Mustafa YILDIZ / Zalimin Hesabı Her zaman Tutmaz / Tutmayacak!
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Zalimin Hesabı Her zaman Tutmaz / Tutmayacak!

17.12.2017
Mustafa YILDIZ


ZULMÜN VE ZALİMİN HESABI HER ZAMAN TUTMAZ/TUTMAYACAK İNŞAALLAH

 


Halkı müslüman Ülke’lerdeki yerel bazda devam eden sürtüşmeler, son günlerde genele dönüşmeye tüm Ortadoğuyu ilgilendirir hale geldi.Ülke’mizide tarihi misyonu gereği, lgilendiren bu çirkin savaş küstahlaşarak devam etmektedir.Kimi zaman da sıcak bir savaşa dönüşebilir sinyallerinide veriyor.
Genelde Ortadoğu, özelde de “Filistin” sorunu olarak görünen bu savaş, yorgun ortadoğu halkı için süreç uzadıkça normelleşerek “Savaş” sıradan bir hale geldi artık.Yanı başımızdaki bu dramı artık duymazdan, görmezden gelmek, lakayt ve ilgisiz kalmak için sağır ve kör olmak gerek.Hakikaten masum insanların düçar olduğu zulümler arş-ı inletir, vicdanları da sızlatır hale geldi çünkü. 

 


Oturdukları yerden sorun çözen kimi yorumcularımız bu kaotik ortamın ortaya çıkma nedenini; ekonomik çıkar ve menfeatlerin çakışması/çatışması olarak görürken, kimi yorumcular da bunun aslında adı açıkça konmamış olsa bile gerçekte bir medeniyet ve uygarlık savaşı olduğunu söylemektedirler.Sorunu inanç temelli ele alan ve vatandaşlar tarafından da kabül gören bu görüştekiler, kanıt olarak ta 1991’deki Irak’a karşı savaş kararı açıklanırken, Amerika başkanı Bush’un; savaşı “Kutsal savaş” olarak tanımlamış olması, tüm Hiristiyan dünyasından dua talep etmesi, Haç ve Hilal’in savaşını başlattığını ilan etmesi bu görüşü savunanlar tarafından böyle yorumlanmasına sebep olmuştur..

 


Aynı yıllarda (1991) dağılan Sovyet Blokundan (Varşova Paktı) sonra Birleşmiş Milletler de (Fikir babası Margaret thatcer) Askeri tatbikatlarında düşman tarafının rengini kırmızıdan “Yeşil”e dönüştürmesi, yeni bir dünya düzenine geçildiğinin habercisi olarak kamuoyuna deklare edilmişti.Aynı zamanda bunu fiilen islam’la savaş olarak anlayan/yorumlayanlar olmuştu.Bu bir mesajdı ancak; islam aleminde halk tarafından yeterince anlaşılmadığı için, pek karşılıkta bulmamıştı.Ama politik bakışların islam Ülke’lerine yani Ortadoğu coğrafyasına yönelmesini sağladı.O tarihe kadar dünya kamuoyu tarafından pek ilgi görmeyen ortadoğu ve halkı takibe ve göz hapsine alındı.11 Eylül’de senaryosunu kendilerinin yazıp oynadığı filmi tüm dünya’yada izlettirerek kendilerince haklı gerekçelerle islam çoğrafyasını ve müslümanları düşman konumunda gösterdiler.Korku ve nefreti (İslama Fobia) pompalayarak müslümanları dünyadan tecrit etmeye başladılar.

 


Daha önceden zemini hazırlanan ve planlanan hedeflerine ulaşmanın zeminini oluşturmak için bazı bilgisiz/bilinçsiz islam(cı) grupları da devreye sokarak yaptıdıkları gayri islam’i ve gayri insani zulümleri de koz olarak kullanan emperyalist ülkeler, işlenen bu cinayetleri müslümanlara dolayısıyla İslam’a mal ederek,dünya kamuoyuna bu bölgenin adeta terörist yetiştiren topraklar olarak göstererek, psikololik baskılarla bu çoğrafya’yı abluka altına aldılar.Kendi silahlarıyla kana buladıkları bu bölgeye barış getirme bahanesiyle gelip yerleştiler.Hakları olmadığı halde binlerce kilometreden bu topraklara gelerek silahlarını müslümanlar üzerinde denediler.Askeri manevra ve tatbikatlarını bu topraklarda yaptılar.Bu olanların kendileri için bir zül/zillet olduğunu bildikleri halde müslümanlar sineye çekmeye devam ediyorlar.Bu olup bitenlerin şuurunda olmalarına rağmen,ümitlerini kendilerinde değilde dışarıdan gelecek kurtarıcılara bağladıkları için, bir araya gelmeyi, güçleri birleştirmeyi düşünmediler halende düşünmüyorlar.

 


Yukarıda sayılan saikler doğru olmakla beraber, emperyal Ülkelerin zihinsel arka planlarında oluşan  ve halklarının refahı için verdikleri kavganın nedenini sadece din/medeniyet çatışmasına bağlamak galiba eksik olur.Bunların dışında da başka korku ve endişelerin da etkili olduğunu da görmek gerek.Mesela her nedense pek dillendirilmeyen ama bilim adamları tarafından zaman zaman konu edilen yer kürenin artık yaşlandığı iddiaları hakim güçleri ciddi bir telaşa sevk etmiştir.

 

Verimin düştüğü, kaynakların bitme noktasına geldiği bu nedenle de artık mevcut nufusu beslemenin zor olacağı yakın tarihte bunun problem teşkil edeceği endişesi ve telaşı baş göstermiştir.Bu telaştan ötürü; farklı kaynak arayışlarına yoğun bir şekilde yönelmelerin başladığı izlenmekte ve görülmektedir.Maalesef bu çalışmalar ve arayışlardan çoğumuzun haberi dahi olmadığı da bir hakikattir.Yani dünya’yı bir “Açlık” korkusu kaplamıştır.Artık kimse kazanımlarını bölüşmek istememektedir.Buna bir de adil paylaşımın olmaması nedeniyle içteki homurdanmaların yaşandığını da eklerseniz, gergin ve saldırgan politikaların izlenmenin neden zaruri hal aldığı da pekala anlaşılır sanırım.Suriye’de yıllardır devam eden savaşın durdurulmaması, savaşa değer kaynakların Suriye’de mevcut olmayışında kaynaklı olduğunu söylemeye gerek var mı? Bunlar herkes tarafından bilinenlerdir.Ama bu savaşın sebebini sadece din ve islam karşıtlığı ile tanımlarsak fotoğrafın bütününü görmemiş oluruz.Bir yönüylede topu taca atmış oluruz.Uğrunda savaşmayı göze alanların “Açlık” korkusunun da etkisinin olduğunu göz ardı etmemek gerek.

 


Ortadoğu yeraltı zenginlikleri bakımından dünya rezervinin % 70’ler oranında olduğu söylenmektedir.Bu nedenle;Amerika ve Avrupa’nın bazı Ülke’leri yıllar öncesinden kaynaklarından stoklar (Özellikle Petrol) yaptıkları bilinmektedir.Kendi kaynaklarını kullanmadan ve yeni kaynaklar buluncaya kadar da sahipsiz,savunmasız ve basiretsiz liderlerin idaresindeki ortadoğunun topraklarındaki kaynakların tüketilmesini ve ileride buraları kaynaklardan yoksun bırakarak bütün bölğeyi topyekün “Kerbela”ya dönüştürek kendilerine muhtaç hale getirmeyi düşünmektedirler.Bu korku ile aynı zamanda yeni enerji kaynaklarına sahip olma ve petrole bağımlı olmaktan kurtulma arayışları hız kazanmıştır.Güneş enejisi ile çalışan motorlu taşıtların yapımının hız kazanmasının önemli bir nedeni de petrol’e ihtiyaç duymamak, ortadoğuya muhtaç olmamak içindir.

 


Ortadoğuyu Amerika ve Avrupa ülkeleri nezdinde önemli kılan bir başka hususta İsrail devletinin burda oluşudur.Müslümanlara karşı batı ve Amerika hep İsrail’in yanında yer almışlardır.Bu durum hep islam karşıtlığı üzerinden yorumlanmıştır.Hemen hemen tüm dünyada tecrit edilmiş ve sürgün muamelesi gören Yahudiler ne oldu da İslam topraklarına yerleşince sempatik oldular? Bu yorumu da eksik buluyorum.

 

Çünkü;sebep salt din olsaydı, İsrail dünya’da “Şeriat” ile yönetilen tek devlettir.Neden ikaz edilmez acaba? sevdiklerinden mi? hayır! Aslında değişen bir şeyde yok, batı yahudiyi yine sevmiyor ancak;müslümanlardan göreceği baskılardan dolayı kontrolsüz göçlerin yaşanabileceğinden korktuğu ve imkanlarını başkaları ile paylaşmak istemediği için mevcut topraklarda kalmalarını kendilerince daha yararlı bulmaktadırlar.Sebeb olarak bunu gözardı etmemek gerek.

 


Belki de en büyük sebeplerden biri de şudur;Bilindiği gibi hiristiyan geleneğinde hep bir kurtarıcının geleceği beklentisi vardır.Son gelecek kurtarıcı da Hz.İsa’dır ve gelmesi de yakındır. Ama onun gelmesi için de “Armeğedon” un (Büyük İsrail Devleti hayali) kurulması gerekmektedir.Zira;Hz.İsa o zaman yeryüzüne inecektir.Bu inançla İsrail’in kurmayı düşündüğü arz-ı mev’ud’un (Vaat edilmiş Fırat ve Dicle arasındaki topraklar) gerçekleşmesi gerekmektedir.Batı ve Amerika’nın israil’e sürekli destek ve arka çıkması aslında yahudileri çok sevdiklerinden değil bilakis kendi inançlarından kaynaklı bu beklentinin, yani Hz.İsa’nın gelişinin gerçekleşmesini hızlandırmak içindir. İsrail’e destek olmayı bir yönüyle de kendilerini mecbur görüyorlar.Bundan dolayı da İsrail’in önündeki engelleri kaldırmayı gerekli görüyorlar.İnandıkları hedefin hızlı tahakkuk etmesi için de karşılarına bloklaşmış devler olsun istemezler.Küçük devletçiklerin olması işlerini daha da kolaylaştıracağı için bu çoğrafyanın yeniden dizayn edilmesi İsrail’in işinin kolaylaştırılması gereğine inanırlar.Büyük gibi görünen, israil’e engel olabilecek güçte birirleri varsa, onları da kolay yutulacak lokma haline getirmenin planlarını hayata geçirmeye çalışıyorlar.D 8 ler kurulurken büyük tepkiler almasının nedenlerinden biri de İsrail’in önüne barajların kurulmasını engellemek içindi.

 


İşte;Yukarıda sayılan hususların geçeğe dönüşmesini arzulayan hakim güçler kendilerine en büyük engel olarak bu gün itibariyle Türkiye ve İran’ı görmektedirler.Mısır’da çok önemliydi.Ancak;maalesef Mısır bilindiği gibi darbelerle tekrar eski konumuna getirildi.Şuan en büyük sorumluluk Türkiye ve İran yönetimine kalmıştır.Bu iki Ülke’ninde hamlelerini yaparken çok iyi düşünmeleri, kullandıkları dil’e, usule ve usluba çok dikkat etmeleri, halkların kardeşlik duygularını zedeleyecek, onurlarını incitecek söylemlerden hasseten kaçınmaları gerekmektedir.Konjöktör gereği dahi olsa yapılan/yapılacak olan hamleler iyi hesaplanmalıdır.Düşmanlar değil dostlar edinmenin yolları devreye sokulmalı.güçler birleştirilmeli, kısır çekişmelere tevessül edilmemelidir.Bu coğrafyanın kaderini yeniden yazıp-çizmeye cüret eden zalimlerin insafına terk edilmemeliler.Tarihi bir sorumluluk yüklendiklerini unutmamaları gerekir.
Bunlar bizim satır aralarından okumalarımız.Elbette en doğrusunu kuvvet ve kudret sahibi bilir.Bizim bildiklerimiz belki hakikatlerin % 20’si bile değildir.

 

Ayrıca;Kaynak olarak faydalandığımız haber servisleri, yazılı ve görsel medya ajans sahiplerinin de nedenli güvenli oldukları da gözönüne alınmalıdır.Bize resmedilen bu fotoğrafı imkanlarımız dahilinde süzerek bir de bu cepheden de bakılabilir diye düşündük.Şayet bir olay yaşanıyor/yaşatılıyorsa mutlaka o’nun bir öncesi ve sonrası vardır.Çünkü;sosyal olaylar öyle kısa zamanda zuhur edemez.


Yarın yapılacak “İslam Ülke’leri zirve toplantısı” sonucunu merakla bekliyoruz.İnşaallah hayırlı kararlar alınarak hiç değilse bir anlıkta olsa ümmeti sevindirirler.
Hesabların üzerinde elbette hesap yapan biri vardır. Rab’bimizin hesabı da en güzel olanıdır.Bakalım mevlam neyler.Yarın ola hayr ola.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye