22 Eylül 2019 Pazar •

TREN KAZASI ( MI ) !

18.12.2018
Süleyman ARSLANTAŞ

Yazıma Necip Fazıl’ın ‘’başıboş’’ şiiri ile başlamak istiyorum :

Vatanımda sular akar başıboş ;

Herkes birbirini kakar, başıboş,

Bozkırlardan topal bir tren geçer;

Çocuk,merkep,öküz bakar başıboş.

Yanmaz da yürekler, ateşe atsan !

Bir kibrit bir orman yakar, başıboş,

Tarih,kutuplara kaçmış bir fener.

Buz denizlerinde çakar başıboş.

Yirmidokuz harflik sözlü aydınlar,

Yafta yazar, isim takar,başıboş.

Allah’ım sen acı bu sâf millete !

Akşam yatar,sabah kalkar,başıboş.

                                          (1964)

        Ankara / Yenimahalle yakınlarında 13 Aralık’ta Konya istikametine giden YHT ile ‘’kılavuz treni’’in çarpışması sonucu 9 kişi öldü, onlarca yaralı var. Olay, kaza olarak nitelendirildi. Birçok kesim olay üzerine yorumlar yaptı,suçlamalarda bulundu ve fakat kamuya yansıması kaza olarak nitelendirildi.

Hayır ! Bu yaklaşıma itirazım var. Kaza ; insanın def’ine imkân bulamadığı olaylardır. Velev ki olayın  vukuunda fail bizzat insan olsun ya da bilvasıta insan olsun, insanın defetmeye gücü yetmeyen olaylara kaza denir. Ülkemizde gün geçmiyor ki bir ya da birçok olay meydana gelmesin ! Tüm karşılaştığımız olumsuz olaylara kaza deyip geçiştiriyoruz. Oysa kul, kazadan sorumlu değildir. Zira yukarda da izah ettiğimiz gibi kaza kulun önlemeye imkanı olmayan olaylara denir. Keza işin içinden çıkamadığımız zamanlarda ‘’kader böyleymiş’’, ya da kısaca ‘’kader’’ deyip geçiştiriyoruz. Oysa bu yaklaşım ne İslami ne de insani bir yaklaşımdır.Kader, Allah (c.c) ın eşyada yarattığı ölçü,özellik ve nizamdır. ( Kuran-ı Kerim 54/49)

Ölçüsüzlüğün,nizamsızlığın adına asla kader denemez.Akıllı olmak insanın kaderidir. Aklını güzel kullanmak ise kader değil, kulun mükellefiyeti dahilinde olandır. Aklımız ve duyularımızla eşyaya ve eşyanın etrafında olup-bitenlere yön verebiliriz. Kulun mal edinme içgüdüsü ya da beka içgüdüsü onun bir kaderiyken; bu içgüdünün tatmini cihetinde seçtiği yol onun dini ya da din anlayışıdır. Zira insan mal edinme,zengin olma içgüdüsünü alınteri ve emekle de elde edebilir.Allah’ın yasak kıldığı faiz ve benzeri yollardan da elde edebilir. Sonuçta her iki halde de kaderin gereği yerine gelmiş olur. Bu tercih kulun kaderi değil fiilidir. Zaten insan kaderinden değil, kaderinde var olan ihtiyaç ve içgüdülerini tatmin ve tercih etmiş olduğu yoldan hesaba çekilir.

Trenlerin çarpışması ne kaza ne de kaderdir. Sorun,sorumlu kurum ve kişilerin Allah’ın kendilerine vermiş olduğu imkanları yeterince kullanmamaları ve değerlendirememeleridir. Ya da ülkemizde çok sıkca karşılaştığımız bir hastalığın sonucudur. Nedir bu hastalık ? İşi ehline vermeme, kollektif akıl ile hareket etmeme.

Oysa, Yüce Allah’da, normal insan aklı da işin ehline verilmesini ve kollektif  akıl ile hareket edilmesini önceler. Olay sonrası görüyoruz ki gerek Samsun’dan getirilen makasçı gerekse ona hükmeden yetkili ya da yetkililer arasında gerekli diyaloğun olmadığı ve yine makasçının bu işin eğitimini almadığı ifadelerinden ortaya çıkmaktadır. Bu durum karşısında yapılması gereken şey makasçı ya da ona benzer birkaç kişinin tutuklanması ile, suçlanması ile sonuçlandırılmamasıdır. Bunun yerine yukarıdan aşağı işin ehli olmayanlar, görevinin yeterince yapmayanlar , ihmali olanlar, bunların hepsi sorunlu ve sorumlu adledilmelidir. Aksi halde benzeri olaylar devam eder. Eğer Pamukova YHT faciasından sonra yeterli tedbir alınmış olsaydı, işler ehline verilmiş olsaydı, Çorlu faciasını yaşamazdık. Keza Çorlu faciası sonrası tedbirler alınmış olsaydı Marşandiz istasyonu faciasını yaşamazdık.

Aslında bizim ve bizim gibi olan ülkelerin önemli hastalıklarından birisi de popülizmdir. Maalesef bunu da daha çok siyasiler yapmakta. Gösteriş, kamuoyunu etkileme, siyasi rant elde etme uğruna ya da üst makamlara şirin gözükme gayretiyle nice felaketler yaşandı ve nice felaketlere de zemin hazırlandı.  Önümüzde Japonya, Güney Kore örneği var. Dikkat ediyor musunuz burada görev kusuru yapanlar, ya da görevini hakkıyla yerine getiremeyenler eğer bir felakete neden oldu iseler ya derhal istifa ediyorlar ya da intihar. Elbette ki bu ifadelerimle intihar edilsin demiyorum ama hiç olmazsa felaketlere neden olanlara ‘’istifa’’ diye bir kavramın olduğunu da hatırlatmamız gerekmez mi ? Bu ülke ve kurumlarının hiçbir kimsenin babasının çiftliği olmadığını hatırlatmamız gerekiyor.

Birisi bana Allah rızası için izah etsin ; Samsun’dan geçici görev ile Ankara’ya getirilen makas görevlisi eğitim verilmeden nasıl o işin başına getirilir ? Bizler belki de küçümsüyoruz ama ilaç sektöründe önemli bir kaide vardır. Herhangi bir ilaç piyasaya sürülmezden önce yıllarca, defalarca çeşitli usul ve deneklerde test edilir. Bunların sonucuna göre yine belirli bir komisyon ya da kurum tarafından o ilaç piyasaya sürülür ya da sürülmez .‘’Ben yaptım oldu‘’ mantığı geçerli değildir. Zira işin ucunda insan hayatı söz konusudur. Unutmayalım ki adı geçen olayda da insan hayatı söz konusu. Neden ilgili olanlar gereken hassasiyeti göstermiyorlar ?

Bizim ülkemizde ne İslami kurallar ne de demokratik kurallar maalesef işlemiyor. Bunların yerine akıl ve tecrübenin olmadığı daha çok hiyerarşik düzenin egemen olduğu bir sistem işliyor. Yani lider merkezli bir yönetim hakim. Tepeden aşağı durum bu. Elbette lider merkezli bir yönetim gerekli. Ne var ki, siz, yönetilenler, yönetim kademelerinde bulunanlar liderinizden her şeyi beklerseniz, kendiniz gerekli çabayı göstermezseniz, çeşitli tedbirleri almazsanız birçok olaylar da zuhur eder ve bunların da üstesinden gelemeyebilirsiniz.

Hz.Peygamber’in (a.s) Bedir günü, savaş öncesi Hubab b.Munzir ile olan konuşmasını herhalde okumuşsunuzdur. Aslında Peygamber(a.s) ve ashabının hayatı bir kültür olsun için okunmaz, örnek almak ve yaşamak için okunur.

Ne diyordu Hubab (r.a) : ‘’ Ya Rasulallah! Bu harp düzeni vahiy mi kendi kanaatiniz mi ?’’  Hz.Peygamber (a.s) ‘’ Hayır! Ya Hubab bu karar vahiy değil, kendi kanaatimdir.’’ der. Bunun üzerine Hubab tayin edilen harp stratejisine yani Bedir kuyularının arkasında harp nizamı alınmasına itirazını ortaya koyar ve der ki : ‘’ Ya Rasulallah eğer Bedir kuyularını arkamıza alırsak düşman güçlerinin suya ulaşımını engellemiş oluruz. Bu durum da bize savaşta üstünlük sağlar.’’ Resulullah ‘’ Doğru söyledin ya Hubab. ‘’ der ve onun istediği şekilde yeniden harp nizamını oluşturur.

Demek istiyorum ki ; Peygamber vahiy aldığı halde her şeyi bilmez iken ; O’nun dışındakilere ne oluyor da her şeyi biliyor, ya da etrafındakiler O’nun her şeyi bildiğini zannediyor !...

Hayır, hayır, hayır ! Böyle olmaz. Allah’ın verdiği akıl, duyu ve imkanlarımızı O’nun rızasına uygun bir şekilde kullandıktan ve beşeri planda her türlü tedbiri aldıktan sonra karşılaşacağımız olayların akıbetini Allah’a bırakmalıyız.

Lütfen Pamukova, Çorlu ve şimdi de Marşandiz istasyonundaki çarpışmayı Allah aşkına bana kaza ve kader olarak sunmayınız.

Şayet böyle hareket ederseniz gerçekten hem İslami olmayan bir ifadede bulunmuş olursunuz, hem de insan aklıyla dalga geçmiş olursunuz..

Yorum Ekle
Yorumlar
zafer yılmaz

26.12.2018

üstadım kader ve kaza izahınız oldukca aydınlatıcı şahsım adına teşekkür ederim.tuik verilerine göre 2017 yılında 7 binin üstünde insan öldü.300 binin üstünde insan sakat kaldı.1miılyon 300 bine yakın trafik cinayeti oldu.basit hesapla 1000 liradan hesaplasak her cinayeti eski parayla 1 katrilyon 300 yüz milyar eder.istihdamı düşün.ölen insanları düşün.sakat kalan insanları düşün.ne yazılı basında ne görsel basında meydana gelen trafik cinayetinde şu kadar kişi öldü şu kadar kişi sakatlandı diye okumadım ve duymadım.hepsi trafik kazası olarak nitelendirildi.oysa bu cinayetlerin müsebbibi insan değilmi?rabbimizin verdiği aklı doğru kullanmassak sonuç bu oluyor.bu konuda ne okumuş yazmışlar,ne proflar,bilimciler,ne ilericiler,nede inandığını söyleyenler ne bir panel ne bir protosto eylemi yapıyorlar.yapamazlar çünki o cinayeti işleyenler ya kendileridir yada o cinayetlere sebeb olmuşlardı.kendimize dokunacağı için sesimizi çıkarmaz vah yazık olmuş der geçeriz.saygılarımla zafer yılmaz
Etem Akkaya

19.12.2018

Mükemmel bir yazı
Dürümiye / Lezzete Davetiye