Şikayetin Konusu İnsansa, Çözümü de Onu Tanımaktır

07.04.2018
Mustafa YILDIZ

İstisnasız akıl sahibi her insanın hayal dünyasında içinde mutlu olduğu, mesut ve bahtiyar bir şekilde hayallerini gerçekleştireceği bir dünyası vardır.Herkesten habersiz, kimseyle pek paylaşılmayan bu duygu ve düşünceler ifşa edilmeselerde, her insanın aşağı-yukarı istek ve talebi biribirine son derece yakındır.Talep listelerindeki öncelik sıralarında farklılıklar gözlensede, beklentilerin benzer şeyler olduğu görülür.Çünkü, insan, aynı zamanda “Alemin bir Numunesi” olduğundan tüm insanlar aynı genetik kodlamalar ile proğramlanmış olduklarından, farklı ırklara mensub olmaları, farklı inançlara sahip olmaları ve dünyanın farklı coğrafyalarında yaşıyor olmaları bile istek ve talepler ile ümit ve beklentilerin büyük oranda değişmediği ve benzer şeyleri arzuladıkları görülür. 

 

İnsanlara içinde mutlu ve mesut olarak yaşayabileceğiniz ortamın nasıl olmasını istersiniz? diye sorulsa şayet, büyük oranda şöyle bir hiyerarşinin takip edildiği görülür;Öncelikli olarak, sadık ve itaatkar eşler, terbiyeli ve sağlıklı büyüyen çocukları, zahmetsiz ulaşabilecekleri  dünyevi ni’metler, emek harcamadan kazanabilecekleri bolca paraları, devamında; hertürlü ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dizayn edilmiş evler, hasretle baktıkları makamlara sahibi olmayı, herkes tarafından tanınma/bilinme hevesi (Şan-Şöhret), kendileri hakkında kötü düşünceye sahip olmayan dostları (Ayrıcalıklı Olma) ve elde edilen bu ni’metlerin sürekli ve kalıcı olması için devamlı ve süreklilik arzetmesi v.s.gibi.

 

Hemen hemen tüm insanların istedikleri ve yaşamayı hayal ettikleri dünyanın böylesi imkanların bolca bulunduğu yer olsa gerek.

 

Herkesin arzu ve temenni ettiği, hayal dünyasında yaşamak istediği böyle bir yeri bulmak çok zordur.Bu kadar imkanlar ancak “Cennet”te olabilir.Yukarıdaki sorunun muhatabı her insan ister inansın, isterse inanmasın farkında olmadan “Cennet”i tarif eder.Zira, yaradanı onu “Cennet”e girsin, orda yaşasın diye o ortama uygun bir şekilde yarattığı için, insan farkında olmadan yaşamak istediği mekanı ifade ederken kısmende olsa “Cennet”i tarif eder.Çünkü; bolca ni’metin olduğu ve emek harcamadan her türlü talebin karşılanacağı yer yalnız orasıdır.

 

İşte, bu duyguları içinde yoğun olarak yaşayan her insan, “Canlarınızı ve Mallarınızı Cennet karşılığında satın aldım.” (Tevbe:111) ilahi emrini görmezden gelir veya bi haber yaşıyorsa eğer, gemleyemediği bu arzularına bir an önce kavuşmak, “Dünya Cennetini” kurmak hıncı ve hırsı ile sağa-sola saldırmaya başlar.Bedelini ödemesi ve emek harcayarak bu imkanlara sahip olması uzun zaman alacağı için, daha doğrusu ona öyle geleceği için, (İnsan pek Acelecidir.İsra:11) sabr edemez ve vakit kaybetmemek için acele eder, meşru yollar artık zaman kaybı olur onun için ve “Hak” ihlalleri yapma ihtimali artar “Adelet”ten sapmalar kaçınılmaz hale gelir.Buna mani olacak görüş ve düşünceleride yavaş yavaş ya yalanlar veya red etmeye başlar.(Deist veya Ateist olur)

 

Hayatı yaşadığı andan ibaret gören, ömrü ölüm ile sınırlayan biri için artık arzularına ulaşması, nefsinin isteklerini karşılaması gerekli ve mecburi hale gelir.Artık ilgi alanı ve hedefi, gerçekleştirmeyi düşündüğü kendi dünyasıdır.Nefside doymak bilmediği için (Göklerde ve yerde olan ne varsa ondan ister.Rahman:29) doğal olarak ihtiyaçlarıda hiç bitmez, hep eksiği vardır, artıramadığı/artmadığı içinde kimseye yardım ve iyilikte de bulunmaz/bulunamaz.Bu hal üzere kaldığı süre zarfında, isteklerine erişmede artık gayrı-meşru yollar bile onun için meşru olur.(Makyevelist olur) İlişkileri artık değerler üzerinden değilde, çıkarlar ve menfeatlar üzerinden devam eder.Amaç, “kazanmak ve güçlü olmak” olur. (Karunlaşma) Acıma ve merhamet kalmaz, fedekarlığı “Aptallık” olarak görür, tabiri caizse artık o, doymayan, hep kendi için isteyen (İsterik), en yakınına bile acımadan zarar verecek kadar kör olur.(Zalim ve Zulumkar) Farkında olmadan toplum içinde zararlı bir nesneye dönüşür.

 

Bu gün ülkeler kendi vatandaşlarının okur-yazarlık oranlarındaki yüzdenin yüksek olmasını medeniyet ölçüsü saymaktadırlar.Halbuki “Medeni İnsan” denilince, alçak gönüllü, yardımsever, irfan sahibi, çalışkan, saygılı, görgülü, fedekar ve emin kişi v.s. (Kamil Mü’min) olma akla gelmesi gelirken, maalesef medeni dünyanın topluma kazandırdığı insan tipi ise;bunun tam aksine, bu değerleri arka plana atan, “İrfan” geleneğinden bi haber, üretmeden tüketmek isteyen (Homoekonomikus), her şeyi sadece kendi için isteyen (Narsist), “kul” olmayı değilde madde karşısında “Köle” olmayı tercih eden tipleri yetiştirmiştir.Bunların sayılarıda her geçen gün de artış göstermektedir.

 

Bunlara ilaveten, “LüksYaşama” ve “Sınırsız Tüketme” arzularıda kamçılanınca, artık zapt edilemeyen, kontrolden çıkmış “Ucube” bir varlıkla karşı karşıya kalmış oluyorsunuz.Vaka maalesef budur.

 

İşte bu tiplerin çoğunlukta olduğu bir toplumun huzurlu olması/huzur bulması mümkün olmadığı gibi her geçen gün toplumdaki endişelerin daha da artmasının sebebi olmuş olurlar.Basından ve çevremizden takip ettiğimiz kadarıyla bu türden tehlikenin emareleri bizde de görülmeye başlamıştır.

 

Yeniden gönülleri fetheden, toplumun değerlerini öncelleyen, günümüzde sadece “Öğretim” görevi yapan kurumların 1980 öncesinde olduğu gibi “Eğitim ve Öğretim” kurumlarına dönüştürülerek hem nazari ve hemde tatbiki bir eğitim sisteminin uygulanması, hayali olmaktan ziyade gerçeğe uygun ve asırlardan beri süregelen, günün ihtiyaçlarına cevap veremeyen ve “bilimsel” gerçekler olarak okullarda okutulan bazı demode olmuş konuların uzmanlarca yeniden “Güncellenerek” günün insanının anlayacağı konuma getirilmesi artık geciktirilmeden yapılması gerekenler olarak sıralamak mümkündür.Görmezden gelinmesi halinde yarın çok geç olabilir.

 

Gençlerimizi yeniden birilerinin insafına terk etmek gibi bir lüksümüzün de olmadığı kanaatindeyim.

 

Devletin yıllardır ısrarla sürdürdüğü “Okuma-Yazma”, “Haydi Kızlar Okula” gibi isimlerle yaptığı eğitim çalışmaları neticesinde nasıl büyük bir başarı sağladıysa, bu günden başlayarak hafta sonları aileler ile ilgili  “Çocuk Eğitimi Nasıl Olmalı?” gibi başlıklar altında seminerler şeklinde bir hizmeti başlatabilir.

 

Amaç, artık “Evde Başka, Okulda Başka” metodlarla yapılan eğitimlerle çocuğu ikiyüzlü yapmak değilde, okul ile aile arasındaki eğitiminin aynı minval üzere paralellik arzetmesini sağlamak gerekir.Aile ile okul arasında sağlanacak öğretim birliğinin daha yararlı ve daha verimli olacağını eğitimcilerimizin çok daha iyi bildikleri kanısındayım.Zira, aynı ülkede yaşayan, aynı okullarda eğitim görüpte, bu kadar çeşitli düşüncelere sahib insan topluluğunun yaşadığı başka ülke bilmiyorum.Buna bir çözüm arama/bulma vakti gelmiştir artık. 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları