20 Ağustos 2019 Salı •

Sebe Kıssası’ndan Şehircilik Hisseleri

16.12.2018
Osman KAYAER

Kur’an-ı Kerim’de kıssası anlatılan Sebe Halkı ve Melikesi’nin hikayesi şehir yönetimi konusunda bize ışık tutar cinstendir. “Sebe Halkı’nın meskenlerinde sizin için ayetler vardır” (Sebe, 15) denilmek suretiyle bu durum açıkça dile getirilmiştir.

Kuran-ı Kerim’de kıssa özetle şöyle anlatılır: Sebeliler büyük bir şehir medeniyeti kurmuş, hayatlarını bolluk içinde sürdürmektedirler. Bu sırada, Süleyman Aleyhisselam onlara bir mektup göndererek İslam’a girmelerini ister. Mektubu alan Melike, vezirlerini toplayarak onlar ile istişare eder. Sebe Melikesi istişare sonunda güçlü bir orduya sahip olmalarına rağmen “Krallar, bir şehre girdiklerinde orayı harap ederler” fikrinden hareket ederek Süleyman Aleyhisselam’a teslim olmaya karar verir.

Buradan anlıyoruz ki şehri yöneten insanlar işlerini istişare ile yapmalılar. Tek başlarına karar vermemeli, hayatın gidişatını, içtimai prensipleri ve mevcut hali göz önünde bulundurmalıdırlar. Belediye başkanlarının, “Ben yaptım oldu” ya da etraftaki şakşakçıların etkisiyle “Her şeyin en iyisini ben bilirim” basitliğinden uzak durmaları gerekir. Çünkü şehirde sadece kendisi yaşamıyor, binlerce hatta milyonlarca insan onun vereceği karardan etkileniyor.

Şehir yönetiminde tarihin akışını göz önünde bulundurmak ve hayatın gidişatını hesaba katmak bir zorunluluktur. Eğer bu zorunluluk yöneticiler tarafından göz ardı edilirse şehirlerin gelişimi durmakla kalmaz, gerileme başlar. Öyle zannediyorum ki göç veren şehirler bu duruma güzel bir örnektirler. Göç veren şehirlerin yöneticileri zamanın akışına ayak uyduramadıkları, yani şehirlerini geliştiremedikleri için hemşerilerini yitirmek gibi bir sonuca katlanmak zorunda kalmaktadırlar.

Kur’an-ı Kerim, Sebe halkının yaşadığı yeri, sağında ve solunda bahçeler olan, mamur meskenleri bulunan güzel bir şehir olarak tasvir eder. Buradan anlaşılacağı üzere insanların mutlu ve huzurlu bir hayat sürmelerinde bahçeli evler çok önemlidir. Çünkü insan, topraktan yaratılmış bir varlıktır ve derununda aslı ile irtibatlı olmak hevesi taşımaktadır.

Bugün gelişmiş memleketlerde yapılan meskenlerin önemli bir kısmı, bir ya da iki katlı bahçeli evlerden oluşmaktadır. O halde bizim şehirlerimizde giderek yaygınlaşan ve büyük paralara satılan çok katlı apartman yapımını yeniden düşünmemiz gerekmektedir. İnsan fıtratına ve içtimai (toplumsal) dokumuza uymayan bu durum, nedense bilinçsiz bir biçimde sürdürülmekte ve insanlar binlerce lira vererek kendilerini bilmem kaçıncı kata mahkum etmektedirler. Halbuki orada insanın içini ferahlatacak ne çimen, ne çiçek, ne gül, ne meyve ve ne bir hayvan bulunmamaktadır.

Sebelilerin su yatağında kurdukları şehir, barajın yıkılması sonucu sel altında kalır ve yer ile yeksan olur. Bu güzelim şehirden geriye yemyeşil verimli bahçelerin yerini buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan harabeler kalır. (Sebe, 16)

Bugün biz, küçük bir kasaba iken yemyeşil bahçeleri olan şehirlerimizi göç dalgaları ile beton yığınına dönüştürmüyormuyuz? Sonra da hepimiz birden koro halinde şehrimiz beton yığınına dönüştü, artık yaşanmaz oldu demiyormuyuz?

Tıpkı Sebe halkı gibi evlerimizi su havzaları üzerine inşa ediyor, sonra da sel baskınları ile yerle bir olan evlerimizin ardından basıyoruz vaveylayı. Belediye nerede, devlet nerede diye?

Sebe Halkı ve Belkis Kıssası’ndan alınacak derslerden biri de su havzalarının imara açılmaması, buralara mesken yapılmamasıdır.

Şehirler, içinde yaşayacağımız basit mekanlar değildirler. Şehir dediğin bünyesinde farklı kültürleri barındıracak, insanı mutlu ve huzurlu kılacak, aile, komşuluk, akrabalık, mahallelik ve hemşerilik duygularını diri tutacak, insanın toprak ve tabiat ile  bağlarını koparmayacak ve belki de en önemlisi yaratıcısı ile bağlarını diri tutacak. Şehir dediğin insanın eşref-i mahlukat olduğunu gösterecek ve yine şehir dediğin insanın yeryüzü halifesi olduğunu ispatlayacak.  

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye