SİYASET ve CEMAAT İLİŞKİLERİ

25.07.2018
Ahmet Gürbüz

Konuya çok farklı bir yerden, günlük yaşamımızdan bir örnekle gireceğim. Üç beş arkadaş bir arada cemaatle namaz kılalım istiyoruz. İster imam hatipli, ister ilahiyatlı, herkes birbirine teklif eder hadi öne geç, sen kıldır. Kimi tevazudan, kimi öz güven eksikliğinden kimse geçmek istemez. Sorarsın mırın kırın, ama hata yapıp cemaatin sorumluluğunu alma korkusu asıl sebep. Bu asil, samimi, hasbi duruş idari görev söz konusu olduğunda kayboluyor ve yerini vahşi bir canavara bırakıveriyor.

Siyaset ve cemaat Arapçadan dilimize ve kültürümüze sirayet etmiş iki terim. Hem öyle bir sirayet etmiş ki, toplumsal hayatımız için hava ve su mesabesinde. İkisinden birisi olmazsa hayat felç olur. Aynı zamanda bu iki terim bir birine öyle girmiş, öyle mecz olmuş ki ayırabilene aşk olsun.

Siyaset aslında seyislikle aynı kökten, at bakıcılığından gelmekte. Devlet yönetme sanatı olarak özetlenebilir. Bazen yerini Latinceden politikaya, bazen de Arapça kardeşleri iktidar ve hükümete bırakır.

Cemaat ise; cem olan, bir araya gelen insan topluluğu, kalabalık demektir kısaca. Herhangi özel bir görev ya da ibadet için bir arada bulunan insanlar, Müslüm gayrı Müslüm fark etmez cemaattir. Ümmet manasına da kullanılmıştır.  Cemaat, en yaygın tabiri ile camilerde namaz için bir araya gelen müminlere sıfat olmuştur. Camiyi herkes biliyor, cem evini de, amma Arapların üniversiteye Camia dediklerini belirtmeden geçmemeliyim.

Peygamber (sav) efendimiz Medine’ye vuslatının hemen akabinde ilk iş olarak mescid inşaasına koyulması, bizzat kerpiç karıp, taşıyarak çalışması, etrafına suffeyi koyarak orayı; eğitimin, yönetimin, meşveretin ve ibadetin merkezi haline getirmesi bu konuda bize şahane bir örnektir. Mescid i Nebevi resulün irtihalinden sonrada bu fonksiyonunu sürdüre gelmiştir.

Gelelim günümüzdeki cemaat algısına. Aslında buna tefrika demek daha doğru olur. Zira hereksin benim hocam, benim kitabım, benim grubum, benim partim, menfaatim diyerek, çekiştire çekiştire yetmiş iki fırkaya ayırdığı ümmetcikler. Tesellimiz Nebi (as); “ümmetim batıl üzere ittifak etmez” ve “ümmetimin ihtilafında rahmet vardır” müjdesi. Bize düşende bugün bu rahmet boyutuna odaklanmak olmalı.

“Mü’minler ancak kardeştirler.”

“Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve sadıklarla birlikte olun.”

“Hepiniz toptan Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, tefrikaya düşüp parçalanmayın”

“İçinizden herkesi hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötüden men eden bir ümmet bulunsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir”.

“Allah, kendi yolunda (birbirine) kurşunla kenetlenip kaynaşmış bir yapı gibi saf halinde savaşanları sever”.

Elbette bu parçalanmışlığı meşru kılacak tarihi, coğrafi ve kültürel gerçeklikleri görmezden gelemeyiz. Mamafih Vatikan konsili ile İslam’a karşı birleşen, haçlı savaşlarından vazgeçerek diyalog ve misyonerlik seferberliğine soyunan, bu uğurda dünyanın dört bir yanından akıl almaz fonlar toplayan kiliseleri ve onların içimizde kök salmış yerli işbirlikçilerini de yok sayamayız. Bu konuda ben şöyle düşünüyorum; cumhuriyet döneminde Türkiye’de, son iki yüz yılda bütün memalik i İslamiye de doğmuş nev zuhur cemaat ve hareketlerin hepsini mercek altına almak lazım. Oralarda daha ne ihanetler gizlidir.

İktidar ve güç her zaman toplumlar için cezbedici olmuştur. Buna karşı yine en dirençli gruplar Müslümanlardır, özellikle de ruh terbiyesi ve nefis tezkiyesi öğütleyen tasavvufi ekollerdir. Birçok mürşid talebelerine hükümet kapısından ve devlet ricalinden uzak durmayı tavsiye etmiştir. Aslında duracağı yeri tahkim edebilse cemaatler bu noktada sivil, pozitif bir muhalefet sergileyebilirler. Burdan İslam ve toplum adına sayısız faydalar çıkabilir. Ama maalesef bu ilişkiyi sağlıklı bir zemine oturtacak teamülleri geliştiremedik. Ateşin etrafında pervane gibiyiz. Emevilerle raydan çıkan âlim-devlet adamı, hükümet-cemaat ilişkilerini, kısmen Selçuklu ve Osmanlı dönemi hariç bir türlü yerine oturtamadık. Âlimlerimiz ya dalkavuklaştı altına gümüşe kandı, ya da muhalif olup zindanları boyladı.

Peki, siyasi partilerimizin bu hususta hiç mi günahı yok. İlk günden itibaren en muhafazakârından en laikine bu sahanın berbat olmasının asıl sorumlusu onlardır. Cemaatleri partilerinin arka bahçesi, oy deposu gibi gördüler. Sağ partilerin bu hususta sabıkası kabarık ama sol partiler bundan müstağni mi, hayır. Ben Anadolu’da ne CHP li tarikatlar, ne Atatürkçü şeyhler tanıdım.

Aleviler! Alevileri saymıyorum, onlara cemaat demek, tarikat demek hakaret olur zaten!

Son günlerde cemaatlere operasyon yapılacak diye bir korku pompalanıyor. Yıllardır cemaatler(!) üzerinden ülkeme, millete, ümmete operasyonlar çekiliyor. Milli birliğimiz, İslam kardeşliğimiz zedelendi, ehl i sünnet inancı hedef haline getirildi, gençler pak akidelerinden koparılıp deizme, laisizme, feminizme savruldu. Her şeyin aslının ortaya çıkması, ajan provokatörlerin temizlenmesi için hukuk, adalet ve şeffaflık çerçevesinde yapılan çalışmaları destekliyorum.

Tabi bu operasyonlar yapılırken arpayı buğdaya karıştırmamak, taneyi samandan ayırmaya dikkat etmek gerek. Vücudu meşkûk, bir ucu dışarda, finans kaynağı muğlak yapılarla; hesabi olmayıp hasbi olan, Allah rızasını hedefe koymuş, proje ve hizmet üreten, Müslümanlara çığır açan, umut ve güven veren, çizgisi net, şeffaf, yerel değerlerle barışık, bin yıllık kültüre sahip,  ehl i sünnetin kalesi durumundaki yapıları aynı sepete koymamak lazım. Böyle yapıların da önünü açıp, desteklemeli, mahzun bırakmamalı.

Siyaset cemaat ilişkisiyle ilgili iyi bir örneğe ihtiyaç duyulursa, İskenderpaşa-Refah Partisi ilişkisine bakılabilir. Nitekim bugün ülkeyi yöneten kadroların ekseriyeti hala oradan besleniyor. En azından iddia böyle.

Söz buraya gelmişken İskenderpaşayla müsemma şeyh Mehmet Zahid Kotku (rha)’den menkul bir nükteyle vedalaşalım.

Üç çeşit derviş vardır:

Hal dervişi, kal dervişi, yal dervişi.

Yorum Ekle
Yorumlar
Şerafeddin KAYIŞ

27.07.2018

Elinize sağlık güzel blr yazı olmuş. Önemli bir konuya değinmişsin. Rabbim sağlık sıhhat afiyet versin.
Ahmet ölmez

26.07.2018

Ahmet abi allah razı olsun güncel bir konuya değinmişsin
Hüseyin Yılmaz

26.07.2018

Kalemine yüreğine sağlık üstadım
M. Serdar ALBAYRAK

25.07.2018

Allah razı olsun. Çok güzel bir yazı olmuş. Bu millete ve dahi ümmete hayırlı hizmetleri görenlerin önü açılması için çürükkerin bir an önce temizlenmesi gereklidir.
Bayram dogan

25.07.2018

Kal hal yal gel neolursan olgene gel Biraz abartimmi
Ahmet Gürbüz

25.07.2018

Teşekkürler sevgili kardeşim
Mhmt DGNY

25.07.2018

Kaleminize ve yüreğinize sağlık, gönlü güzel abim.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları