19 Temmuz 2019 Cuma •

SEVGİLİYE ARZ-I HÂL - LA TAHZEN

20.11.2018
Ayten DURMUŞ

SEVGİLİYE ARZ-I HÂL

LA TAHZEN

 

Bizim gemiler hep karadan yürür!

 

Nuh’tan beri gemileri biz

Karadan yürüterek geldik İstanbul’a

Zihnimiz, kolayı bilmediğimiz seferlerde

İmkânsızı mümkün kılmaya ayarlıdır.

Onun için kalbimiz odaklıdır sefere

Muvaffakiyet Allah’tandır, dedik zafere

İşte onun için ‘sağım, solum, önüm, arkam…’

Diyen çocuklar gibi, döne döne

Şu adına dünya denen meydanda

‘Zafer’; işte o neyse, o da koştu peşimizden

Biz dönüp ardımıza bakmadık bile

Hani Ey Allah’ın Elçisi öğretmiştin ya

‘Ardınıza bakmayın!’ ayetini sen bize (15/Hicr:65)

 

Gönlümün lavlarını akıttığım bir an olacak!

 

Yangında ilk yakılacaklar arasına koyun

Şu gönlüme fazla gelen ne varsa o zaman

Acıların raptettiği yerlerden azatlık istiyorum

Çaresizliğin düşürdüğü kuyularda

Yusufluğum yetmez mi, demeden bekliyorum…

Kaçmayacağım, hayır kaçmayacağım

Oturacağım sinemde çakan kıvılcımların gölgesinde

Sen nasıl dayandın bilmiyorum Sevgili

Hainlere, kadir kıymet bilmez cahillere

Mekke’ni zindan, Medine’ni tufan edenlere

Ben çoktan çekip gitmeye kararlıydım, neden mi olmadı

Hani Ey Allah’ın Elçisi öğretmiştin ya

‘Fefirru ilallah/ Allah’a kaçın!’ ayetini sen bize (51/Zariyat:50)

 

Kâbustayım sanarak bir yere geldim!

 

Herkes ayakla yürüdü, ben dizlerimle

Kim, kimi neden öldürür coğrafyamda bildim

Bu nasıl ihanet, dört iklim parçalandı

Ağladım, satırları, sayfaları yolarak…

Gülüşlerimi çalanların

Düşlerimi demir taraklara geçirenlerin

Tebessümleri diş gösteriyordu, anladım

Ama ben başım dik, korkusuz gidiyorum

Zalimlere de güvenli uyku yok artık biliyorum

Kahrolmak işten değil gördüklerime, olmasaydı eğer

Bir hesap gününe inancım, hayattan fazla

Hani Ey Allah’ın Elçisi öğretmiştin ya

‘Sen de öleceksin, onlar da ölecekler!’ ayetini sen bize (39/Zumer:30)

 

Her seferin bir menzili vardır, biliyorum!

 

Kaçak değilim, biri gemiye bindirdi beni

Bir başkası tuttu denize attı

Biri, tok balığın ağzına bastı, daraldım

Bir balığın karnında, Yunusluğu öğrendim

Çırpındım, suda çırpınan Firavun geldi aklıma

O Sana asi, ben Sana muti, tek farkımız bu

İşte o çaresizlik denizinden karaya çıktığımda

Zalimler de çıktı yollara beni karşılamaya

Öykündüler, şehrin merkezinden koşarak gelenlere

Koşturup bana kardeşlik ilan ettiler, diş göstererek

Firavun’a verilen cevabı veriyorum, Sevgili müsadenle

Hani Ey Allah’ın Elçisi öğretmiştin ya

‘El’an/Şimdi mi?’ ayetini sen bize (Yunus:91)

 

Ben Han değilim, ‘Hanı yağma var!’ demedim!

 

Bu kaçıncı çapul, yüreğime yapılan

Git, umutlarımın son kanını dökmeden

Silahları çatalım artık bir nefes alalım

Âlemin alemi dursun elimiz altında

İnsanlığın putlarının külünü denize savuralım

Zor bu dönemde yaşamak derken, hatırlayalım:

‘Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz.’

İnsan olmak da zor, çok çabalıyorum

Bana, ‘Delidir o’ derlerse eğer iltifat sayarım

Sana da öyle dediler diye aldırmam

Neden mi, bilsin herkes, söylüyorum:

Hani Ey Allah’ın Elçisi öğretmiştin ya

Sen de göreceksin onlar da görecekler’ ayetini sen bize (68/Kalem:5)

 

Ben kendi doğumumun sancılarını çekiyorum!

 

Analar eğitiyor babaları, çocuklar ne yapsın

İbret alınacak ne varsa önümüzde, gören nerede

Herkes vatanından sürgün, ben kendimden

Bu yüksek tavan altına kurduğum eyvan

Yıldızlarla arama girdi, gecelerin tadına ermeden

Bir deniz gibi zihnimi çalkalayan şeyler var

Bir küçük müjde esintisi gelince bir bakıştan bir edadan

Durulur biraz kalbim

Annesinin kucağına çıkmış bir çocuk gibi

Başını yaslamak ister kalbim çalkalandığı denizlerde

Bulduğu ilk kayalara, bir mağarada ya da bir doğum anında

Hani Ey Allah’ın Elçisi öğretmiştin ya

La tahzen /Üzülme’ ayetini sen bize (9/Tevbe:40; 19/Meryem:24)

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye