TOPLUM LAYIK OLDUĞUNU İLLA Kİ BULUR

30.11.2018
Mustafa YILDIZ

Bir toplumun bilgi seviyesi ile genel kültür durumu hakkında bir kanaat sahibi olmak için, o toplumun ilgi alanına giren haberler, en çok izlenen sinema filmleri, azda olsa okuyucu bulabilen kitaplar ve yazarları, en tanınmış simaların hangi meslek gruplarına ait oldukları, hangi mesleklerin daha gözde olduğu hatta yapıların mimarisi gibi kriterler ile en çok tercih edilen sosyal aktivitelere bakılmalı.

Bunlar o toplumda yaşayan insanlar hakkında yüzde yüz olmasa bile, büyük oranda ip uçları vermede önemli göstergelerden bazıları olarak sıralanabilir.

Bir toplumla ilgili yapılan/yapılmış sosyolojik bir araştırma veya gözlemi baz alarak, o toplum hakkında mutlak bazı sonuçlara varmak, yanıltıcı olabilir.Ancak yapılan gözlem ve araştırmalara temkinli yaklaşmakla beraber, yine de anketlere dayalı art niyetsiz yapılan bu tür çalışmaların, bazı gerçekleri görmemiz/görebilmemiz açısından bizlere kısmen de olsa fikir verdikleri, bir kanaat oluşturdukları, bazı çıkarım ve tespitler yapma olanağı sağladıklarını da kabul etmek gerek.

Bir tespitte bulunmak için, “Ülke insanımızın acaba sosyal ve siyasal bilinç düzeyi nasıldır?” diye yapılan bir gözlem ve araştırma da; Ülkemizde en çok okunan gazetelerin başında magazin ağırlıklı haberlere yer veren gazetelerin ilk sıralarda olduğu, en çok seyredilen sinema filmlerinin ise içinde fazlasıyla galiz küfürlerin sarf edildiği komedi türü filmler ile işlenen konular itibariyle örf, adet ve ahlaki değerlerimizle örtüşmeyen pembe dizilerin geldiği, en çok okunan kitapların ise aşk ve özel hayata dair roman türü kitaplar olduğu görülmüştür. Buna karşın bilimsel bilgiler içeren kitapların oranının ise % 1’e dahi ulaşmadığı tespit edilmiştir.

Keza, 15-25 yaş arasında yapılan araştırmada ise; En fazla tercih edilen mesleklerin ise öncelikli olarak iş bulma olasılığı fazla olan, geliri yüksek meslekler olarak görülen futbolcu, ses sanatçısı, film artisti, mankenlik, tv programcısı gibi meslekler olduğu görülmüştür. Bunlardan sonra ise tıp, mühendislik vs.gibi uzun süreli eğitim yoluyla kazanılan meslekler sıralanmıştır. 

Aynı kişilere, “Peki bir ülkenin kalkınması, refahının artması, huzurunun sağlanması nasıl gerçekleşebilir?” diye sorulunca da % 95’ten fazla oranda insanımızın ekonominin istikrara kavuşması, fabrikalar açılması, üretim yapılması, istihdam alanlarının artırılması, bilim adamlarımızın dünya çapında icatlar yapması, yönetme görevinin dürüst ve ehil insanlara verilmesi gibi şartları sıraladıkları, bu sayılanları aynı zamanda kalkınmanın olmazsa olmazları olarak gördükleri dile getirilmiştir.

Oysa bu talepleri ve beklentileri dile getirenlerin “Magazin haberleri” okuyarak dedikodu ve gıybetle günü geçirdikleri, “Ne yapalım! gülüyoruz işte” diyerek seyrettikleri filmlerde sarf edilen küfürlerle “Ahlak, utanma, haya” gibi kavramların kendileri tarafından yozlaştırıldığı, gerçek dışı (İstisna olabilir) ve hayal ürünü olan roman okumayı kültürlü olmada yeterli görüp, o bilgilerle de aynı zamanda kendini bir “Entelektüel” ve “Aydın” olarak gördükleri, okudukları romanlardaki kahramanlar gibi yaşamanın hayallerini kurmaya başladıkları ve hayallerine ulaşamayınca da “Gayrı meşru” olana yönelmede sakınca görmedikleri, futbolcu ve artistlerin kolay yoldan zengin olduklarını duyunca veya gazetesinde okuyunca, o ışıltılı yaşama ulaşmak için artık her yolu “Mübah” ve “Hak” olarak görmeye başladıkları görülmüştür. Bundan dolayı da hayalperest insanların sayısında sürekli artışlar yaşanmıştır.

Bireylerinin büyük çoğunluğunda bu ruh hali olan bir toplumun temennileri doğal olarak hayali ve gerçekleşemez şeyler olarak tezahür edeceğinden, sadece konuşmaktan öteye geçemezler. “Artık sadece hamasi sloganlar atan/atacak bu toplumda peki bu beklentilerini kiminle ve nasıl gerçekleştirecektir?” sorusunu ise kimse üstlenmez artık. Çünkü, böylesi bir toplumda bu sorunun muhatabını da cevabını da bulmak zordur. 
Zira, ömrünün büyük bölümünü ilimle geçirerek ancak bir ünvan sahibi olmuş/olabilmiş kişi/kişiler aylık birkaç bin lira ile hayatlarını idame ettirmeye çalışırlarken, bir sanatçı veya dizi yıldızına ödenen ücreti, transfer dönemlerinde futbolcuların satışları ile ilgili konuşulan meblağları duyan gençler hayallerinde hangi mesleği canlandırırlar ?

Gençlerimizin hayal ve tefekkür dünyası nasıl teşekkül eder dersiniz?

Mesela, yirmi sekiz dil bildiği söylenen, binlerce kitabı olan dünya çapında bir ilim adamını ancak öldükten sonra kütüphanesini ülkeye bağışlayınca tanıma imkanımız oldu. (Prof.Fuat SEZGİN)

Oysa buna karşın bu ülkede Allah vergisi fiziği sayesinde sanatçı olan/olmuş, daha on sekizini bile doldurmadan ülkenin en çok kazananı ve en çok tanınanı olabiliyorken. Aynı mekanlarda yaşayan, uzun zaman ve büyük emeklerle ancak meslek sahibi olmuş/olabilmiş kişilerin sadece birkaç lira maaşıyla geçinmek zorunda kaldıklarını gören biri doğal olarak, kolayı dururken zora niye talip olayım demez mi? 

Üstelik yüksek kazancı olan biri ile asgari ücretlinin yaşam standardı arasında bu denli bariz uçurum varken, ülkede sosyal barıştan, adaletten, verimli olmaktan veya fırsat eşitliğindan bahsetmek ne kadar inandırıcı olur? Bu katmanlarda yer alanlar arasında sevgi, şefkat ve merhametin oluşması mümkün olur mu?

“Peki, gazete okunmasın mı?

Tv. izlenmesin mi?

Roman okunmasın mı?

Sanatçımız olmasın mı?

Bunu mu demek istiyorsun?” derseniz elbette hayır! 

Demek istediğimiz, anayasada mevcut “Fırsat eşitliği” ilkesi gereği herkesin emeğinin ve ürettiğinin karşılığını olabildiğince adilane alabilmesi için zemin müsait hale getirilsin! Hakem taraf tutmasın diyoruz. Belki bu sayede işini bilenler değil de, işi bilenler, kabiliyetine ve yeteneğine güvenenler, ehliyetli ve liyakatlı olanlar ön plana çıkmış olurlar.

Şayet arada uçurumlar olan bu çarpık ve adaletsiz gelir dağılımı bir şekilde düzeltilmez ve “Emek” değerini/karşılığını bulmaz da böyle devam edecek olursa, toplumun arz ve taleplerini sokak belirlerse, maalesef o toplumda yüksek idealleri olanların sayısı da her geçen gün azalacaktır. Hep az olacakları için de, onlarda daima geri planda kalacaklardır. 

Halbuki, kalkınmada nüfusunuzun çok olmasından ziyade, idealleri olan kalifiye eleman sayınızın fazla olması çok daha önemlidir. Tekraren diyoruz ki, şayet gelir kaynakları adilane paylaşılmaz, yaşam standartları birbirine yakın konuma gelmez/getirilmezse, o toplumda insanlar arasındaki sevgi ve dostluğu tesis etmek, toplumsal barışı sağlamak hayalcilik olur.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları