Yargılanamayan Genelkurmay Başkanından, Milli Savunma Bakanlığına Bağlanmış Genelkurmay Başkanlığına: Sessiz Devrim!

23.07.2018
Mehmet Yavuz AY

1960 darbesiyle başlayıp 1980 darbesiyle zirveye çıkan askerî vesayet sisteminin dayattığı darbe anayasaları, hiçbir zaman toplumsal sözleşme niteliği taşımadı.

Seçimle gelen iktidarlar, darbe anayasalarının vücut verdiği kurumlara dağıtılan yetkilerin koyu haki gölgesinde, hiç muktedir olamadılar.

Ülkeyi yönetmeye dair özgüven edinemediler. Her ne kadar, sağ-sol parantezine alınmış söylemleri ile halkın karşısına çıksalar, kurtuluş reçeteleri sunsalar da, askerî bürokrasi karşısında hep eziktiler.

Daraltılmış, kuşatılmış ve adeta niteliksiz hale getirilmiş bir alanda oynama izinleri oldu.

Politik tiyatro sahnesinin yine de kurulması, halkın gözünün boyanması gerekiyordu. Senaryolar üretip, sahnelemeseler; halkın gözü, kulağı, kalbi, zihni, başka sahnelerin müdavimi olabilirdi.

Askeri vesayet kadroları, iktidara kim gelirse gelsin, hiçbir siyasi, hukuki, malî sorumluluk taşımaksızın ülkeyi yönetmeye devam ettiler.

Çok azımız güdümlü sistem adına sergilenen demokratik oyunu gördü, sahneden çekildi. Reddiye, hayattan gönüllü kopuşları getirdi. Oyuna karşı hayatı ıslah, ihya ve dönüşüm çabaları aktif hale getirilemedi. Geleneksel yapıların kontrolündeki halkımız ise, enteresan ferasetiyle hayatın içinde kalarak gücü nispetinde mücadeleye devam etti.

Seçilenler, liyakatlerini arttırma, yanlışlarını düzeltme, ideolojik baskı altında düşüncelerini ifade etmede yetersiz kalsa da, halk, sistemin sunduğu haklarını kullanmaya devam etti. Söz konusu sınırlı haklar bile, askeri vesayet sisteminin partisini iktidardan alaşağı etti.

Askeri vesayet partisi, kaybetmiş görünse de bürokrasi üzerinden muktedir olmaya devam etti.

Neler yaşadı bu ülke.

Osmanlı arşivleri atık kâğıt olarak Bulgaristan’a satılabildi.

Sultanahmet Camii ahıra çevrildi.

Camilerde namaz kıldıracak, ölüleri yıkayacak din görevlileri kalmadı.

Darbeci teğmen genelkurmay başkanını tekmeleyebildi.

Dönemin Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, İmam Hatip Lisesi açmak için emri altında olması gereken Talim Terbiye Kurulu Başkanına söz geçiremedi. Meseleyi Başbakan Menderes’e götürdü. ‘Yılan bakışlı’ Talim Terbiye Kurulu Başkanı, Başbakanın gözleri içine dik dik bakarak, “yazılı emir isterim” dedi.

Kendi anayasasını, sistemini dayatabilen darbeciler, Başbakan Menderes ve iki Bakanı astılar.

Seçimle gelen iktidarlar, Menderes’in acı akıbetinin soğuk rüzgârını hep enselerinde hissettiler.

28 Şubat’ta MGK darbesi tezgâhlayan generaller, Başbakan Erbakan’ı istedikleri gibi aşağıladılar. Bir tümgeneral, ağız dolusu küfürler etti.

Bir general çıktı, açıktan İslâm dememek için ürettikleri “İrtica” maymuncuğunu kullanarak, “İrtica PKK’dan daha tehlikeli” diyebildi.

Bir başka general, “Yobazlar hamam böceğine benzer, ışığı gördüklerinde kaçacak delik ararlar.” dedi.

Nezdinde askeri mahkeme kurulan bir tümgeneralin yetkileri Başbakanda yoktu.

Öyle bir hukuk sistemi inşa edilmişti ki, Genelkurmay Başkanını yargılayabilecek mahkeme ihdas edilmemişti.

Devlet içinde devlet askeri bürokrasi, her türlü denetimden bağımsızdı. Bütçesi, ihaleleri, tayin ve terfileri… Karşılarında ne isterlerse veren boynu bükük, bilgisiz, dirayetsiz hükümetler:

MİT personelinin maaşını Amerika’nın verdiğini bilmeyen Başbakan Ecevit’ler…

Genelkurmay Başkanından randevu isteyen ve bununla çocuklar gibi sevinen Başbakan Erbakan’lar…

Korkusundan bir generalin adını söyleyemeyip, parmaklarını omzuna götürüp apolet işareti yapan Başbakan Yılmaz’lar…

Aslına bakarsanız Başbakanlık görevi bile Genelkurmay Başkanı için önemi olmayan bir makamdı. MGK Genel Sekreteri kıdemsiz orgenerali, Başbakan yetkileriyle donattılar.

Tiyatronun şu başka sahnesine bakar mısınız: 14 orgeneral, Başbakan ve Millî Savunma Bakanı ile yapılan Yüksek Askerî Şura toplantısı. Generaller kimi isterlerse emekli ederler, kimini de terfi… Sözde amir Başbakan’ın oyu ile generallerin oyu aynı.

15 Temmuz darbe girişiminden bu yana atılan adımlar, askerî vesayet sisteminin geriletilmesi gayretleri, üzeri haki renkle kaplı yaslı ülkemizi yeni bir zamanın eşiğine getirdi. 24 Haziran seçimi, tarihî bir dönemecin inanılmaz değişimlerinin, başkanlık kararnameleriyle hayata geçirilmesinin miladı oldu.

28 Şubat darbesinin, 27 Nisan Muhtırasının, 367 krizinin, AK Parti kapatma davasının sebeplerinden, askeri vesayetçi güç odağının pervasızlığını en iyi anlatan 15 Temmuz darbe kalkışmasından, yirmiye yakın olduğu ifade edilen suikastlardan; Genelkurmay Başkanlığının Millî Savunma Bakanlığına, “Cumhurbaşkanı Kararnamesi” ile bağlanma noktasına gelinebilmesi, büyük bir değişim ve dönüşümdür. Ne denli önemli bir zaman dilimini yaşadığımızı tarih anlatacaktır.

Bu, “Sessiz Bir Devrimdir!”

21.07.2018

Yorum Ekle
Yorumlar
gültekin koç

24.07.2018

s a sn ay ben 28 şubat da güya hukuk devleti tarafından hayatı hukuksuzca çalınan ve hala da hakları verilmeyen güya uzman çvş ama aslında tc nin beyaz kölesi bi yaratığım niyemi ak partite bizi sadece seçimden seçime bide darbe zamanı kullanır ama hak vermeye gelince zenci muamelesi
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları