12 Aralık 2019 Perşembe •

18 NİSAN 1996 KANA KATLİAMI ÜZERİNE

17.04.2019
Süleyman ARSLANTAŞ

18 NİSAN 1996 KANA KATLİAMI ÜZERİNE / Süleyman ARSLANTAŞ

İsrail’in tarihi aslında katliamlar tarihidir. İsrail bir devlet olarak kurulmazdan önce de, kurulduktan sonra da katliamcı-katil kimliğinden hiç vazgeçmemiştir. Aslında bu kimlik güvensizlik, korkaklık kimliğidir. Ya da eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora’nın ifadesiyle; ‘’ İsrail savaş suçu işliyor, İsrail Amerika’nın suçlu yüzüdür.’’ Avrupa, batı dünyası bu kimliği tespit ettiği için, bünyesindeki özellikle Siyonist karakterli Yahudileri atmak için Osmanlı sonrası İsrail Devleti’ni tasarladı. Bunun ilk adımını da İngiltere attı.

İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour 1917’de yayınladığı bir deklarasyonda İngiltere yönetiminin Filistin topraklarında bir Yahudi devletinin kurulmasını onayladığını ve bunun için yardımcı olacağını Siyonist kongreye duyurdu.

Filistin,Ortadoğu, İslam dünyası sahipsiz kaldı.

Meydanı küresel güç odaklarının yeni tetikçileri olan Siyonistler doldurdu.  2.dünya savaşı bahane edilerek başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden Filistin topraklarına Yahudi göçü başladı. İzzettin el-Kassam ve dönemin Kudüs müftüsü Şeyh Hüseyni gibi zatların önderlik yaptığı direniş örgütleri de, gerek Osmanlı sonrası ve gerekse de 2.dünya savaşı sonrası mücadelede yetersiz kaldılar. Zira Bilad-ı Şam topraklarındaki yönetimler neredeyse bir koltuk uğruna her şeylerini feda ettiler. Elbette bunların da başını Şerif Hüseyin’in oğulları çekti..

2. Dünya Savaşı’nın tek galibi olan Amerika bilhassa Yalta sonrası (5-11 Şubat 1945) İngiltere’nin hakim olduğu tüm uluslararası yapılanmaları neredeyse lağvederek kendi istemleri doğrultusunda yeni yapılanmalara yöneldi. Bu bağlamda İngiltere’nin kontrolünde olan Cemiyet-i Akvam’ın yerine Birleşmiş Milletler teşkilatını kurdu. İşte bu teşkilat Kasım 1947 de almış olduğu bir kararla ( 181 sayılı BMGK Kararı) Filistin topraklarında iki devletli bir çözüm önerisini kararlaştırdı. Nitekim adı geçen karar doğrultusunda 14 Mayıs 1948 de İsrail Devleti kuruldu.

Elbette İsrail’in katliamcı kimliği bugüne has bir kimlik değil. Siyonist bir devlet kurulmazdan önce de katliamcılar işbaşındaydı. İsrail’in ilk kurucu Başbakanı David Ben Gurion ‘dan Menahem Begin’e, Moşe Dayan’dan, İzak Rabin’e, Şimon Peres’ten Ariel Şaron’a ve en genelde Theodor Herzl’den Netanyahu’ya kadar gelip-geçmiş tüm İsrail yöneticileri gözlerini kırpmadan katliam yapmışlardır. Birkaç örnek vermek gerekirse 22 Temmuz 1946 da İRGUN Örgütü’nün Kudüs’te Kral Davud Oteli’ne düzenlediği suikast girişiminde 96 kişi can verdi. Bu katliamın başrolünde olanlardan birisi de Rus Yahudisi İzak Şamir’di. Aynı örgüt 1948 de DEİR YASİN Köyü’nde 254 Filistinli’yi katletti. Safsaf Köyü ve El-Halil’e bağlı Davayima Köyü’nde aynı gün (29 Ekim 1948) 150 Filistinli’yi kaydetti. Keza 19 Şubat 1973’de Libya Havayolları’na ait bir yolcu uçağını içerisinde bulunan 107 yolcu ve mürettebatı ile düşürdü. 1982 de katil Şaron’un komutasındaki Falanjistler Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında gerçekleştirdikleri katliamla görgü tanıklarının ifadesine göre 2000 kişiyi katlettiler.

Yine 1996 da Kana mülteci kampında çoğu çocuk olmak üzere 109 Filistinli’yi öldürdüler. 2002’de Cenin’de İsrail ordusu 1300 sivili katletti. Hasılı İsrail’in dünden bugüne tarihi hep katliamlarla doludur.

Neredeyse İsrail’in kurucu liderlerinden bugünkü liderleri Netenyahu’ya kadar gelip-geçmiş tüm liderlerinin eli kanlı.

Bu bağlamda neredeyse Arap yönetimlerinin hepsinin eline de bu kan bulaşmıştır. Şu anda da Gazze başta olmak üzere gerçekleştirilen tüm saldırı ve katliamlarda başta Mısır, BAE, Suud-i Arabistan gibi ülke yöneticilerinin önemli bir kısmı bu vebale ortak olmuşlardır. Bunlardan Sisi, Ürdün Kralı Abdullah, Muhammed b. Zayed, Muhammed b. Selman, Muhammed b. Dahlan katliamcıların yanında durarak tarihteki yerlerini almışlardır!..

Takvimlerin 18 Nisan 1996’yı gösterdiğinde Lübnan’ın Kana Köyü’nde ve üstelik Birleşmiş Milletler gözetimindeki mülteci kampına İsrail Hava Kuvvetleri saldırı gerçekleştirerek çoğu çocuk 109 Filistinli’yi öldürdüler. Bu katliamın altını iki kez çizmemin nedeni adı geçen kamp BM korumasında olan bir kamptı.

Tıpkı Bosna’nın Srebrenitsa yerleşim yerinde 11 Temmuz 1995’de BM gözetiminde Sırp katillerinin gerçekleştirdiği katliamda da bahsi geçen kent BM’nin güvenli bölge ilan ettiği 6 yerden birisiydi.

BM koruması altında olan Kana ve Srebrenitsa gibi yerlerde sivillere yönelik saldırı ve katliamlar aslında BM vb. kuruluşlara itibar edilmemesi gerçeğini de ortaya koymaktadır. Adı geçen saldırı sonrası BM genel sekreteri Butros Gali’nin askeri danışmanı general Frenk Von Koppen hazırladığı bir raporda; ‘’ İsrail ordusunun Kana’daki BM kampına sığınan mültecileri öldürmek için bilinçli olarak saldırı düzenlediği’’nin altını çizdi (Yenişafak 5 Mayıs 1996).

Kim ne derse desin,hangi kuruluş kınama kararı alırsa alsın ,BM hangi kararı verirse versin İsrail başından beri bildiğini okumaktadır. Ve bugüne kadar BM’nin hiçbir kararını uygulamadı.

Soru şu: İsrail’in bu saldırganlığı, katliamları nereye, ne zamana kadar sürecek ?

Bizlerin, Müslümanların her şeye rağmen Yahudi halkı ile Siyonistleri ayrı ayrı görmemize rağmen, İsrail halkı sürekli tercihlerini katillerden yana kullanıyor.

Bu gerçekten üzücü bir sonuç. Nitekim Netenyahu bu son seçimde de ( 9 Nisan 2019) İsrail halkının tercihine mazhar oldu! ABD’nin yanı sıra arap dünyası da Netenyahu’nun seçilmesinden hoşnut gözüküyor. Hizbullah’ın hiç sesi çıkmıyor. Suriye’de halkını katleden Beşer Esed’e destekte cesur olan Nasrallah aynı cesareti İsrail’e karşı göstermiyor. Oysa devrim lideri İmam Humeyni devrimden hemen sonra Baalbek merkezli Hizbullah örgütünü kurarken; Mescid-i Aksa’nın, Filistin’in, Filistinliler’in istiklali ve istikbali için kurdurmuştu. Adı geçen örgüt İsrail’in korkulu rüyası idi. Nitekim korktuğu Temmuz 2006’da başına da geldi. İsrail-Hizbullah Savaşı’nda İsrail ecel terleri döktü. Çok övündüğü kurşun geçirmez merkava tankları Hizbullah’ın kurşunlarıyla delik deşik edildi.

Mustafa Çamran, Kudüs, Mescid-i Aksa uğruna şehid olmuştu. İmad Muğniyye ve arkadaşları Kudüs uğruna şehid olmuşlardı.

İmad’ın annesi bu uğurda başka şehid olacak oğlu kalmadığı için gözyaşı dökmüştü. Zira İmad, annesinin 3. ve son oğluydu. Şeyh Said Şaban, Şeyh Fadlallah, Şeyh Mahir Hammud, Fethi Şikaki, Ebu Cihad, Havetme ve diğerleri bunların mücadele izini sürecek kimse kalmadı mı?

İran’ın dini lideri Hamaney ihraz ettiği makamın hakkını veriyor mu? Sizden önce o makamın sahibi olan Humeyni; ‘’ Her Müslüman bir kova su dökse İsrail’i sel götürür.’’ diyordu. Sizin bu uğurda söyleyecek bir sözünüz var mı?

Beşar Esad’ı bağrınıza batığınız gibi siyonizmle, işgalcilerle mücadele eden mücahitleri de bağrınıza basıyor musunuz?

Unutmayın, unutmayalım, kimse unutmasın. İsrail’in saldırganlığının, katliamlarının arkasında bizim dağınıklığımız, korkaklığımız, Humeyni’nin ifadesiyle ‘’tevhidde vahdet’’ ten uzak oluşumuz vardır. Unutmayalım inananlar mutlak üstündürler. 

Bu Yüce Allah’ın tanımlamasıdır. Yine unutmayalım Yüce Allah, babasının kucağında siyonist kurşunları ile şehid olan Ahmed ed- Durra’nın da Kana köyünde katledilen 47 çocuğunda hesabını bizden de soracak.

İsrail 1948’den beri adım adım topraklarını genişletiyor. Önce Batı Kudüs, sonra Doğu Kudüs, ardından Golan tepeleri, şimdi de Batı Şeria’daki işgal ettiği toprakların ilhakı. Ya sonrası? Sonrası arz-ı meud – vaat edilmiş topraklar. Peki, İslam dünyası ne yapıyor? Yapmaması gerekenleri yapıyor, yapması gerekenleri yapmıyor. İsrail ve onun arkasındaki güç odakları da cesareti buradan alıyor. Bu vurdumduymazlık böyle giderse daha nice kana, Sabra ve Şatilla, Gazze katliamlarına şahit olacağız. (17 Nisan 2019)

Yorum Ekle
Yorumlar
Y Karakan

18.04.2019

1985 deki sözlerizle şimdiki sözleriniz birbirini tutmuyor
Ayten Durmuş

17.04.2019

İslam dünyası ne yapıyor? Yapmaması gerekenleri yapıyor, yapması gerekenleri yapmıyor. İşte bu husustaki bütün meselemiz bu. Müslümanım diyenler o kadar parçalandı, o kadar birbirine düşman oldu, o kadar çok birbirini öldürüyor ki tüm düşmanlarımız rahat ediyor, rahat uyku uyuyorlar. ABD ve İngiltere, Filistin topraklarında bir işgal devletine karar verdiklerinde tabi ki bunun sel gibi akan kana sebep olacağını biliyorlardı. Bu sebeple ABD ve tüm Batı, işgal devletinin yaptığı şeyleri hiçbir zaman görmediler. Görmeyecekler de. Acaba topyekun İslam dünyası, tüm bunları ve İslam topraklarının tamamında olanları ne zaman doğru ve yeterli bir şekilde görecek ve millet ve devlet olarak üstlerine düşeni yapacaklar? Asıl sorunumuz zalimlerin ne yaptığı değil, topraklarımıza uzun zamandır çöreklenmiş olan zulmün ve zalimin karşısında bizim, biz Müslümanların ne yaptığımız ve ne yapmadığımız. İslam dünyası, yapması gerekenleri yapmayıp yapmaması gerekenleri yapmaya devam ettiği sürece; başına gelmemesi gereken her şey gelecek, 'İman ediyorsanız üstünsünüz.' ayeti başta olmak üzere ona vaat edilen hiçbir şeye de ulaşamayacaktır. Dünyanın sanal cennetini kendilerine 'vaat edildi' sandıkları topraklar üzerinde kurmak için her şeyi göze alanların karşısında, gerçek cennetin talipleri de her şeyi göze almadan en küçük bir başarıdan söz edilemez. Vatan, vatanı için ölebilenlerin hakkıdır. Herkes, 'şerefi ve izzeti kimin yanında arıyorsa' burada olduğu gibi ötede de onlarla haşrocaklardır. Kişi sevdiği ile beraberdir, bunu biliyorduk. Allah'ı, Elçisi'ni, İslam'ı, vatanını ve milletini sevenler, küfrün saflarında duramazlar, durmamalıdırlar. Bizi hüzne boğan yazısı vesilesiyle duygu ve düşüncelerimizin tercümanı olan muhterem Süleyman Ağabeyime selam ve hürmetler ederim.
ferahnaz karakan

17.04.2019

sizi tanıyamıyorum? -tanımıyorum.
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ