Yurttaş Olma Bilinci

30.01.2020
Mustafa YILDIZ

Mustafa YILDIZ / Yurttaş Olma Bilinci

 

Toplum içinde yaşanan fikri “Sürtüşme”ler ve ideolojik “Ayrışma”lar siyaseten kimilerine kısa süreliğine çıkar ve menfaat sağladığı zannedilse de, uzun vadede toplumda bir “Ötekileşme” ve “Yabancılaşma” mikrobunu yaydığı/yayacağı da yaşanmış deneyimlerle bizzatihi şahit olmaktayız.

Aşırı derecede politize edilmiş fertler, içerde yaşanan sürtüşme ve didişmelerin saldığı korku ve endişeler nedeniyle elde olmadan refleks göstererek genellikle içe kapanarak kapalı bir toplum oluştururlar.Kendilerini manen kuşatılmış zannettiklerinden, zorunlu olarak korunma ve emniyet altında olma gereği ve isteği ile gerginleşen duyguların verdiği dürtüyle, bir yerlere dahil olma, mensubiyet kazanma ve taraf olmaya kendilerini adeta mecbur hissederler.Bu baskı adeta toplumu bir şekilde bu yöne doğru itmiş olur.

İçinde bulunduğu şartlara binaen “Konjonktürel” söylenmiş “Bi taraf olan, bertaraf olur” söylemi, toplum içinde adeta “Uyulması zorunlu olan bir dini görev” gibi kabul de görünce artık yandaş olma, taraf olma bir gereklilik ve bir zorunluluk olarak algılanarak rağbet gördü.Toplum tarafından zerk edilen bu yanlı ve yanlış anlaşılma ve anlamalar zamanla yapay bir taassubi ahlak oluşturdu.İnanan insanlar tarafından üretilip edilen ve kendini de bağlayan bu yapay ahlak, beraberinde yozlaşmış ve yobazlaşmış tiplerin türemesine/artmasına zemin hazırlamış oldu.Bu süreç halen bir şekilde işlemekte ve ısrarla devam ettirilmektedir.

Mesela yakın tarihte yaşadığımız 1980 öncesi kamplaşmalarda görüldüki taraflar; mesnetsiz, gerçekle ilgisi olmayan, kulak dolması sokak fısıltıları bilgiler ile muhallifini tanımlamış ve o bilgilerle yargılama yapmıştır.12 Eylül darbesi sonrasında toplumu gerenler kısa süreli de olsa sakin düşünebilme fırsatı verince, her kesim tarafından fark edildi ki, meğerse doğru bildikleri bilgi ve malumatların büyük çoğunluğunun gerçekle hiçbir ilgi ve alakası bile yokmuş.

Kendini taraf olarak görenler çoğunlukla kayda değer bile olmayan ayrışma noktalarını kalın çizgiler çizerek, “Bunlar kırmızı çizğimizdir” diyerek muhalliflerine kapıları da kapatınca, guruplar arasında yakınlaşma ve birbirini tanıma imkanı da zorlaştı.Bir müddet sonra toplumda adeta birbirini tanımayan ayrı dünyaların insanları gibi, bariz bir şekilde yabancılaşma başladı ve artık sizden olmayan “Ötekiler” diye karşı bir cephe oluştu.

Toplumun dayattığı bu baskılar neticesi bir yerlere dahil olan kişi, zamanla mensup olduğu gurubun tezleri ile düşünce üretmeye başlayacağı için, farkında olmadan “Topluma ve kendine yabancılaşma” sürecine girer.Artık kendi yoktur, mensup olduğu camia vardır.Farkında olmadan kişilik erozyonu yaşar.Artık o ”Sahibinin sesi” olmuştur.Onun için bir tarafa mensub olma, yandaş davranma halleri birinci derecede öncelikli davranış biçimi olur ve normalleşir.

Kişi bu psikoloji üzere düşünce üretirken insanlık yararından ziyade mensubu bulunduğu camianın çıkar ve menfaatlerini korur ve gözetir olur.Sağlıklı düşünme üretmesi de kadük kalır.O’nun için karşıt görüşler artık kayda değer bile görülmez.Karşı görüşler peşinen eksik veya yanlış görüldüklerinden çokta önem arz etmezler.

Halbuki tarafların iddia ettikleri şeyler her zaman en doğru olan şeyler olmayabilir ğerçeğini kişi bildiği halde, hakikatı görmezden gelir ve sürekli erteler.Bilindiği gibi her inanan insan, “En güzelini, en doğru olanı ve hakikata en yakın duranı kısacası “Hikmet”i arama ve bulma görevi” olduğunu da bilir.Buna rağmen ”Sözü dinlerler, en güzeline uyarlar.” düsturuna kulağını kapar, kendi yandaşları tarafından verilen bilgi ve malumatları yeğane doğrular olarak görür.Kendi üretimini kullanır başkasını duymaz, görmez, işitmez olur, artık alıcıları dışa kapanmıştır çünkü.

Günümüzde de ülkede yaşananda galiba kısmen budur.Bir yabancılaşma “Sendromu” yaşanıyor/yaşıyoruz.Örneğin dünyanın hiçbir ülkesinde birinin “Ak” dediğine diğeri hayır “Kara” dır diye % yüz aksini düşünmez.Nüans farkları olur, ama tam aksini düşüneni yok denecek kadar azdır.

Tam aksine bizde ise birinin iyi dediğine öteki tam tersine zararlı diyebiliyor.Bazen işin boyutu o kadar büyüyor ki, birbirini ihanet etmekle suçlamaya kadar vardırılıyor.

Halbuki, akıl her zaman tek başına hakikatı bulamayacağı bilindiğinden “İştişare” etme öncelikle önerilir hatta emredilir.Bunun alim veya ümmi olmayla da ilgisi yoktur.Çünkü, insan aklının alacağı kapasite olarak belli bir sınırı vardır.Çapı kadar ve bilgiye ulaşabildiği oranda gerçeğe vakıf olabilir.Sınırsız bilgiyi kavraması için aklı zorlamanın gereği yoktur, mümkün de değildir.Zira böyle bir “Kurtarıcı” beklemekte zaten hayalcilik olur.

Şayet insan denilen mahluk bilgiyi tekeli altına alabilseydi ve hacmi de buna müsait olabilseydi, bu gün bize konuşacak ve söyleyecek fazla bir şey de kalmamış olurdu.

Ülkemiz de her zaman olduğu gibi bugün de barış, huzur ve kardeşliğe ihtiyacının olduğunu her kesim insanımız yüksek sesle dillendirmektedir.Ve aynı geminin yolcuları olduğumuzun da artık herkes farkındadır.

O halde; bizleri bir arada tutacak, moral değerlerimizi yükseltecek, yabancılaşmamızı önleyecek, telafi edecek, yozlaşma ve yobazlaşmayı en aza indirecek çözümlerin en önemlileri olarak gördüğümüz şu hususların sağlanması son derece önemsenmelidir.

İlk etapta “Her bireyin korkmadan özgürce çözüm olarak gördüğü düşüncelerini her ortamda ifade edebilmesi”nin  zemini oluşturulmalıdır. Kin, nefret, terörü çağrıştıran eylem ve söylemlerden hassaten kaçınılmalıdır.

İkinci olarakta toplumda itiraz edenlerin olacağını bilerek söylüyorum, yara almış “Adalet” duygusu yeniden tesisi sağlanmalıdır.

Özet olarak, toplumun genelini ilgilendiren hususlarda ortak akıl kullanılarak, herkesimin hassasiyetleri göz önüne alınarak kararlar alınmalı, yönetim şeffaf hale getirilmeli vs.gibi konuların halledilmesi öncelikli olarak toplumsal barış için son derece önemli, gerekli ve elzem olduğu bilinmelidir..

Bu talepleri uzunca sıralamak elbette mümkün. Ancak bu sütunlar yetmeyeceğinden, öncelikli olarak saydığımız bu hususların çözüme ulaşması halinde peşinden sıralanacak pek çok sorununda kolaylıkla çözüme kavuşacağını ümit ediyoruz.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ