Atasoy Müftüoğlu / Tekbenci spekülasyonlar
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Tekbenci spekülasyonlar

14.11.2016

Atasoy Müftüoğlu/Tekbenci spekülasyonlar Atasoy Müftüoğlu

İslam'ın bütün iktidar alanlarından çekilerek, kamusal alan dışında, göreli ve tabi bir konuma, içsel dindarlık konumuna yerleştirilmesiyle birlikte, Müslümanlar, İslami düşünce/kültür/ilahiyat hayatı, Avrupa modeli bir dindarlık tanımına, algısına, yaklaşımına ve pratiğine bir şekilde ikna edildiler. Bu durum, eksiksiz sömürgeci bir dayatmanın sonucu olarak ortaya çıktı. Cumhuriyet Türkiyesine dayatılan militer/militan/otoriter seküler düzen, yeni ulus-devletin kendi tercihi olmaktan çok, modern/Avrupa tarihiyle doğrudan ilgili, daha büyük tarihsel bir sürecin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Böyle bir değerlendirme, Cumhuriyet tarihinin “milli” bir tarih olarak kurgulanmadığına da işaret eder. Her alanda Avrupa'nın kopyalanmasını esas alan bir girişimin, bir projenin İslami olan'a, milli ya da yerli olana imkan tanımayacağı açıktır. Hangi ülkede olursa olsun, her tür bağımlılık, kopya ve taklit, sömürgeci ilişkilere açık olmayı gerektirir.


POPÜLİST STRATEJİLERİN DIŞINA ÇIKMALIYIZ

Ulusal ve seküler kavram ve kurumların belirleyici, tayin edice olduğu toplumlarda, bu kavram ve kurumlar, dışsal-kamusal Müslümanlığı/dindarlığı imkansız kılıyor. Bu nedenle, Müslümanlar kamusal alanda vatandaş-yurttaş olarak hayatlarını sürdürürlerken, özel-vicdani alanda Müslüman kalmaya çalışıyor. Toplumlarımızda laiklik, sürekli bir gerilim-çatışma kaynağı haline geldiği için, maruz bırakıldığımız her tür sömürgeci dayatmayı/ilişkiyi, kapitalizmi/liberalizmi/sekülerizmi/demokrasi'yi, maruz kalan toplulukların psikolojisi içerisinde değil, gönüllü olarak kabul eden toplulukların psikolojisi ile karşılıyoruz. Bu psikoloji, sömürgeci dayatmaları/ilişkileri/yapıları, yüzleşilmeleri gereken, hesaplaşılmaları ve reddedilmeleri gereken bir sorun olmaktan çıkaran bir toplumun psikolojisidir. Sözünü ettiğimiz psikoloji ya da sosyoloji, İslami anlamda özne olma mücadelesini de hayati bir sorun olarak görmüyor, yerleşik kabullerle uzlaşmanın yolunu seçiyor. Düşünce hayatımız, kültür hayatımız, ilahiyat hayatımız, İslami bilginin/dilin/modelin hiç bir ontolojik güvencesi olmadığını ya farketmiyor; farkediyorsa eğer, bu ontolojik güvenceyi sağlayabilecek bir mücadeleyi göze alamıyor. Popülist stratejilerin sınırları dışına çıkmayı düşünmüyoruz. İçerisinde yaşadığımız dönemde görüldüğü üzere, istikrarsızlık/belirsizlik dönemlerinde ahlaki fikirlerin yerini, çıkarlara dayalı, konjonktürel, ulus-devletçi fikirler alıyor. Bunalım/kriz dönemlerinde, her ulus devlette, Müslümanlar hiç bir ahlaki konuma ihtiyaç duymayan tekbenci spekülasyonlara başvurmakta hiç tereddüt etmiyor. Her ülkede, İslami yapılar siyasal mevcudiyetleri olmayan, söylemsel yapılara dönüşüyor, İslami bağlılıklarımız, melankolik bağlılıklar olarak kalıyor. Gelenekselcilikle, muhafazakarlıklarla, sağcılıklarla malül Müslüman zihin dünyası tarihsel sorgulamalara açık değil.


BİR DÖNEM BİLİNCİNE İHTİYACIMIZ VAR

Yukarıdan aşağıya, tepeden inme sekülerleşme yoluyla, İslam hukukunun, medeniyetinin, kültürünün, tarihinin bütün unsurlarıyla, bütün kavram ve kurumlarıyla tasfiye edildiği, toplumun bu yolla İslam'dan arındırıldığı, İslamın kendisinin değil, ancak, sembollerinin temsil ve ifade edilebildiği, İslamın, temel-merkezi referans çerçevesi olmaktan çıkarıldığı, İslama toplumsal birlik ve bütünlüğü sağlayan bir araç gözüyle bakıldığı, ekonomik/politik/hukuki her tasarrufun Avrupa referansları temelinde şekillendirildiği bir toplumda, Müslümanların, İslami düşünce/kültür/ilahiyat hayatının, bütün merkezi/hayati/varoluşsal sorunları yok sayarak, bu sorunlar hiç yokmuş gibi davranarak, sadece “mezhep” sorununu tartışıyor, konuşuyor, gündemde tutuyor olmaları çok büyük, çok derin ve amansız bir bilinç/idrak/algı bunalımıyla karşı karşıya bulunduğumuzu gösterir.


Hangi eğilim içerisinde olursak olalım, hangi yorum ve yaklaşım biçimini temsil ediyor olursak olalım, Müslümanlar olarak bugün, neyin bilincinde olmamız gerektiğine dair, bir dönem bilincine sahip olmamız gerekir.


Batılı modelin, dünya görüşünün ve Batılı referansların küreselleştiği, küreselleştirilebildiği, bu modele, bu referanslara ve dünya görüşüne dayalı kültürel politik ayrımcılıkların yapıldığı, yayıldığı bir dünyada, Müslümanların bu tür sorunlar karşısında sessiz/kayıtsız kalarak, yalnızca “mezhep” saplantıları etrafında yoğunlaşmalarını anlayabilmek, açıklayabilmek hiç bir şekilde mümkün olamaz. İslamın evrenselciliği bir yanda tahakküm üreten emperyal laiklik projesi ile etkisiz-işlevsiz hale getirilirken, bir diğer yanda da, bu evrenselcilik etnik mezhepçi bağnazlıklar/patolojiler yoluyla etkisiz-işlevsiz hale getiriliyor. Modern zamanlar boyunca ve günümüzde, ideolojik/politik/ekonomik/kültürel ihtiraslar ve tahakküm adına, bütün modern-seküler kavramlar sınırsız bir biçimde istismar edildi. Bugün, emperyalist/sömürgeci/ırkçı/kolonyalist işgal ve istilalar, yıkımlar, katliam ve soykırımlar, bütün ideolojik ve ırkçı kötülükler/bayağılıklar, büyük insanlık suçları, bu kavramlar istismar edilerek gerçekleştiriliyor.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları
Kaya Giyim / Kalitede öncü giyim dünyası
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05