SUDAN’DA YAŞANANLAR BİR DEVRİM DEĞİL GEÇİM KAVGASIDIR

03.01.2019
Doç. Dr. Enver ARPA

Geçim kavgaları; genellikle öfke dolu ve şiddetli olur; ağır hasarlar bırakır ama arzulanan sonucu almazlar. Bunun başlıca sebebi bu kavgaların genellikle bir stratejiden ve üzerinde konsensüs sağlanmış bir liderlikten yoksun olmalarıdır. Arap Baharı olarak isimlendirilen sürecin en aldatıcı yanı kanaatimce isimlendirmesinde yaşandı. Çıkan gösterilere gereğinden fazla umut bağlandığı için bu süreç, alelacele yeniden dirilişin sembol kavramı olan “Bahar” ismiyle tanımlandı. Çıkan isyanların, bu baharı yaşatacağı, umutları yeşerteceği varsayıldı. Ancak arzulanan olmadı ve bahar adeta fırtınalı bir kışa dönüştü.

Geniş tabanlı olsalar da halk hareketleri eğer hikmetli bir liderlikten yoksunsa hedefe ulaşmaları zordur. Zira belli bir amaç etrafında birleşmeyen ve yönlendirilmeyen başına buyruk toplulukların başarı şansları yoktur. Arap baharı ülkelerinde ortaya çıkan hareketlerin kısa sürede bir kaosa dönüşmesinin başlıca sebebi de geniş kesimlerce kabul gören bir liderlikten yoksun olmalarıdır. Çıkan isyanlar, planlanmış fikrî bir zemine sahip değildi. Olaylar bir organizasyonun veya stratejinin ürünü değildi. İnsanları sokağa döken yegâne saik uzun zamandır maruz kaldıkları yoksulluk, sefalet ve diktatöryel yönetimin yarattığı öfkeydi. Yoksulluktan ve kaynakların gayrı adil dağılımından doğan öfke, o muazzam kalabalıkların tek ortak paydasıydı. Diğer bir tabirle insanları isyana sevkeden saik ekmeklerinin giderek küçülmeye başlamasıydı.

Arap Baharı, arzu edilen dönüşümü sağlamadığı gibi bazı ülkelerde statükoyu daha da güçlendirmeye yarayan bir sürece evrildi. Yaşanan öfkenin azameti eski yönetimleri tahtlarından indirmeye yetmişti. Ancak bu yönetimler yerini kaybedince isyanların başlamasında fazla bir rolü bulunmasa da çeşitli örgütsel yapılanmalar meydana inerek bu eylemleri kendi amaçları doğrultusunda manipüle etmeye çalıştılar. Bu yapılanmaların önemli bölümü dini gruplardan oluşuyordu. Bu grupların her biri kendi düşüncelerini hakim kılma çabasına girince gösteriler günümüzde yaşanmakta olan sürece doğru bir mecraya sürüklendi. Böylece Arap Baharı olarak isimlendirilen süreç, etkisi daha yıllarca sürecek bir kaosa dönüştü. Mısır’da statüko aldığı uluslararası destekle tahtını daha da sağlama aldı. Libya, Yemen ve Suriye ise gruplararası bir iç savaşa mahkum oldu. Gelinen aşamada bu ülkelerin halkları, süreç öncesi dönemden çok daha kötü şartlara mahkum olmuş bulunmaktadırlar.

Benzeri isyan hareketlerinin günümüzde diğer bazı Arap ülkelerinde yeniden tertiplenmeye çalışıldığına şahit oluyoruz. Sudan başta olmak üzere, Tunus, Fas, Libya, Lübnan, Irak, Ürdün ve Cezayir'de halk yine sokaklara dökülmüş bulunmaktadır. Özellikle Sudan’da gösteriler neredeyse ülkenin tamamına yayılmıştır.

Sudan öteden beri hedefte olan ülkelerden biridir. Arap Baharı sürecinde de çeşitli provokasyonlara maruz kaldı ancak halkı bu oyuna fazla gelmedi. Gösteriler sınırlı kaldı ve bir süre sonra sonlandı. Ancak bu defa halkın öfkesini dindirmek zor gibi görünüyor. Sudan halkı 1956 yılında elde ettiği bağımsızlığından bu yana neredeyse tüm yaşamını savaş ortamında geçirdi. Araplar ve yerliler arasında uzun yıllar süren Kuzey Güney savaşlarında binlerce insan hayatını kaybetti. Ancak ülke yine de bölünmekten kurtulamadı. Afrikalı yerlilerin ağırlıkta bulunduğu ülkenin Güney bölgesi ayrılarak ayrı bir devlet kurdu. Herkes Güneyin ayrılmasıyla birlikte Sudan’ın savaş ortamından çıkacağını ve ülke kaynaklarının kalkınmaya tahsis edileceğini ve bir nebze de olsa refahın sağlanacağını düşünüyordu. Ancak beklenen olmadı ve ülke ekonomisi daha da kötüleşmeye başladı. Zira ülkenin en önemli gelir kaynağı olan petrolün yaklaşık % 70’i Güney bölgesinde kaldı. Sudan temel tüketim maddelerinin bir kısmı da dahil olmak üzere dışa bağımlı bir ülkedir. Ürünlerin neredeyse tamamı Çin ve diğer ülkelerden ithal edilmektedir. Yıllık yaklaşık 9 milyar dolar civarındaki ithalatına karşılık ihracatı 5 milyar dolar civarındadır. % 50’ye yakın bir ticaret açığı bulunan Sudan dövizdeki bu açığından dolayı büyük bir döviz ihtiyacıyla karşı karşıyadır. Sudan’ın bölündüğü 2011 yılında bir dolar 15 cüneyh civarında iken günümüzde 70 cüneyhe kadar çıkmış bulunmaktadır. Yaşanan devalüasyon sebebiyle başta ekmek ve akaryakıt fiyatları olmak üzere tüm ürünlere büyük oranlarda zam yapılmış bulunmaktadır.

Gösterilerin başlamasını tetikleyen husus ise ekmeğe % 200 zam yapılması oldu. Diğer zamlardan dolayı uzun zamandır biriken öfke, ekmeğe yapılan bu zamla sokağa taştı. Başta Atbere, Dongula ve Portsudan gibi şehirlerde başlayan gösteriler kısa sürede pek çok eyalete sıçradı. Kızgın kitleler, iktidar partisinin binalarını ateşe vererek yakıp yıkmaya yöneldiler. Çıkan çatışmalarda 20’nin üzerinde insan hayatını kaybetti. Emniyet güçlerinin ısrarla yemin ederek halka ateş açmadıklarını dile getirmesi, gösterilere provokasyon karışmış olma ihtimalini de gündeme getirmektedir. Gösteriler, şiddeti düşmüş olmakla birlikte hâla devam etmektedir. İsyancılar, hükümet binalarını hedefe koymuş bulunmaktadırlar. Ordu ve Emniyet teşkilatı hükümetten yana tavır koymuştur. Buna karşılık meslek grupları ve muhalefet partileri eylemlere destek çıkmaktadırlar. Ülkenin iki büyük kabilesi Ca’lîye ve Şaygiyye kabileleri gösterilere katılmamaktadır. Darfur bölgesindeki Fur kabilesiyle Zegava kabileleri öteden beri muhalif cephede yer almaktadırlar.

İsyanların bir sonuca ulaşması zor bir ihtimal olarak değerlendiriliyor. Zira eylemlerin ideolojik bir boyutu bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle yaşananlar belli bir liderlik etrafında şekillenen planlı ideolojik bir koordinasyona sahip değildir. İnsanları sokağa döken yegane saik hayat pahalılığı ve yolsuzluk iddialarıdır. Göstericilerin elinde yönetimi devralacak üzerinde anlaşma sağlanmış bir organizasyon veya yapı bulunmamaktadır. En büyük muhalif parti olan Ümmet Partisi dahi geniş halk kesimlerinde bir desteğe sahip değildir. Parti lideri Sadık el-Mehdi 80’in üzerindeki yaşı ve geçmiş dönemlerdeki iktidar performansıyla geniş kesimleri heyecanlandırabilecek bir profile sahip değildir. Diğer muhalif partilerin siyasette zaten bir ağırlıkları bulunmamaktadır. Bu durumda ordu ve emniyetin tutumu önem arzetmektedir. Her iki kurum da halihazırda Ömer el-Beşir’e destek çıkmış bulunmaktadır.

Gösterilerin başarı şansını azaltan bir husus da Ömer el-Beşir’in arkasındaki İslami Hareket’in desteğidir. İktidar partisi siyasi bir hareket olmakla birlikte aynı zamanda dini bir cemaate de mensuptur. Bu cemaatin Sudan’ın genelinde önemli oranda bir etkinliği bulunmaktadır. Karşı bir gösteri düzenlemeleri durumunda onların da büyük bir kalabalığı toplamaları mümkündür.

Sudan’da yaşanmakta olanları sadece hayat pahalılığıyla gerekçelendirmek de kanaatimce eksik bir değerlendirme olacaktır. Yaşanmakta olanlarda iç sebeplerin yanısıra dışarıdan yapılan müdahalelerin etkisi de yabana atılamaz. Sudan Afrika jeostratejisinde son derece önemli bir konuma sahiptir. Sahraaltı Afrikasında, sahip olduğu sosyal ve kültürel yapısıyla, İslamcı ideolojik tutumu, Kıta’daki küresel güç mücadelesindeki pozisyonu ve Filistin meselesindeki yaklaşımı vb. pek çok tutumuyla dikkatleri üzerine çeken bir ülkedir. Kıtada yaşanmakta olan ABD-Asya veya Çin ve Batı nüfuz mücadelesinde Çinin yanında yer alan Sudan yıllardır Batının uygulamakta olduğu ambargo altında kıvranmaktadır. Uygulanan ambargonun ülke ekonomisindeki olumsuz etkisi inkar edilemez.

Sudan’ın 1983 yılında şeriat yönetimine geçmesi de Batı’yı memnun etmemiştir. Sudan’ın Filistin’e ve İslami gruplara verdiği destek de onu hedefe koyan sebeplerden biri olmuştur. Öte yandan mevcut yönetim, İslam’ın tebliğ edilmesini ve Kıta’nın güneyine doğru yayılmasını destekleyen bir tutum ortaya koymuştur. Onun bu tutumu sebebiyle İslam’ın güneye doğru yayılma ihtimali bulunmaktadır. Tüm bu sebepler biraraya toplanınca Sudan yönetiminin zayıflatılması hatta mümkün olursa rejimin değiştirilmesi öncelikli konular arasına girmiştir. Bu kapsamda uygulanan mühendislikle ülke ikiye bölünmüş ve Darfur olayları kışkırtılmıştır. Kuzey Güney çatışmaları bitmiş olsa da Darfur sorunu hâla ülkeyi zora sokan meselelerin başında bulunmaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesi, mahkemeye taraf olmadığı halde Sudan’ı yargılamış ve devlet başkanı Ömer el-Beşir ile bazı yöneticileri mahkum etmiştir. Ancak Mahkemenin bu kararı vicdanlarda karşılık bulmamış ve başta Afrika Birliği olmak üzere pek çok kurum ve devlet tarafından reddedilmiş ve uygulanmamıştır.

Sudan’ı uluslararası etkiye maruz bırakan diğer bir husus ise Körfez ülkeleri ile Türkiye-Katar arasında yaşanmakta olan gerilimdir. Sudan yapılmakta olan yardımlardan dolayı her iki taraf ile iyi ilişkiler kurmak istemektedir. Ancak Birleşik Arap Emirlikleri Suudi Arabistan ve Mısır koalisyonu, Sudan’ın Türkiye ve Katar’la da ilişkilerini geliştirmesinden rahatsızlık duymaktadır. Çünkü onlara göre bu iki devlet Arap Baharının yaşandığı ülkelerde siyasi bir alternatife dönüşen ve kendileri için büyük bir tehlike oluşturan İhvan-ı Müslimin Hareketine destek vermektedirler. Bunlar bu desteklerini çekmedikleri sürece onlarla iyi ilişkiler geliştirmek kabul edilemez. İki eksen arasında kalan Sudan bir yandan körfez ülkeleriyle iyi ilişkilerini muhafaza etmek istemekte diğer yandan ideolojik olarak kendisine daha yakın hissettiği Türkiye ve Katar’la da işbirliğini sürdürmek istemektedir. Bu dengede ibrenin Türkiye ve Katar’dan yana kayması Sudan’ı hedefe koyan etkenlerden biri olmuştur. Sudan’da yaşanmakta olan olayların körfez ekseni tarafından desteklendiği önemli oranda kabul görmektedir.

Yaşanmakta olan sürecin Sudan’a büyük zararlar vereceği açıktır. Gösterilerin ülkeyi selamete çıkaracak bir çözüm doğurmasına ihtimal verilmemektedir. Zaten kıt olan ülke kaynaklarının talan edilmesinden endişe duyulmaktadır. Yönetime destek veren birkaç ülke dışında şu ana kadar Uluslararası camiadan arzulanan tepki ortaya konulmamıştır. Gösterilerin barışçıl yöntemlerle sonlandırılması ve ülke kaynaklarının daha fazla heder edilmemesi için gereken çabanın ortaya konulması büyük bir önem kazanmış bulunmaktadır. Gözler büyük oranda Türkiye’ye çevrilmiştir. Gerek Sudan yönetiminin ve gerekse gösterilere katılım sağlayan halkın en fazla itibar edeceği ülke şüphesiz ki Türkiye olacaktır.

 

Doç. Dr. Enver ARPA

ASBÜ Doğu ve Afrika Araştırmaları Enstitüsü Müdürü

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Ali Bektaş

03.01.2019

Sonuçlar üzerinden yorum yapmak kolaycılıktır.Aynı zamanda o dönemde devrim diyenlerle şimdi geçim kavgası diyenler aynı kişiler olduğunu düşünüyorum.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye