Sistem Değişsin Diyenlere! İşte Fırsat

30.07.2018
Mustafa YILDIZ

Ülkemiz, 24 Haziranda yapılan seçimler ile uzun yıllardır uygulamakta olduğu parlementer sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş yaptı. An itibariyle yeni bir sistemin başlangıç tarihine tanıklık ediyoruz. İşin başında olma hasebiyle teorik olarak çok şeyler söyleniyor olsa da, pratiği hakkında şimdiden olumlu veya olumsuz görüşler serdederek kanaat sahibi olmak, yahutta karamsar tablolar çizerek felaket tellallığı yapmak için de henüz erken olduğunu düşünüyorum. Fakat, yılların alışkanlığı ile hantallaşan “Bürokratik devlet” yapısının daha seri ve hız kazanacağını söyleyebiliriz.

    Kısa sürede sistemin görünür şekilde halka yansımasını elbette beklemiyoruz. Ancak, zaman için yapılacak icraatlar bize bir takım ip uçları verecektir. Şimdilik bazı aksamaların yaşanmasını normal karşılamak gerek. İlk olma dolayısıyla aksamalar görülse bile başkasının dayatmalarıyla değilde halkın ekseriyetinin tercihiyle kabül görmüş, bize has yerli bir arayış olması ve gecikilmiş de olsa dahi, bir ilki deniyor olmamız bakımından desteklenmesi ve teşvik edilmesi için yeterli kabül etmek gerek.

    Ama maalesef yıllarca “Bu düzen yıkılacak” diye slogan atarak sistemin değişmesini talep edenler, buna direnenlere de “Statükocu” diyerek ithamda bulunan kesimler değişime yönelme başlayınca birden adeta “Geriye dön” komutuyla kendileri statükocu oluverdiler. Meğer, şikayete söz konusu edilen kendilerince kurulmuş mevcut düzenleri değil, kadim geleneğimizle hamuru yoğrulmuş, asırlarca çeşitli ırklardan müteşşekkil toplumu barış ve huzur içinde yönetmiş, bize ait olan kenarda köşede kalmışsa şayet emareleri, onlarında kökünü kazımayı kastetmişler de biz yanlış anlamışız.

    Kendilerini hala ülkenin tek sahibi gibi gören bu kesimler bu alışkanlıklarını terk etmek istemediklerini esefle izliyoruz. Değişime direnen statükocu bu kesimler yeni sistem fiilen uygulama safhasına girdiği halde, hala görmezden gelerek yeni sistemi yok saydıklarını, alışkalıklarında ısrarla direndiklerini üzülerek görüyor ve takip ediyoruz.

    Bilindiği üzre, asırlarca uygulanan/uygulanmış yönetim sistemleri hep tepeden inme şekliyle topluma kabül ettirilmiştir. Mesela, 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar monarşi ile yönetilen ülkemiz, devamında ise dışarıdan ithal edilen bünyemizle ilgisi olmayan, bize yabancı yasal düzenlemelerin halka dayatılması suretiyle devam ettirilmiştir. Bünyemize uymadığı için sıksık tıkanan sistem askeri darbelerle önü açılarak halka rağmen devamı sağlanmıştır.

    İçinde bulunduğumuz çoğrafyada 1.Dünya savaşından sonra mağlup olan imparatorluk bakiyesi ülkelerde iş başına gelen yönetimler yeni bir toplum inşa etmek amacıyla faşizmin katı kurallarıyla baskıcı ve dayatmacı uygulamalarla idare etme yolunu tercih etmişlerdir.

    Mesela, İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franko, Almanya’da 1930’lu yıllardan sonra Hitler iş başına gelerek, Avrupa’da yeni toplum inşasını fiilen başlatmış oldular. Oysa bu yapı felsefe olarak devleti merkezine alıyordu. Kısa süre sonra bundan vazgeçilerek, insanı merkeze alan oluşumların arayışlarına girdiler.Önce sistemlerinde istikrar sağladılar ve kısa süre sonrada ekonomide istikrar sağladılar. 1939 ile 1945 tarihleri arasında süren II.dünya savaşında yerle bir olan Avrupa, 1960 yılına varmadan bizden işçi isteme konumuna geldiler. Takriben savaştan 20 yıl sonra sanayilerini kurup, halkın acılarını sararak refah düzeylerini bir hayli yukarı taşımayı başardılar.

    Halbuki ülkemizin idarecileri de savaştan sonra Avrupa’lı ülkelerin bu yeni yapılanmasını tasvip etmiş ve benimsemişti. Bizde de halka rağmen yeni bir toplum inşa etme hevesi doğmuştu. Hatta 1933 yılında Faruk Nafiz ÇAMLIBEL tarafından yazılarak bestelenen 10.yıl marşında “10 yılda 15 milyon genç yetiştirdik her yaştan” denilerek ne kadar başarılı olduklarını da göstermek için dile getirilmişti. (Oysa1927 sayımında nufus 13,649,945 iken 1935 te ise 16,158,018 kişidir.) 15 milyon niye telafuz edilmiş bilmiyorum.

    Ne yazık ki başarısız oldular.Ve başarısız olmanın kusurunu da kendilerinde ve getirdikleri sistemde arayıp, sistemde rötuşlar yapacaklarına, kusuru halkta görüp halkı terbiye etmeye yönelmişler. Halkın kılık ve kıyafetiyle, sakaliyle vakit geçirdikleri için, devlet millet kaynaşmasını bir türlü sağlayamadılar.

    Avrupa’nın 1945’ten sonra başlattığı sistem arayışlarını biz daha yeni başlatıyoruz.İdarecilerimiz gayretleriyle bunu bir şekilde başarmaları lazım. Yoksa, kişilerin merhametine dayalı yönetim şekli iyi miras olmaz. Ayrıca toplumun büyük bir kesiminde dillendirilen bazı beklentilerin artık hayata geçmesini istediklerini de görüyor ve biliyor olmaları lazım.İnşaallah beklentiler boşa çıkmaz. 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları