SKP (Seyirci Kalanlar Partisi)'ne üye olmak

18.07.2018
Hüseyin SEVİM

“Yalan iyidir, dinimizce de hiçbir mahsuru yoktur” diyeni bırak, “yalandan kim ölmüş canım boşver” diyen bir kişiyi bile, en azından ben, bugüne kadar hiç görmedim. Herkes yalanın ne kötü bir şey olduğu konusunda müttefiktir. Ama camide yan yana saf tuttuğunuz mahalle esnafından en etkili devlet yetkililerine kadar yalan, epey sıradan hatta masum bir kötülük addedilir oldu.

Rüşvet almayı da vermeyi de övenini hiç duymadım. Herkes hemfikirdir. Rüşvet çok çirkin bir şeydir. Berbat bir çürümedir. Hatta dinimiz dahi alanı da vereni de lanetlemiştir. Ama muhtemelen birkaç bin tanıdığı olan ben, herhalde birkaç yüz rüşvet olayının ya tanığı olmuş ya da birinci ağızdan dinlemişimdir. Bu oranın sizlerde de pek farklı olduğunu sanmıyorum.

Adam kayırmacılık enteresan bir olgudur. Söz konusu başkaları olduğunda son derece kötü görülen bu adilik, sıra insanların kendileri ya da yakınlarına gelince, büyük bir pervasızlık, utanmazlık ve iki yüzlü bir pragmatizmle çok sıradan hatta övünülen bir durum haline gelir. Dün “dayın yoksa işini hallettiremiyorsun abicim” deyip bu kayırma-torpil sistemine isyan eden adam, bir anda “abi bizim dayı oğlunun arkadaşı orada müdürmüş, işimizi hallettirdik” övünmesine geçiverir.

İşkence ve kötü muamele herkese göre, mutlak anlamda, istisnasız olarak, “0” toleransla karşılanan ve zinhar iğrenç bir insanlık suçudur.

Ama işkence mağduru, bir PKK’li, IŞİD’li, bir FETÖ üyesi, bir DHKP-C’li, bir Hizbullahçı ise, daha kötüsü şahsen doğrudan bize zararı dokunmuş bir suçluysa, anında kendisine uygulanan her türlü şiddete sırtımızı döndüğümüz, sağır-kör kesildiğimiz hatta duruma göre alkışlayıp güvenlik güçlerimizi takdir ettiğimiz bir uygulama haline gelir. Yani basitçe, bence kötüdür, ama bize yapılırsa; ötekine yapıldığında sorun yoktur kuralı caridir aslında.

İftira kelimesi nasıl geliyor kulağınıza? Herhalde olumlayanı çıkmayacak işlerdendir bu da. Mutlak kötüdür. Herkes bunda hemfikirdir, istisnasız. Gelin görün ki iftira bazen devlet uygulamalarıyla önü açılan, hatta teşvik edilen bir hal aldığı gibi, insanların da “özel durumlarda” o mutlak kötü addedişlerini kolayca bir kenara bırakıp, iftiraya sessiz kalan, olumlayan, alkışlayan hatta iftira eden konumuna geçebidiği bir şey olabiliyor. Kadına yönelik suçlara ilişkin muhtelif yasal düzenlemelerin sonuçlarından tutun da binlerce fetöcülük iftirasına uğramış masum insan vakasında bunu görebilirsiniz. Peki iftiracılar nerede, onlara ne oluyor?

Zulme karşı sessiz kalmaya ne dersiniz? Asla olmaz dersiniz değil mi? Yapmazsınız bunu. Herkes öyle… Hatta pek çokları “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem”den girer, “Zalimin hasmıyım ama severim mazlumu”dan çıkar. Pek mert, pek cevval, pek cengaverizdir bu konuda. Her türlü zulme karşıyızdır, ezdirmeyiz mazlumu. Peki gerçeğimiz bu mu? Hayır değil! Pek çok zulmün gözlerimizin önünde işlenmesine bırakın isyan etmeyi, alkışlıyoruz çoğu zaman. Hele de zalim “bizimkilerden” mazlum da “ötekilerdense”… Sessiz kalmak, görmezden gelmek, haberdar olmamayı “tercih etmek”, pragmatist, konformist ve oportunist halimizin vak’ayı adiyeden neticeleridir.

Sözde asla onaylamadığımız ve müslüman olmakla da asla bağdaştırılamayacak bu iki yüzlü karakteristikler listesi böyle uzar gider. GDO’lu mısırdan asgari ücrete, ifade özgürlüğünden devlet memuru imamların matbu, ucube hutbelerine kadar…

Biz “böyle” olunca da, hayatımızı belirleyen komşular, patronlar, belediyeciler, devlet memurları, siyasetçiler “öyle” oluyorlar. Bir an önce SKP (Seyirci Kalanlar Partisi)’nden istifa etmemiz lazım.

Eğer bu gidişattan samimiyetle rahatsız olanlar varsa, onlar için çok kıymetli yazıların yayınlandığı http://rumikomsu.blogspot.com adresli blog yazarından bir alıntı yaparak sözlerimi bitiriyorum.

  • Şimdi alabileceğimiz nefesle ne yapabiliriz sakince tartışmalı ve yollar çizmeliyiz.
  • Kehf ashabı gibi mağaraya çekilmek zorunda kalabiliriz, en azından zihnen hazır olmalı ama bunu konfora çevirmemeliyiz.
  • …yeni ufukları, kaybetmeyi göze alarak dahası kazanmayı birinci hedef kılmayarak, oluşturmaya çalışmalıyız.
  • Temel sorumuzu "nasıl İslamcılık yaparız" veya "islamı nasıl reforme ederiz" olarak değil islamı nasıl yaşarız olarak kurmalı, ilahi mesajın evrenselliğinin yakıcılığını çıplak elle tutmaktan kaçınmamalıyız.
  • Bu, son tahlilde iktidar ve yozlaşma ile neticelenen bir siyasi mücadeleyi değil, cennetle sonuçlanan bir yaşamı kurmayı bize verecektir.
  • Bu ahval içinde yaşam kurabilmek için devletin nereye gittiğini izlemek gibi zorunluluklarımız da var elbet.
  • Dünyayı okumak ise zihinlerimizin ve 'insan' pratiğimizin zoraki değil organik tamlayıcıları olmalı. Bunda yeni bir şey yok, ancak zikredilmese olmazdı…

Son olarak, buradaki 'biz'in mecburi olarak muhayyel bir Müslümanlığa işaret ettiği açık. Belki bir o kadar bireysel… burası muğlak. Sonuçları bilinmez ama bir kimlik siyaseti önerisi değil bu; Allah'a karşı sorumluluk hissetmenin belki ayırıcılığına belki yalnızlığına işaret ediyor

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye