YAZIK!

05.07.2018
Orhan DOĞANGÜNEŞ

Derler ki, katilin suçu sadece bir adamı öldürmek değildir.

Bir çocuğu babasız bırakır, çocukluğunu çalar. Babasıyla beraber geçireceği zamanları ondan alır.

Bir kadını eşinden eder, mutluluğunu kursağında bırakır. Bir anneyi evladından ayırır, ona acıların en büyüğünü tattırır.

Katil, toplumun huzurunu kaçırır. Güveni ortadan kaldırır. 

Bazı suçlar sadece bir kişiyi değil, bir nesli, bir dönemi, bir geleceği etkiler.

Dini cemaat adı altında insanların güvenini kazananlar, yaptıkları her yanlışta sadece kendi cemaatlerine değil, tüm cemaatlere, tüm dini yapılanmalara, hatta ve hatta dinin bizzat kendisine zarar vermektedir.

Camideki çocuğa kötü davranan bir imam, dinden soğuyan o çocuğun işlediği tüm günahlara ortak değil midir?

Önüne geleni Kur’an öğretsin diye Kur’an kursuna alan bir yetkili, o kursta karşılaşılabilecek her türlü yanlışlığın sorumlusu değil midir?

Sahi, öğrenci yurtlarında karşılaşılan ahlaksızlıkların hesabı verilebilecek midir?

Şu aralar karşılaşılan haberler ise hepsinden iğrenç.

Ana kuzuları, masum yavrucaklar… İnsan nasıl olur da onlara kıyar?

Nasıl bir nefis, nasıl bir vicdan, nasıl bir kalp katılığı?

Bedevi döneminde kız çocuklarını diri diri gömenlere nasıl hesap sorulacaksa,  bu zalimler de bu yaptıklarının hesabını elbet verecektir.

Yer ve gök o hesabın sorulacağı günü sabırsızlıkla beklemektedir.

Beklemektedir de, bu dünyada da gereken ceza ne ise en ağır bir şekilde verilmelidir. 

Gerekiyorsa, yüreklerin soğuması için idam da getirilmelidir.

Ancak idam sadece sapıkları ortadan kaldıracaktır. Ya saptırılan değerlerimiz ne olacaktır? 

En çok neyi merak ediyorum biliyor musunuz? Acaba artık çocuklarımızı gönül rahatlığıyla sokaklara salabilecek miyiz?

Konu komşuya güvenip emanet edebilecek miyiz?

Sokakta çocuğumuzu sevmek isteyen kişilere sevgiyle bakabilecek miyiz?

Ya biz bir çocuğu sevmek istersek? Doyasıya öpüp koklayabilecek miyiz, yoksa ailesinin endişeli bakışlarından çekinecek miyiz?

Yavrucakların sadece hayatları değil, hayalleri de çalınıyor. Çocuklar paranoyak bir ortamda güvensizliği öğrenerek yetişiyor.

Sokaklarda çocuk sesleri artık yerini araba seslerine bırakıyor.

Saklambaç oynamadan büyüyen, körebe nedir bilmeyen, tanımadığı her insanı potansiyel sapık olarak gören, bilgisayar oyunlarına ve akıllı telefonlara mahkum edilen bir nesil geliyor.

İnsanlar, çocukları sokakta oynayacağına “gözümün önünde dursunlar, odasında internette takılsınlar” noktasına getiriliyor. 
Öyle bir çaresizlik ki kızmaktan ve üzülmekten başka elimizden bir şey gelmiyor.

Meğer biz ne kadar şanslı çocuklarmışız.

Kendi çocuklarımızın bu şanstan mahrum olması ve buna sadece seyirci kalmamız ise insanın içini gerçekten acıtıyor.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye