kaçınmalarına yardımcı olmaktır.

Bilindiği gibi Kur'ân-ı Kerîm'de insanın yaratılış hikmetinin, sadece Allah'a (cc) ibâdetle sınırlı olduğu haber verilmiştir. İslâmi literatürde ibâdet; Allah'ın her emrini, emrettiği gibi yerine getirmeyi ifade eden bir kavramdır. Bazı âlimler ibâdeti, "Hevâsına muhalefet eden ve Allahü Teâlâ'ya (cc) ihlâsla teslim olan mükellefin meşrû fiillerine ibâdet denilir"(1) şeklinde tarif etmişlerdir.

Mükellifin hevâsının ihtiraslarına karşı mücade etmesi ile oruç ibadeti arasında zaruri bir münasebet vardır. Oruç ibâdeti, daha önceki ümmetlere de farz kılınan bir ibâdettir. Bu hakikat muhkem nassla sabittir: "Ey iman edenler! Sizden evvelki (ümmet)lere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç yazıldı. Umulur ki (günahlardan ictinâb ederek) korunursunuz." (El-Bakara Sûresi:183) Son devrin müfessirlerinden M. Hamdi Yazır; bu âyet-i kerime'yi tefsir ederken, şu tesbitte bulunmuştur: "Oruç, ötedenberi tatbik edilen bir kanun-i ilâhidir. Buna beşeriyetin terbiye ve tehzip nokta-i nazarından büyük bir ihtiyacı ve tatbikatında hesapsız menafii vardır.(2)

Allah'a (cc) iman eden, O'nun rızasını kazanmak için bütün imkanlarını seferber eden ve nefs-i emmaresinin (hevâsının) ihtiraslarını bir kenara bırakan bir mükellef, oruç ibâdeti sayesinde kuvvetli bir iradeye sahip olur. İmam-ı Serahsi oruç ibâdetinin hikmetini izah ederken şöyle demiştir: "Oruç tutarak Allah'a yaklaşmak, nefs-i emmaresinin (hevâsının) ihtiraslarını bir kenara bırakmak, onunla savaşmakla olur. Bu anlamdaki savaş iki şekilde gerçekleşir. Birincisi; arzu edilen zamanda nefsi yemekten alıkoymak, ikincisi; uykuyu sevdiği bir zamanda kalkıp ibâdet etmekle olur. Dili korumak ve Allahû Teâlâ'nın (cc) yücelttiğini yüceltmek de nefisle savaşın bir unsurudur.Nitekim İmam-ı Muhammed (rha) oruç bölümüne 'nefisle savaşmak' diye başlamıştır."(3) Mükellefin hevâsının ihtiraslarına teslim olması bütün felâketlerin kaynağıdır. Müslümanlara öğretmek niyetiyle; Peygamberimiz Efendimiz'in (sav) her fırsatta yaptığı şu dua bunun en güzel delilidir: "Allah'ım! Rahmetini umuyorum. Gözümü açıp-kapayıncaya kadar bile olsa, beni nefsimin hevâsı ile başbaşa bırakma. Her halimi ıslâh eyle. Senden başka ilâh yoktur.(4)

Ramazan-ı Şerif ayı; hak ile batılı birbirinden ayıran Kur'ân‑ı Kerim'in Levh-i Mahfuz'dan semaya indirildiği ve içinde bin aydan daha hayırlı olduğu haber verilen 'Kadir Gecesi' gibi mübarek bir zaman diliminin bulunduğu aydır. Kur'ân-ı Kerim'de bazı ibâdetlerin teşrii sebeblerinin ve hikmetlerinin haber verildiği malûmdur. Meselâ: Ramazan ayı, oruç ibâdeti ve Kur'ân-ı Kerim arasındaki münasebeti haber veren nass meâlen şöyledir: "(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, Kur'ân o ayda indirilmiştir. O (Kur'ân) insanlar için mahzı hidayettir. İçinizden kim o aya erişirse orucunu tutsun." (El Bakara Sûresi:185)

Hz. Osman İbn-i Ebi'l-As'dan (ra) gelen rivayette, Peygamberimiz Efendimiz (sav) orucu kalkana benzetmiş ve şöyle buyurmuştur: "Oruç ibâdeti, sizi cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır. Tıpkı sizi savaşta ölüme karşı muhafaza eden kalkan gibi."(5) Muhaddis İbn-i Hacer El Askalani, bu keyfiyeti izah ederken şu tesbitte bulunmuştur: "Oruç, insanı cehennem ateşine karşı koruyan kalkana benzetilmiştir. Çünkü orucun mânası, her türlü şehvetten el çekmektir. Şehvetin azalmasıyla ateş izâle edilmiş olur. Bunun manası şudur: Mükellef dünyâda kalbini, elini ve dilini şehvetlerden koruduğu zaman, muhlis ve muhsin vasfını elde edebilir."

Oruç ibâdetinin mükellefi hevâsının şehvetlerine uymaktan muhafaza ettiğini beyan eden bir diğer hadis-i şerif meâlen şöyledir: "Oruç bir kalkandır. Oruç tutan kimse, kem (kötü) söz söylemesin. Kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyene iki defa "Ben oruçluyum" desin!.. Ruhumu yed-i kudretinde tutan Allah'a yemin ederim ki, oruçlu kimsenin ağzındaki açlık kokusu, Allah (cc) indinde misk kokusundan daha güzeldir. Cenab-ı Hak buyurmuştur ki: Oruçlu kimse benim rızam için yemesini, içmesini ve cinsi arzularını terketmiştir.

Oruç doğrudan doğruya bana edilen bir ibâdettir. Onun ecrini ben veririm. Halbuki diğer ibâdetlerin hepsi on misliyle ödenmektedir."(6) Oruç tutan kimsenin: hem edebe riayet etmesi, hem de bütün uzuvlarını her türlü haramdan koruması gerekir.. Peygamberimiz Efendimiz'in (sav); "Kim ki yalan söylemeyi veya yalanla amel etmeyi bırakmazsa, Cenab-ı Hak (cc) o kimsenin yemesini, içmesini terketmesine hiç kıymet vermez" buyurduğu ve mü'minleri ikaz ettiği malûmdur. Müslümanların orucu bozan şeylerden uzak durmaları farz olduğu gibi, diğer bütün uzuvlarını haram işlemekten korumaları da farzdır.

_____________________

(1) Seyyid Şerif Cürcani- Et Ta'rifat- İst., ty. Kaynak Yay. Sh: 146

(2) Elmalılı M. Hamdi Yazır- Hak Dini Kur'ân Dili-lst: ty-Yenda C:l Sh: 505

(3) İmam-ı Serahsi- El-Mebsût- Kahire: 1324, Bsk. Ofset Beyrut: ty., C: 3, Sh: 55

(4) İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel-El Müsned- İst., 1401 C: 5 Sh: 46

(5) Sahih-i Müslim-İst: 1401 K.iman: 57

(6) İmam-ı Zebidi- Sahih-i Buhari Muhtasarı-Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi- Ankara: 1974 (3. bsm) C: 6 Sh: 248 Hadis No: 897.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş