metrika yandex

Haberler / Yorum - Analiz

Bir delinin nasihati / Fatma Tuncer

13.01.2022

Virüsün, maskelerin ve sosyal mesafenin hayatımıza girmediği günlerden biriydi. Kış haşin yüzünü göstermiş ve üç gündür ara vermeden devam eden kar, şehri bütünüyle etki altına almıştı.

İstanbul’da kar ekonomik düzeyi yüksek kesimler için doğal bir manzara keyfidir, diğerleri için ise çile, soğuk ve mahrumiyet… Şafak vakti evlerinden çıkıp rızıklarını kazanabilmek için yola düşen insanlar, karın getirdiği meşakkatlerle başa çıkmaya çalışırlar. Hayatlarının çoğunu yollarda geçiren bu kimseler için kar, çilenin bir diğer adıdır.

Saat sekizi vururken, yolların bir araya getirdiği insanlar, ortak bir noktada birleşmiş ağır ağır ilerliyorlardı. Kar gittikçe hızlanıyor ve akan insan seline her dakika bir kişi daha ekleniyordu. Kar rızık peşinde koşturan insanların yolculuğunu zahmete, meşakkate dönüştürmüştü. Az ötede altlarına aldıkları tahta parçaları ile kaymaya çalışan çocuklar ise insana her şeyi unutturuyor ve enerji veriyordu.

İşime vaktinde ulaşabilmek için kestirme bir yol bulup Eyüpsultan Mezarlığı’nın kıyısından yürümeye başladım. Birkaç metre ilerledikten sonra arka taraftan yükselen bir ses işittim. Bir adam akıcı bir üslupla konuşuyor ve konuştukça sesi dalgalanıyor, heyecanı artıyordu. Kulak verdim ve bu ermiş biri olmalı diye düşündüm… Soğuğun iliklerimize kadar işlediği bir kış sabahı kim evinden çıkıp da insanlara nasihat edecekti? Kendilerini dava insanı olarak gören ve kitleleri peşlerinde sürükleyen hocalarımız dahi konforlarından ödün vermezken kara kışta kim çıkıp insanlara vaaz edecekti? Kar ağır ağır yağarken, adam şiirsel bir üslupla ortamın sessizliğini bozuyor ve şöyle diyordu:

“Gençler!
Anne-babalarınızdan ümidimi kestim ama sizlerden kesmedim ve kesmeyeceğim. Sözüm sizedir, zahmet edip dinleyin, tavsiyelerim işinize yarayacaktır emin olun… Bir mevsimin daha sonuna geldik, vakit daralıyor, gün bitiyor ama farkında değilsiniz. Narkozdan uyanmış gibisiniz, dinliyorsunuz ama anlamıyor, anlamak istemiyorsunuz. Sizi aldatıyorlar… Ateşten bir çukurun üzerine kurdukları o tehlikeli yolu size refah ve mutluluk diye sunup istikbalinizi köreltiyorlar. O yüzden bastığınız yeri göremiyorsunuz. Bastığınız toprağın yavaş yavaş kaydığının ve sizi ateşe doğru çektiğinin farkında değilsiniz. Gözlerinize perdeler inmiş ve ölümlü olduğunuzu unutturmuşlar size. Kulaklarınıza mühürler vurulmuş hemen yanı başınızda müezzin günde beş defa ezan okuyor, başınızı çevirip bu nedir, adam kime çağrı yapıyor demiyorsunuz. Müezzin sadece sizin dedelerinizi çağırmıyor, beni, seni, hepimizi çağırıyor.

Gençler!
Size cazip gösterilen bu yolun sonu uçuruma çıkıyor ve siz tehlikeyi görmeden yürümeye devam ediyorsunuz. Sorumluluktan kaçıp bahaneler üretmeyin, elimizden bir şey gelmez demeyin, yeter ki siz niyet edin Allah bütün kapıları sonuna kadar açacaktır…”
Eyüpsultan Camii’ne geldiğimde adamın sesinin kesildiğini fark edip başımı çevirdim ve elleri morarmış, kıyafetleri çamura bulanmış, parmakları ayakkabıdan dışarı fırlamış bir evsizle göz göze geldim. Selam vermek istedim ama oldukça sertti, korktum ve vazgeçtim.
Adam caminin avlusuna girip, kalabalığın içinde kaybolurken, insanların onun hakkındaki konuşmalarına kulak kabarttım. Söylenenlere göre insanlara kar eşliğinde nasihat eden bu kişi çok sevilen bir eğitimciymiş, iki çocuğunu ve eşini kazada kaybettikten sonra akli dengesini kaybedip sokaklara düşmüş. Vaktin çoğunu yollarda geçiren kişi gün boyu konuşur ve insanlara nasihat edermiş.

Çalıştığım kuruma yaklaşırken zihnim hep aynı sorularla meşguldü; aklıselim kişiler konforlarından ödün vermezken, bir deli kış vakti çıkmış insanlara iyiliği telkin ediyordu. Acaba aklı başında olsaydı aynı şeyi yapar mıydı? Sanmam. Nitekim deli bütün maskeleri çıkaran ve önyargılardan, dünyevi ihtiraslardan uzaklaşıp iç sesine kulak veren kişidir. Mülk biriktirme, beğenilme hevesi yoktur onun o yüzden delilerle veliler birbirlerine belli noktalarda benzerlik gösterirler.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş