Mehmet Yaşar Soyalan / Yürekten Taşan Ağza Dolar
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Yürekten Taşan Ağza Dolar

18.03.2018
Mehmet Yaşar Soyalan

Hz İsa, on iki havarisini/elçisini seçtiği toplantıda, orada bulunanlara nasıl olmaları ve başkalarına nasıl davranmaları gerektiğini anlattığı konuşmasının bir yerinde şöyle der:

 

“Başkalarını yargılamayın, siz de yargılanmayacaksınız, Suçlu çıkarmayın siz de suçlu çıkarılmayacaksınız. Bağışlayın, siz de bağışlanacaksınız. Sizde olanı verin, size de verilecektir. Hangi ölçekle ölçerseniz size de o ölçekle ölçülecektir.

 

Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği fark etmezsin? Kendi gözündeki merteği görmezsen, nasıl olur da kardeşine; “Kardeş, izin ver de, gözündeki çöpü çıkarayım” dersin? Seni ikiyüzlü! Önce kindi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.

 

İyi Ağaç kötü meyve vermez. Kötü ağaç da iyi meyve vermez. Her ağaç meyvesinden tanınır. Dikenli otlardan çalılardan incir toplanmaz, üzüm devşirilmez. İyi insan yüreğindeki iyilik hazinesinden, iyilik, kötü insan da kötülük çıkarır. İnsanın ağzı yüreğinden taşanı söyler." (İncil, Luka: 6/37–45)

 

Evet, insanın ağzı, yüreğinden taşanı söylemeye devam ediyor. İyilikten ve kötülükten yana ne varsa hepsi orada. Hepsi orada doğup büyüyor, artık oraya sığmaz olunca da, oradan taşıyor ağza doluyor. Ama heyhat, çevrenizde olup bitene dikkat ettiniz mi, seslere kulak kesildiniz mi hiç. İyilikten yana ne çok az şey var. Dillerden ne kötü, ne iğrenç şeyler dökülüyor. Sanki ağızların içine akrepler, yılanlar, çıyanlar dolmuş. Meğer yürekler neler saklıyormuş. Meğer insanoğlu yüreğini nelerle doldurmuş, neler büyütmüş orada. O, en mahreminin, en dokunulmazının, hatta namusum dediğinin, emanetim dediğinin üzerinden, öteki gördüğünün mahremine, dokunulmazına, namusuna dil uzatıyor, kurşun atıyor. Kadın üzerinden, çocuk üzerinden, yetim üzerinden, savunmasız üzerinden, savunmasız ve mağdura karşı ateşliyor silahını. Meğer yüreğinde ne kurallar, ne teoriler, ne silahlar, ne ötekileştirmeler besleyip büyütmüş. Yüreğinden taşanlar ne kötü, ne iğrenç. Farkında mıdır bilinmez ağzında çiğnediği, eveleyip gevelediği kardeşinin etinden, kanından başkası değil. Bu utanç verici ve yüz kızartıcı durum nasılda küçültüyor ve alçaltıyor onu.

 

İnsanoğlunun yüreği ne çok şey alıyormuş, Ağzında ne çok laf saklıyormuş. Bunu en iyi insanın kendisi biliyor. Ne çok kin, ne çok nefret, ne çok haset, öfke varmış, ilenç saklamış oralarda. Zamanını kollamış hep, “zamanı gelince” boca etmiş yüreğindekine ağzına, ağzındakini kardeşinin yüzüne.

 

Hani yürekler, iyiliklerin, güzelliklerin mekânıydı, hani yüreklerden dillere rahmet ve şifa damlıyordu. Hani dillerden dualar ve rahmet akıyordu. Bunlar sadece masallarda mı kaldı yoksa. Yoksa yüreklerdeki iyilik, hüsnüzan, merhamet ve bağışlama odalarını kilitledik mi? Yüreklerimizi kötülüklere mahkûm ettik de onun için mi yüreklerden bunlar taşıyor.

 

Dillerden ne kötü şeyler dökülüyor avuçlarımıza, odalarımıza, sokaklarımıza. Görmüyor musunuz sokakları, gıybet, haset, yalan, kin, kibir işgal etmiş. Kalpler talan olunca elbette yollar da yalan oluyor. Yollardan gıybet akıyor, haset akıyor, düşmanlık akıyor. İnsanoğlu bir telaş, bir yarış içinde bir kötülükten başka bir kötülüğe koşuyor. Kalplerden taşanlar dilde zehirli bir oka, felç edici bir virüse dönüşmüş, kardeş dediğini, gözünden, yüreğinden vuruyor. Yüreğine nişan alıyor ha bire. Dil öfke kusuyor, kardeş dediğine karşı. Yüreği ilençle, hasetle, kibirle, nefretle dopdolu olduğu için barış, selam ve iyilikten habersiz. Yüreğine ancak kendisini sığdırabilmiş; ne kadar da küçülmüş yüreği…

 

Evet, yürekler ağzına kadar tıka basa kin dolu, nefret dolu, öfke dolu, haset dolu. Dil de onu konuşuyor. Yüreklerimizde ne taşıyoruz, onu ne ile doldurmuşuz, kaçımız biliyoruz, daha doğrusu kaçımız bilmiyoruz. Aslında hepimiz biliyoruz onda ne olduğunu, onda olanları kimden aldığımızı, onları oraya nasıl doldurduğumuzu. Çünkü onları yüreğimize nokta nokta biz kazıdık, damla damla biz doldurduk, ilmik ilmik biz işledik. Suçu başkasına atmakta, günahı başkasına yıkmakta ne kadar da mahiriz. Yüreklerimizin sahibi kimdir biliyoruz aslında: İhtiraslarımız, kızgınlığımız, küskünlüğümüz, kibrimiz, çekememezliğimiz ve hasetliğimiz. Sadece bazen masumu, bazen üç maymunu oynuyoruz, hepsi bu. Şefkatimiz, adaletimiz, merhametimiz ve sevebilme ümidimiz nerede? Dilimiz niye onları terennüm etmiyor? Çünkü yüreğimiz şeytanımızın avuçlarında, o ne istiyorsa onu dolduruyor içine. Onun doldurdukları da dudaklarımızdan dökülüyor.

 

Çok zaman masuma yatarak yüreğimizde bir şey olmadığını, bir şey taşımadığımızı, parupak olduğunu söylüyor, kendimizi istisna tutuyoruz, temize çıkarıyoruz. Kendimizi kandıramayacağımıza göre yüreğimize yalan mı söylüyoruz veya yüreğimize yalan mı söyletiyoruz? Yüreksizliğimiz bizi ne hale getirmiş! Oysa yürek, bizim kimliğimiz, kara kutumuz. Onu öldüremeyiz. Bedenimizi öldürürüz ama yürekten, yürekte olandan kaçış olmaz. Ne yürek ölür, ne de yürekte olanlar yok olur. Yürekte olanlar mezarlarımızdan tutup çıkaracaktır ve gerçeğimiz ile yüzleştirecektir bizi.

 

Beyhude bir isyan, beyhude bir karartma… Nasıl ki ağzımızdan dökülenler yüreğimizden taşanlar ise, yüreğimize dolanlar da, arzularımızdan, hayallerimizden, tasavvurlarımızdan, çevremizden, ailemizden devşirdiklerimizdir. Onlardan kurtuluş yok, önümüze çıkmaya, ayağımıza dolanmaya devam edecekler.

 

Yüreğimiz; gözümüz, gözümüz yüreğimizdir; dilimizin, sözümüz, gözümüz, hatta kulağımız olduğu gibi. Dilden çıkan ne ise gözden çıkan da odur. Dilin söylediği neyse gözün gördüğü, gösterdiği de odur. Gözün gördüğünü dilin söylediği gibi. Kulak da duymak istediğini duyuyor. Hepsi kalbinde biriktirdiğindir sonuçta.

 

Amaç almaksa, kazanmaksa, yığmaksa, farklı olmaksa, sahip olmaksa, yürek bunlarla dolmuşsa, yürekten bunlar taşmışsa, ağız, içine dolanı söylemekten, göz, önüne konulanı görmekten başka ne yapabilir ki.

 

Yüreğe, gözün gördüğü, dilin söylediği, kulağın duyduğu dolar. Tıpkı, yürekten taşanın ağza dolduğu gibi. Yürek, dil; göz, yürek; kulak, dil ve yürek hepsi birden ben olur, beden olur, cenneti cehennemi doldurur. Yüreğin cennet, yüreğin cehennem olur.

 

Yürek, kibir ve haset ile dolduğunda, göz, göz olmaktan; dil, dil olmaktan çıkar. Bunun içindir göz/insan, kendi gözündeki merteği görmez de başkasının gözündeki çöpe, çapağa takılır. Gözde mertek varsa, kalp duvar olur sağırlaşır, dil lal olur ahrazlaşır, kulak, kulak olmaktan çıkar bedene yük olur, yabancılaşır. Hele gözdeki bu mertek bir kutsala dönmüş ise yürek, dil göz ve kulak, kutsal bir savaşçı olur da dilini, düşüncesini, kültürünü, dinini hiçliğe çevirir. Çok geçmez, el devreye girer akıl, zihin devreye girer, kutsal savaş bedenleri, coğrafyaları, kültürleri, toplumları yutar da çevresini/vatanını çöle çevirir.

 

Madem yürekler iyinin de kötünün de vatanıdır? O yürekler nerede? Nerede yüreklerinden, iyilik, rahmet, merhamet, sevgi, ümit fışkıranlar? Hüsnüzan, sevgi ve rahmet sözleri, iyilik sedaları ve dualar, yaratana yalvarmalar? Niçin bunlar değil de haset, kin, düşmanlık, nefret çığlıkları gök kubbeyi sarsar? Yüreğinden taşan acıları çığlığa dönüşen masum, mazlum, mağdur, yetim çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar bizim dünyamızda, bizim ülkemizde, bizim şehrimizde, bizim sokağımızda, bizim evimizde yaşamıyorlarsa nerede yaşıyorlar? Yoksa bizim kulaklarımız da yüreklerimizden taşanları duyduğu için mi biz yetimlere, mağdurlara, mazlumlara kör ve sağırız. Niçin yüreğimizde azıcık iyilik, birazcık rahmet yeşerecek gibi olduğunda daha yürekten taşıp dile dolanmadan, gösterişçi yanımız, kibrimiz onu doğmadan boğar.

 

Kısacası yüreklerimizde taşıdıklarımız boğuyor bizi. Ne çok kötülük varmış meğer arada. Meğer biz ne kötüymüşüz. Boşuna dememişler; “insan cehennemine kendi odununu sırtında getirir” diye. Evet, insan odununu yüreğinde, ateşini dilinde taşıyor. Korkuyoruz, söylemeye dilimiz varmıyor ama, gerçek bu: o/insan cehennemi ile birlikte yaşıyor.

Yorum Ekle
Yorumlar
Halit ATAOĞLU

19.03.2018

Diline sağlık sayın hocam. Anladım ben sizi. Baktınız Kuran ile olmuyor bu işi İncil ile çözeyim demişsiniz.
Hatice Karaca

19.03.2018

Tek kelimeyle muhteşem. Yüreğine sağlık yüreğinden güzellik fışkırtan adam.
Reşat YILDIZ

19.03.2018

Elbette dille kıyıya vuranlar kalplerimizde çöreklenen ve yuvalananlar, amel aynamızdan yansıyan yapıp ettiklerimiz ise aslında düşündüklerimiz inandıklarımızdır. Emniyeti kendimizden eminlikte arayıp bulmakla kaybedip kaybolmuşuz meğer. Rahmetin dili bize akıbetimize dair korku ve umut arası bir hali kaçınılmaz kılmaktayken. bulunduğumuz, durduğumuz yeri ve konumu mutlak ve en doğru yer görmekliğimiz meğer bizi ne hallere düşürmüş de haberimiz yokmuş. Oysa kalplerin ancak neyle tatmin, itminan bulacağı bize bildirilmişken biz nelerle doldurmuşuz kalplerimizi hayatlarımızı tıka basa. Hesap Kitap bilmek derken atalarımızın kastettiği ile bizim anladıklarımız karartmış dünyamızı da ahiretimizi de. Her dem acaba? tevbe estağfirullah sigasıyla kendimizi sigaya çekmek için Yaşar Abinin kanayan yanımıza dair bu yazısı deva öncesi teşekküre şayan isabetli bir teşhis ve tespit. Kendimizi kaybettiğimiz yeri fark edip kendimize gelmek temennisiyle… Hepimize acil şifalar inşallah duasıyla…
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05