Süleyman Arslantaş / Türkiye islamcılığı bireyseldir
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Türkiye islamcılığı bireyseldir

01.05.2017
Süleyman Arslantaş

İslamcılık kavramı yakın bir tarihe kadar Müslümanların kullandığı bir kavram değildi. Bu kavram ithal bir talep olup bunu ilk telaffuz eden Ziya Gökalp’tir. Kavram daha çok Osmanlı’da Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde kullanılmaya başlamış olup, amaç Müslümanların yeniden İslami ilkeler doğrultusunda düşünme, davranış ve siyaset anlayışını tanzim etme olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle Osmanlı’nın zayıflaması, hatta yıkılma emarelerinin ortaya çıkması, ilerleyen zaman dilimleri içerisinde bilhassa İttihatçıların işbaşına gelmeleri ardından; Balkanlar başta olmak üzere çeşitli kayıplar “yeniden İslam’a” şeklinde de anlaşılabilecek İslamcılık akımının başlamasına neden olmuştur.

 

Acaba birazcık da yapmacık gibi gelen bu kavram yerine ihya, tecdid, teceddüt gibi kavramlar kullanılamaz mıydı? Ya da İslam’ın tüm hayatı kuşatan kapsamı dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda hareket edenlere de “İslamcı” yerine “müceddid” kavramı kullanılamaz mıydı? Sanki “İslamcılık” kavramında biraz tepkisellik var gibi. Özellikle Batının değerleri İslam dünyası aydınlarının Batı özentisi 2. Abdülhamit Han döneminde Batı’ya gönderilen gençler, keza 1848’den itibaren Osmanlı’da başlayan Batı yanlısı çeşitli kanunların öne çıkması buna karşı “mecelle” çalışmalarının başlaması gibi konular İslamcılık kavramının tepkisel bir kavram olduğunu düşündürüyor.

 

Ahmet Cevdet Paşa ve arkadaşlarının; “İslam hukuku günümüz ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte değildir” diyen zihniyet ve onların Tanzimat döneminde birbiri ardınca çıkarttıkları çeşitli kanunlar karşısında “mecelle” çalışmasını başlatmıştır. Yine aynı zaman dilimi içerisinde Amerika başta olmak üzere Batının birçok kolej ve okulları Anadolu’nun çeşitli yerlerinde boy göstermiştir. Bunlar tabi ki İslamcılık anlayış ve uygulamalarına zemin hazırlamıştır. Daha net bir ifadeyle ifade etmek gerekirse “İslamcılık kavramı” bir tez değil, Batıcılığa, İslam dışı kültür ve akımlara karşı bir antitezdir. Bunun yerine anlaşılabilir bir ifade ile “bütüncül İslam” kavramı pekala kullanılabilir. İslamcılık’da siyasi bütünlük, düşüncede bütünlük öne çıkarken ve yine siyasi kaygıların yönlendirdiği bir akım özelliği taşırken; “bütüncül İslam” anlayışında, akide, ibadet, muamelat, siyaset, sabır ve şehadet kavramları öne çıkmakta. Bu kavramların şeklini, hayatiyetini günün getirdikleri değil akidenin getirdikleri oluşturmaktadır.

 

İslam adına ortaya çıkan İslamcılık sonucu öncelemekte oysa İslam’ın; “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (11/112) ilkesinde de görüldüğü gibi süreci öne almaktadır. Dünden bu güne “İslamcılık akımlarında” yeterince Hz. Peygamberin (as) stratejik sünnetinin ihyasına rastlanmadığını söylesem acaba haddimi aşmış olur muyum? Gerek Kur’an’ı Kerim’de İslam’ı anlayış ve ikamedeki tedricilik ve gerekse Hz. Peygamberin (as.) üç safha halinde özetleyebileceğimiz kadrolaşma, kamuoyu oluşturma ve İslam’ı iktidar etme anlayış ve uygulamaları niçin günümüzde de gelecekte de pratize edilmesin ki?

 

İslam, Allah’ın yaratılışta insana bahşettiği özelliklere cevap veren bir Din’dir. Müslüman ise bu cevaba evet diyen insandır. Cevabın pratik karşılığı ise inanmak ve yaşamaktır. İslam’ın, İslam’a evet diyenlere yüklediği sorumlulukları yüklenenlere İslamcı dendiği ve keza İslamcıların ortaya koyduklarına da İslamcılık dendiği vakasını dikkate alarak şöyle bir cümle kullanmak yerinde olur mu bilemem: “İslamcılık akıl ile vahiy arasına giren engelleri ortadan kaldırma ameliyesi ile birlikte vahyi hayatın bütün şubelerine hakim kılmaktır. İslamcı da bunu yapan kişidir.” Zaten bu ifadelerin ete kemiğe büründüğü anlar, zamanlar olmuştur ve olmaktadır. Belki de Hz. Hüseyin İslamcılığın bu manada ilklerindendir. Hz. Hüseyin’den günümüze birçok İslamcı, müceddid, ihyacı gelmiş ve gelecektir de inşallah.

 

İslamcılık eğer Kur’an ve Sünnet bütünlüğü içerisinde insan, hayat, kainat ve ötesine bakmak bu bakış için çaba sarfetmek ise, bunun elbette yerlisi, yabancısı olmamalıdır. Ne var ki bir vaka olarak yerli İslam anlayış ve uygulamaları dün olduğu gibi bugün de vardır.

 

İslam dünyasının çeşitli ülke ve beldelerinde olduğu gibi Türkiye’de de İslamcılık ve İslamcı önemli ölçüde yerli motiflerle arz-ı endam etmektedir. Sondan başlamak gerekirse ülkemizde maalesef Müslümanların iktidarını İslam’ın iktidarı olarak algılayan bir anlayış ve kabul vardır. Oysa bir iktidara İslami iktidar demek için o iktidarın yasama kaynağının vahiy olması gerekir. Kaldı ki Türkiye’de iktidar olan parti ve kurucuları böyle bir iddia ile gelmediler. Ama ne yazık ki iktidar odağının dışındaki bir kısım çevreler Müslümanların iktidarda olmaları İslam’ın iktidarı gibi görmeye ve buna da “İslamcılık”, “İslamcılar” gibi tanımlamalar yaparak tartışma ortamı oluşturmaya çalışmaktadırlar.

 

Türkiye’de İslami akımlar şeklinde katagorize edeceğimiz akımlar başlıca; tarikat, cemaat ve siyaset birimleri olarak ifade edilebilir. Bu saydığım üç yapının da içerikleri incelendiğinde İslamcılar ve İslamcıya yüklenen misyonla genel olarak örtüşmedikleri de ortada. Çünkü her üç yapılanmada da vahyin ve sahih sünnetin yönlendirmesi olmadığı gibi çağın, modernitenin getirdiği sorunlara çözüm üretme, Müslümanları çeşitli İslam dışı akımlara karşı koruma refleksleri mevcut değildir. Bilhassa tarikat ve cemaat çevreleri genelde kendi anlayışları doğrultusunda bir İslam ve anlayış uygulamasını ya da buna uygun olduğunu zannettikleri çeşitli ritüellerle İslamcılık yaptıklarını zannetmektedirler.

 

Somutlaştırmak istemem ama meramımı ifade bağlamında FETÖ’yü ele alalım. Adı geçen akım en az Türkiye İslamcılığına son kırk yılda yanlış model oluşturmuştur. Türkiye’de çeşitli İslami kuruluşları ve bütüncül İslam’la buluşan şahsiyetler dışında nerede ise her kesim siyasiler de dahil bu İslam dışı anlayış, iman ve uygulamalarla bezenmiş harekete göz yumdular. Ve hatta modern İslamcılık olarak da gördüler. Her kim olursa olsun vahyin dışında herhangi bir kitap ya da öğretiyi esas referans alan hiçbir cemaat, tarikat ve oluşumun İslam’la da İslamcılıkla da alakası olamaz.

 

Türkiye’de İslamcılık muhtelif merhalelerde kendisi göstermiştir. Bunlar kısaca Ahmet Cevdet Paşa, Mehmet Akif Ersoy gibi şahsiyetlerin öncülüğünde başlayan gelişmelerdir. Bu iki şahsiyetin de önemi Kur’an merkezli çözüm üretme arayışları ve yine 19. yüzyılda başlayan Batı hayranlığına ve fikirlerine karşı net duruşlarıdır. Türkiye’de bireysel İslamcılığın ve uygulamasının esin kaynağı başta Urvet’ul Vuska öncüleri olmak üzere Said Halim paşa, Mehmet Akif Ersoy, Nurettin Topçu’nun yanı sıra Seyyid Kutub, Mevdudi, Malik b. Nebi, Ali Şeriati gibi şahsiyetlerden bahsedebiliriz.

 

Kısaca yerli İslamcılık anlayışının farklı biçimlerde ortaya çıkışı muhtelif merhalelerde olmuştur. Ancak en genelde İslamcılık, Kur’an ve Sünnete dayalı İslam’ı ihya hareketi ise; bunun da öncüleri Hz. Hüseyin, İmam Ebu Hanife, Ömer b. Abdülaziz, Gazali, İbni Teymiyye vb. dir. Türkiye’de İslam adına boy gösteren tarikat ve cemaat ve siyaset yapılanmalarını “İslamcı” ya da “İslamcılık” olarak değerlendirmek abartılı olur. Ancak bireysel olarak tarifini yapmaya çalıştığımız manada bu ülkede ciddi İslami şahsiyetler yetişmiştir ve yetişmektedir ve vardır. Bunları isim isim sıralamanın doğru olmayacağından hareketle şunu ifade edebilirim ki Türkiye’deki bireysel İslamcılık kurumsal İslamcılığın çok önünde ve hatta mukayesesi bile yapılamaz. Kurumsal İslamcılar (!) kendi varlıklarının devamını öncelerken, bireysel İslamcılar İslam’ın anlaşılmasını ve yaşanmasını öncelemektedirler.

 

(Gerçek Hayat Dergisi 1- 7 Mayıs 2017)

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları