Uykuda Uyanan Ülkücü

27.10.2018
Mehmet Yavuz AY

1970’li yılların ortaları, lise yıllarıydı. Kimi zaman belediye otobüsüyle çoğunlukla Akdere’yi Abidinpaşa’ya bağlayan dik yokuşu tırmanarak Başkent Lisesi’ne giderdi. Devrimci Selma’nın evlerinin önüne doğru bakar, denk gelmişse beraber zorlu yokuşun ardından soluğunu rahatlatan düzlüğün aşağı yönlü tatlı eğimini adımlayarak okula ulaşırdı.

Sınıfta kavruk, dar gelirli Anadolu çocuklarından birkaç ülkücü, kızlı erkekli maddî durumları daha iyi, özgüveni yüksek, kıyafetleri daha düzgün solcu arkadaşları vardı. Dışarda olaylar uç vermeye başlasa, köpüren kamplaşma uğultuları kulakları doldursa da okulda henüz bir cepheleşme yoktu. Daha çok ders, bir de arka sıralarda ergenlik arsızlıkları ve kahkahaları sınıfı çınlatan küçük bir gurup…

Son sınıfta, adı ülkücülerin kontrolünde olduğu yayılmış liseyi, siyasal ve hukuk fakültesi öğrencileri taşladığında içeri kaçmıştılar. Taşlar, her gün  okulun iç kapısına getirip ders çıkışı yine almaya gelen annenin iki kızının başına isabet etmişti. Kendini milliyetçi, Türkeş’e yakın hissetmeye başlamıştı. Kendince Ecevit’i eleştiren şiirler kaleme aldı.

Bir arkadaşıyla ülkücülerin kontrolündeki Site Öğrenci Yurdu’na spor yapmaya gittiler. Abilerin kızlara tavırlarını yadırgadı. İdealize ettiği düşüncenin dava adamı gibi gördüğü abilerin kız ayartma girişimleri, içinde yükselttiği surlarda gedikler açtı. Yine de üniversiteli abilerin peşine takılarak Kütahya Öğrenci Yurdu’na konferansa gitti.

Yüksek ve buyurgan bir sesle konuşan abi şöyle diyordu: “Bizde büyükler eleştirilemez. Onlar ne diyorsa yerine getirilecektir. Size düşen kayıtsız şartsız itaat etmektir.” İçinden yükselen bir ses, “doğru değil” dedi.

Lise bitti. 12 Eylüle giden çalkantılı yıllar geldi. Mahalleler bile bölündü. Binlerce genç hayata gözlerini yumdu ya da yaralandı. Devrimciler “halkların kardeşliği”, “Faşizme karşı omuz omuza” ülkeyi aydınlığa çıkarmak için öldü, öldürdü. Bozkurtlar geldi dalga dalga, “Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman”. “Kanımız aksa da zafer İslâm’ın” kükremesiyle Devlete siper oldu, kızıl komünist tehlikeye karşı.

11 Eylül 1980’e dek her gün 20-30 fidan kırılırken, Amerika’nın “Our boys”u darbe düdüğünü çaldı. 12 Eylül’de bir tek silâh patlamadı. Mamak, Metris, Diyarbakır cezaevleri binlerce gencin yeni ikametgâhı oldu. Birbirlerinin kanına ekmek doğrayan Bozkurtlar ile Devrimciler cezaevinde koğuş arkadaşı oluverdiler. Darbeci başı Kenan Evren, bir sağdan bir soldan asmaya başladığında anladılar aldatıldıklarını ama iş işten geçmişti.

Eskisi gibi kanlı olmasa da darbeci paşaların inşa ettiği sistem içinde yine de benzer yerlere konuşlandılar.

Üniversite bitti. İş güç, çoluk çocuk… Hayatın başka evresinde, devletçi refleksler göstermede, sisteme angaje olmada yine bir beis görmedi. Başbuğ’un, ocak reislerinin, bölge başbuğlarının, büyük bozkurtların karar ve kanaatlerinden etkilenmeye devam etti.

Yeni bir kardeş kavgasının fitili tutuşturulmuştu. Kürtler can düşmanıydı. “En iyi Kürt, ölü Kürt’tü.” Devlet büyükleri her şeyin doğrusunu bilirdi. Dağlarına “Ne mutlu Türk’üm diyene!” yazılan Kürt halkına, dişlerini gıcırdatarak, “hainler, devlet düşmanları! ırkçılık/bölücülük yapıyorlar” derdi.

Kanla boyanmış  kirli oyunun kimi sahnelerindeki falsoları görüyor, sesi kısılıyor, yine de çıkış yolu bulamıyordu. Gencecik fidanların ölümü içini acıtıyordu. Saçları beyazlamış, torun sahibi olmuştu.

Kaçtı her şeyden. Konuşmaya takati yoktu. Kimi savunacağını bilemiyordu. Gündüz vakti yatak odasında, battaniyeyi kafasına kadar çekerek dünya değiştirmek istedi…

İçi dolu bir otobüste buldu kendini. Bilmediği ama Kürtçe olduğunu tahmin ettiği yüksek perdeli konuşmalarla sersemledi. “Nereye gidiyoruz” dedi panik içinde Türkçe kelimelerle. Herkesin kendisine döndüğünü, ayıplayan yüzlerle, parmak salladığını görünce iyice afalladı. Şoförün yanındaki üniformalı  kişinin elinde megafonla, “Vatandaş Kürtçe konuş!” ikazı yaparken, nefret dolu bakışlarını kendisine boca ettiğini gördü. Beyninden vurulmuşa döndü. Burası neresiydi. Camdan dışarı baktı sersem sersem. Buğulu gözlerle önünden geçtikleri büyük tabelaya çivilendi: “Kürdistan Cumhuriyeti’ne hoş geldiniz!”. Göğsü sıkıştı, nefes alamaz oldu. Otobüs yoluna devam ediyordu. Biraz ilerde görünen dağın çıplak eteklerinde “Ne mutlu Kürdüm diyene” yazısını gördü, taşlarla yazılmış, sarı yeşil kırmızıya boyanmış… Gözlerini ovuşturdu, uyuyor muyum yoksa öldüm mü diyerek. Üniformalı megafonunu yeniden eline alarak: “Aramızda ovalı Kürtler olduğunu unutmuş, kaynağı belli olmayan bir dili konuşan vatandaşlarımız var. Her vatandaşımız Kürdistan’ın resmî dilini konuşmak zorundadır. Aksi halde kelime başına ceza yazacağım. Nerde yaşadığınızı unutmayın. Kürtlük millî kimliğimizdir. Başka kimlik iddiasında bulunarak bölücülük yapmayın. Evlerinizde Kürtçe konuşmuyorsunuz. Çocuklarınız bir kelime Kürtçe bilmeden okullara geliyorlar. Donuk gözlerle eğitmenlerimize bakıyorlar. Aklınızı başınıza toplayın. Ne öyle tuhaf isimler veriyorsunuz. Nüfus cüzdanlarına Türk, Arap, Çerkez yazdırmak istiyorsunuz. Kürdistan devrim kanunları buna izin vermez. Kürdistan’da yaşayan herkes Kürt’tür…  

Beyninde büyük patlamalar, gözleri kararıyor. Karanlık dehlizden çıkmak için çırpınıyor, kıpırdayamıyor. Makineli tüfekten yağmur gibi yağan mermiler, megafonda yeni bir cümleye dönüşüyor: “Ya sev! Ya terket!”

Kürdistan liderliği yine lütufta bulundu. Evde sokakta ana dilinizi konuşuyorsunuz. İşe yaramaz dilinizle eğitim hakkı talep etmek neye yarar? Çocuklarınızın geleceği olsun istiyorsanız ana okulundan üniversiteye Kürtçeyi iyice öğrenmeleri gerek. Kurtuluşunuz Kürtlükle bütünleşmenizden geçiyor. Birlik beraberliğimiz için Kürdistan’ın Edirne’sinden Ardahan’ına, Siirt’inden Mardin’ine, Urfa’sından Kilis’ine  Hatay’ına; çocuklarımıza, her sabah, “Andımızı” coşkuyla okutuyoruz:

“Kürdüm! Doğruyum! Çalışkanım!”

Karabasan çığlığıyla yataktan fırladı. Sırılsıklamdı. Lavaboya koştu. Defalarca kustu, kustu… Hakikat yanı başında dururken, bunca yanlışa, yok saymaya, aşağılamaya, hain ilân etmeye nasıl alet olduğuna hayıflandı. Güzel olan, ülkemizin insanlarını oldukları gibi kabul etmekti. Kendi tercihimiz olmayan etnik kökenimizle üstünlük taslamak, en hafifinden densizlikti.

“Ölmeden helâllik almalıyım! Haksızlık ettiğim ülkemin güzel insanlarından…” dedi, kendi kendine. Yüzlerce kez tekrar etti…

 

27.10.2018

Yorum Ekle
Yorumlar
Hidayet ÇELİK

03.11.2018

Yazıyı okurken sanki bir "dejavu" hali yaşadım...
Hakan ŞİMŞEK

02.11.2018

Kısa film olabilecek kadar güçlü mesajlarla yüklü bir yazı... Yüreğinize sağlık...
Mahmut AY

02.11.2018

Bizleri ancak böyle bitirirler
Kerem

02.11.2018

Uykumuzu kaçırmayın... Uyuyoruz
karadenizkurdu61

31.10.2018

Empati yerine DİĞERGAM bizi daha iyi anlatır zannımca.
Kemaleddin

31.10.2018

Ölmeden helâllik almalıyım! Haksızlık ettiğim ülkemin güzel insanlarından…” Sabah akşam andımızı geri getirmek isteyenler de helallik almayı bir düşünseler...
karadenizkurdu61

31.10.2018

Tek kelime ile harika bir yazı olmuş. Dünüm ve bugünümü anlatıyor. Yarınım bende saklı... Teşekkürler.
Sami ÖZ

29.10.2018

Kerim Kur ân da bize " Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi sizde başkasına yapmayınız " diye emretmiyor mu?
Cengiz şahin

28.10.2018

Empati kuruldugunda yazi güzel oluyor.kalemine sağlık.
Arif yazıcı

27.10.2018

İste bunlari yaşamamaniz icin diyoruzki. Ne mutlu türküm diyene.. Eger çok istiyorsaniz kuzey ırak kürt bölgesine gider orda yaşar çocuklarinizi oradaki eğitimle büyütürsünüz.. "battaniyeyi kafasına kadar çekerek dünya değiştirmek istedi" burdada ayni beni anlatmış.
Emre Özdemir

27.10.2018

Empati yapalım demiş Kısacası Ama katılmıyorum
Yahya ÖZTÜRK

27.10.2018

Tebrikler.
Erdoğan Dönmez

27.10.2018

Empati tüm problemlerimizin çözümü aslında. Teşekkür ederiz.
Hüseyin Çolak

27.10.2018

Bir Yaşanmışlığı değişik şekliyle bu kadar güzel anlatıla biliyor muş bu olsa olsa ruhumuz dan üfledik ayetini aklıma getirmeden edemedim demek ki insan o güçle neler yapabiliyor ama aynı insan şeytan gibi karşı da çıkıp ne kadar vahşi leşecegini göstere biliyor
Hüseyin Çolak

27.10.2018

Bir Yaşanmışlık bu kadar güzel anlatılabilir miydi ki
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları