Terörizm ve İslamizm

28.05.2017
Akın ÖZÇER

Bugün klasik anlamda dünya savaşı yaşamıyoruz belki ama nerede olursak olalım herkesi her an savaşın içine çekebilecek, ölümle burun buruna getirebilecek yeni kuşak terör tehdidiyle karşı karşıyız. Siyasetçilerin söylemlerine bakılacak olursa, bu tüm ülkelerin karşı olduğu ve mücadele etmek için güçlerini bir araya getirdiği bir tehdit ama yıllardan beri alt edilemiyor.

 

Önceki akşam (24 Mayıs) Brüksel’de başlayan ve yazıyı kaleme aldığım sırada devam etmekte olan NATO Zirvesi’nde gündemin en önemli maddesini, Manchester Arena’daki son bombalı saldırının üzerinden sadece birkaç gün geçmiş olması nedeniyle terörizm ve terörle mücadele oluşturuyor. Washington ve Londra Zirve’de NATO’nun örgüt olarak Daesh (IŞİD/ Irak ve Suriye İslam Devleti) karşıtı koalisyonun tam üyesi olmasını savunuyor.

 

Başlıkta “terörizm ile İslamizm” sözcüklerini yan yana getirmemin nedeni Daesh’in “Selefi, cihatçı”, dolayısıyla “köktendinci İslamcı” bir terör örgütü olması. Aslında şiddet ve terörle dini bir akımın, Daesh ile İslamcılığın yan yana gelmesi doğru değil. Virginia Wesleyenne Üniversitesi’nde görevli Fransız Profesör Alain Gabon, çift dilli Middle East Eye’de önceki gün (24 Mayıs) yayımlanan “terörizmin çoğunluğu ne Batı’da ne Orta Doğu’da İslam’la ilgili değil” (La majorité du terrorisme n’est pas islamique, ni en Occident ni au Moyen-Orient) başlıklı yazısında bu yanlışa parmak basıyor.

 

Profesör Gabon “terörizmle İslamizm ’in bugün neredeyse sinonim olarak kullanıldığını, ama dünyada meydana gelen terör eylemleri analiz edildiğinde, çoğunun dinleri adına hareket eden Müslümanlar tarafından” gerçekleştirilmediğini savunuyor.  Gabon’a göre, gerek bilimsel çalışmalar gerek FBI ve Europol gibi resmi kuruluşların istatistikleri özellikle Batı toplumlarında sivillere yönelik terör eylemlerinin sadece küçük bir bölümünün “İslamcı” veya “Cihatçı” sıfatını taşıyan teröristler tarafından yapıldığını gösteriyor. Bu bağlamda, ABD ile Fransa bir kenara bırakılırsa, 1 milyar nüfusa sahip 38 Batı ülkesinde 11 Eylül’den bu yana toplam 120 kişinin cihatçı teröristlerin kurbanı olduğuna dikkat çekiyor.

 

ABD ve 11 Eylül 

 

Maryland Üniversitesi’nin Global Terrorism Database’i esas alındığında, 11 Eylül bir tarafa bırakılırsa, ABD topraklarında 1980-2005 arasında gerçekleşen eylemlerin sadece yüzde 6’sı “İslamcı” teröristlerin imzasını taşıyor. Geri kalan terör eylemleri ise Hristiyan, Musevi aşırı Solcu ya da Sağcı, ayrılıkçı, egemenlikçi gruplar tarafından gerçekleştirilmiş bulunuyor.

 

ABD gizli servislerine göre 3 bin kişinin ölümüne yol açan 11 Eylül’ün sorumlusu yaşamını yitirmiş Usame Bin Ladin’e bağlı El Kaide mensubu 19 terörist. Bu korkunç terör eyleminin Amerikan halkına verdiği zararın tartışılacak bir yönü yok. Ama Profesör Gabon geçen yıl (1 Mart 2016) yayımlanan bir başka yazısında 11 Eylül’den yarar sağlayanın, cihatçı teröristler değil, 2003’te Irak’ı işgal eden ABD olduğuna, işgalin Irak devletini tümden yıkması bir yana 3 binden çok, çok fazla, yüzbinlerce kişinin ölümüne yol açtığına dikkat çekiyor. Dolayısıyla cihatçı terörizmden söz ederken 11 Eylül’ü apayrı bir yere koymakta yarar var.  

 

Bataclan katliamı Avrupa’nın en kanlı terör eylemi değil

 

Başta belirttiğim gibi, Avrupa’da da ABD’dekine benzer bir tablo var. Avrupa Birliği coğrafi bölgesi esas alındığında, örneğin 1970-2016 döneminde, “İslamcı” olarak nitelenen terör eylemlerinin, kurban sayıları bakımından, sadece dört yıl ilk sırada yer aldıkları görülüyor.

 

Anımsanacağı gibi, 11 Mart 2004’de metro ve banliyö trenlerine yönelik Madrid’deki saldırılarda 192 kişi hayatını yitirmişti. Bu saldırıları dönemin Aznar hükümeti ayrılıkçı Bask terör örgütü ETA’ya mal etmek istemiş, ETA bu suçlamayı kabul etmemiş, sorumluluğu daha sonra El Kaide’ye bağlı bir örgüt üstlenmişti.  

 

7 Temmuz 2005’te bu defa Londra metrosunda meydana gelen bombalı eylemlerde 56 kişi ölmüş, Madrid’de olduğu gibi başta saldırıların arkasında IRA’nın olduğundan kuşkulanılmış ama daha sonra Birleşik Krallık vatandaşı radikal İslamcıların bulunduğu anlaşılmıştı.

 

2015-16’da Charlie Hebdo katliamıyla başlayan radikal İslamcı terör, 130 kişinin can verdiği 11 Kasım (2015) Paris, 22 Mart (2016) Brüksel Zavantem Havalimanı ve 14 Temmuz Nice La Promenade des Anglais saldırılarıyla devam etmişti.  

 

Profesör Gabon, söz konusu dönemde AB alanı dâhil Eski Kıta’nın en kanlı terör eyleminin 17 Temmuz 2014’te Ukrayna’da Rus yanlısı ayrılıkçılıkların Malaysia Airlines yolcu uçağını misille düşürmeleri olduğunu anımsatıyor. Düşen uçakta bulunan 300 kişiden kurtulan hiç olmamıştı.

 

Alain Gabon ayrıca söz konusu dönemde Avrupa’da ETA ve IRA gibi etnik/kültürel ayrılıkçı terörist örgütler başta olmak üzere, Anders Breivik gibi aşırı Sağcı, aşırı Solcu ya da Hristiyan kişi ve grupların işlediği cinayetlere ve gerçekleştirdiği katliamlara dikkat çekiyor. 

 

Orta -Doğu’nun eli en kanlı teröristi Esat

 

Profesör Alain Gabon, cihadizmin dünyada en etkin olduğu bölge olan Orta-Doğu’da da terörün ana kaynağı olduğuna ilişkin görüşlerin doğru olmadığını söylüyor. Bölgede en çok kan dökenlerin, El Kaide, El Nusra veya Daesh değil, laik ya da Allah ya da herhangi bir halife adına hareket etmeyen hükümetler olduğunu belirtiyor. Bugün Orta-Doğu’da en çok kan döken teröristin Rusya ve İran’ın koruması altındaki Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat olduğunu vurguluyor.

 

Esat’ın aslında dehşet yaratma ve işkence uygulamada, çocuk cinayetleri ve işkencelerinde Daesh’i geride bıraktığına dikkat çeken Profesör Gabon, bu görüşünü geçen yıl Nisan ayında İnsan Hakları aktivistleri ve avukatlarınca ülke dışına sızdırılan binlerce belgeye dayandırıyor. İnsanlığa karşı işlenen suçlar konusunda ABD’yi temsil eden Büyükelçi Stephen Rapp’ın bu belgelerin Esat’ın işlediği suçları en net şekilde ortaya koyduğunu belirttiğinin altını çiziyor.

 

Bölgede Esat’tan önce bu konudaki şampiyonluğu Saddam Hüseyin’in bulundurduğuna işaret eden Profesör Gabon, Irak diktatörünün de yaklaşık 200 bin muhalifini yok etmenin yanı sıra, İran’a açtığı savaşta yüzbinlerce İranlıyı ve Halepçe’de kullandığı kimyasal silahlarla bir o kadar da Kürdü katlettiğine dikkat çekiyor. Saddam’ın da Esat gibi İslamcı olmadığını, tam aksine ikisinin de laik nitelikli Baas hareketinin içinden geldiğini vurguluyor.  

 

Alain Gabon bu alt başlık altında Mısır’ın darbeci Devlet Başkanı Abdül Fettah El Sissi’yi de unutmuyor. Sissi’nin askerlerinin demokratik olarak seçilmiş Devlet Başkanı Muhammed Mursi’nin taraftarı Müslüman Kardeşler’den binlercesini bir gün içinde öldürerek dehşet ve terörde rekor kırdığını hatırlatıyor.

 

Devlet terörünün Batılı işbirlikçileri

 

Profesör Alain Gabon bu alt başlığı taşıyan yazısının son bölümünde, ABD ve Fransa “Kahire Kasabı’nın” siyasi ve askeri müttefiki olduğuna ve rejimini silahlandırdığına göre, Esat ve destekleyicisi Putin’in yanı sıra, Obama ve Trump’ın, ayrıca Hollande ve yakında Macron’un da devlet teröristleri oldukları sonucuna varmanın mümkün olduğuna dikkat çekiyor.

 

Laf devlet terörizmine gelmişken İsrail’den söz etmemenin mümkün olmadığına işaret eden Profesör Gabon, “ırkçılar ve dini aşırılar tarafından yönetilen bu haydut devletin (rogue state) terörizmi bir hükümet etme biçimi haline getirdiğini” söylüyor. İşgal altındaki yerlerde erkek, kadın, çocuk, yaşlı, binlerce sivilin katledildiğini, hastanelerin bile bombalandığını hatırlatıyor.

 

Sonuç olarak, Batılı siyasetçilerin en kötü teröristlerin Daesh, El Kaide ve Boko Haram gibi, İslamcı, cihatçı teröristler olduğuna ilişkin söylemlerinin “kandırmaca” olduğunu vurgulayan Profesör Gabon bu yazısında, pek çok yazısında olduğu gibi, terör denilince akla önce devlet terörünün gelmesi gerektiğini savunuyor.

 

Gabon’un yazısı son dönemde sadece Middle East Eye ’da değil, ana akım Batı medyasının genelinde rastladığım konuyla ilgili analizlerin belki de en objektifi. Biraz sivri dilli belki ama komplo teorilerine itibar etmeden gözlediğimiz, nedenini aradığımız çelişkileri dile getiriyor.

 

Bugün klasik anlamda dünya savaşı yaşamıyoruz belki ama nerede olursak olalım herkesi her an savaşın içine çekebilecek, ölümle burun buruna getirebilecek yeni kuşak terör tehdidiyle karşı karşıyız. Siyasetçilerin söylemlerine bakılacak olursa, bu tüm ülkelerin karşı olduğu ve mücadele etmek için güçlerini bir araya getirdiği bir tehdit ama yıllardan beri alt edilemiyor. Gabon’un belirttiği gibi, kimileri tarafından siyasi bir araç olarak kullanıldığı için olasılıkla. O bakımdan terörizmi “İslamizm” gibi, başına bir sıfat, sonuna “izm” takısı ekleyerek bir dini inançla yan yana getiren siyasetçilere kuşkuyla bakmak durumundayız.            

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları