Savunduğunu Temsil Edersen Konuşmaya Gerek Kalmaz

07.09.2018
Mustafa YILDIZ

Dinler iniş gayesini, beşeri ideolojik düşünceler de ortaya çıkış nedenlerini izah ederken, toplumun nüvesi hükmünde olan “Model insan”ı yetiştirmek olduğunu öne sürerler.

Başka yönüyle insanlığın saadeti için çağrıda bulundukları dünya; içinde güvende olunan, adil/eşit paylaşımın yapıldığı, zulmün yaşanmadığı, herkesin mutlu ve mesut olarak yaşamını sürdürdüğü bir dünyaya çağrı diye adlandırırlar. Gerçekte de bireysel olarak da hayali kurulan dünya böyle bir dünyadır. Söylemi bazında böylesi bir temenni pek tabi ki kabule şayandır. Zira fıtrat gereği tarifi yapılan yer “Cennet”in tarifidir.

İnanmasalar da bütün insanlar cenneti tanımlarlar.

Toplumu dizayn etme iddiasında bulunan sistemler, öncelikle oluşturmak istedikleri toplumun malzemesi ve numunesi olan insanı ele alırken nasıl bir tip insan? sorusuna da; kimileri kabaca “İyi bir vatandaş”, kimileri “Erdemli bir insan”, kimileri de “Kamil mü’min” olabilmek şeklinde diyerek ifade ederler.Farklı kelimelerle söylemiş olsalar da aslında “Hedef insan” tipi olarak aynı özelliklere sahip, aynı “Model” insanın tarifini yaptıklarını görürsünüz.

Yıllardır dindarların, ideolojik gözlükle bakanların insan yetiştirmek için verdikleri bu çaba ve emeklerin karşılığında beklentilerin ne kadarına ulaşmış veya “Rol model” diye tanımladıkları ilkesel bazda özelliklere haiz  ne kadar sayıda kişi veya kişileri topluma kazandırdıklarını söylemeye gerek yoktur sanırım. Merak edenlerin çevresine bakması kafidir sanırım. İşte bu! dedikleri kaç kişiyi sayabiliyorlar.?

Halkımızca en fazla ismi duyulan beşeri sistemlerden biri olan “Kapitalizm” dir.Bu sistem temelde “Sermayenin rekabet etmesini”ni esas aldığından, güçlünün ayakta kalmasına, zayıf olanında sahayı güçlü olana terketme mecburiyetinde kalmasına neden olduğu için ideoloji olarak dünyanın her yerinde halk tarafından pek taraftarı/savunanı yoktur. Zaten bu ideojinin insan yetiştirme diye sorunu da yoktur. Tek amacı tüketici sağlamak ve satarak kazanmak.

Din olarakta, kendilerini üstün görmeleri, dünya imkanlarının kullanımını sadece kendi mensuplarının hakkı olduğuna inanmaları, henüz dünyada resmi bir statü de kazanmadıkları için “Siyonizm”in de açıkça savunanı pek bulunmaz. Yani, “Kapitalizm”in önermeleri ile “Siyonızm”in fitneci yapısı sürekli dışlanır ve hep azınlıkta kaldıkları için bunlarında açıktan savunucuları yok gibidir. Zaten “Siyonizm” genel olarak “Yahudi”lerce benimsendiğinden, ırki din olarak bilinir.

Bu iki zihniyeti mevzunun dışında tutarsak şayet, genelde halk tarafından çokça bilinen dinlerin (İslam,Hristiyanlık gibi.) ve ideoloji’lerin (Sosyalizm, Kominizm gibi..) kahir ekseriyeti aşağı/yukarı aynı seyleri dillendirerek, yani dünya barışını savunmaları, insanların mutlu bir dünyada yaşamalarını arzu etmeleri, İnsan hakları hususunda taşıdıkları endişeler v.s… bu değerlerin aynı zamanda evrensel değerler olmaları ve her yönüyle insanı ilgilendiriyor olmaları hasebiyle bu ilkeleri savunan dini ve ideolojik yapılanmaların müntesipleri daha fazla ve daha yaygındır.

Tarafımızca söz konusu edilenler de bunlardır.

Öncelikle, hayatını sadece dünyaki yaşamından ibaret gören “Metaryalist” dünya görüşlerine umudu/ümidi bağlayanlar, gerek devlet bazında ve gerekse bireysel bazda dünyevi imkanlara sahip olduklarında, savundukları değerlere sırtlarını dönmeleri, paylaşımı unutmaları, eldeki imkanları korumak uğruna ilkelerinden tavizler vermeleri anlaşılır bir durumdur. Çünkü, bu inançla hayatını sürdüren biri, kısa ve sınırlı olan dünya ömründe ki kazanımlarını bir başkasıyla paylaşmaya elbette razı olmaz. Bu duygularla ruh dünyası beslenen birinin geleceği son nokta da doğal olarak budur zaten. Zira o artık günlük yaşamaktadır. Avrupa ülkelerinin çok az sayıdaki mülteciyi bile ülkesine kabul etmemesi lokmanın bölünmesi endişesinden korkan bu tip insanların zihniyetlerinin ifşa edilmiş hali değilmidir.?

Her şeyin “Görünenden ibaret” olduğu ideolojik felsefesiyle yetiştirilen kişinin “Bencil ve mermametsiz insan” olması sonucundan daha doğal ne olabilir.? Avrupa halkını buna örnek olarak gösterebiliriz.

Kedisi, köpeği hatta balığı için ayaklanan Avrupa halkı, islam ülkelerindeki vahşeti hiç görmez, görmüyor/görmeyecekte.   

Peki! halkı müslüman olan ülkelerde dindarlıklarını ön plana çıkararak, “Mülkün sahibi Allah’tır.”, “Burası geçicidir, asıl yurdumuz Ahiret yurdudur.” diyerek, “Kamil mü’min” yetiştirme gayesiyle insanımıza yatırım yapan ve bu iddialarla faaliyette bulunan onlarca sivil toplum kuruluşu, tarikat, mezhep, meşrep mensubu insanımız ve bunların tamamının da kendilerini ifade ederken “Dindar bir nesil” yetiştirmek istediklerini, hayali kurulan dünyanın nesillerini yetiştirdiklerini ifade ettiklerini biliyor ve şahit oluyoruz.Bu niyetle yapılan tüm faaliyetleri cani gönülden de kutluyoruz. Allah razı olsun. Ancak; harmanda görünen mahsül yok.Çünkü;

Aralarında çok ince nüans farkları olmasına rağmen aşağı-yukarı tamamı aynı minvalde kendilerini ifade ettikleri halde, ötekileri tanımlamalara başladıklarında ise, farklı yorumladıkları birkaçı geçmeyen hususa rağmen, farklılıklardan başlayarak tenkitlerini sıraladıkları için yüzlerce ortak noktaları da maalesef bir çırpıda yok hükmünde görüyorlar ve apayrı dünyaların insanı oluveriyorlar. Hedeflerinden uzaklaşmış oluyorlar.

Bu tür faaliyetlerin çok büyük katkılarının olduğunu elbette kimse inkar etmemeli/edemez de. Ancak, bir temenni olarak onlardan beklediğimiz “Ayrılmayın, parçalanmayın yoksa gücünüz zayıflar” tavsiyesi ile güçleri birleştirme yönünde olmalarıdır. Kimlerin sayısı daha fazla hevesi, “Hayırda yarışma” yerine kim daha fazla “Semizlenmiş” yarışına dönüşme hastalığı emarelerinin görünür hale gelmesi, olası bir tehlikesinin var olduğu gerçeğine dikkat çekmektir gayemiz. Şu soruyu herkesin kendine sormasını isteriz. Etrafımızda ”Kamil mü’min” vasfı gördüğümüz kaç insanımız var.? Varsa sizce yeterli mi.? 

Belki ağır olacak ama, modern hayata çabuk alışan, paylaşmayı gündemi bile yapmayan, kendi mensup olduğu tarikat, cemaat her ne ise, elde edilen bütün imkanları kendilerinin hakkıymış gibi gören, fazileti, erdemi sadece kendi mensuplarında bilen, sayıları kıymetsiz olsa da böylelerinde var olduğu bir hakikattır. Böylesi anlayışların mensubu kişiler zahiren acaba kimlere daha fazla benzemiş oluyorlar acaba? diye sorgulamak gerekir. 

İslami duyarlılık ile hizmet ettiğini savunanlar her nedense imkan ve iktidar sahibi olduklarında, verilen nimetlere şükr edecekleri beklenirken, adeta kahr edercesine savurganca davranışlar içine girdiklerine de şahit oluyoruz.Sadece maddi anlamda değil, değerlerimiz de hoyratça malzeme ediliyor.

Son dönemlerde inançlı kişilerce sızlanma ve mırıldanmalar arttığına göre, demek ki artık bazı şeylerin yanlış gittiğini görme zamanının geldiği belli olmuyor mu acaba? Bu fırsatlar her zaman ele geçmez.

Kapitalist gibi yaşayan, yahudi gibi düşünen, mülüman gibi konuşan insanımızın sayısı artıyor galiba.  İnşaallah yanılıyoruz.

Geçmişte de yapılan hatalar sorgulanıp tedavi yollarına müracaat edileceğine, Abdullah ibn-i Sebe’ye yüklenerek savsaklanan sorunlar, sonradan ne derin yaralar açtığını, nasıl miras bıraktığını bilmeyenimiz kalmadı artık. Şimdi de başkalarının yaptıklarını hedefe koyup, geçmişte olduğu gibi kendimizden ıskalayarak tarihin yeniden tekerrür edilmesine imkan verilmez inşaallah.  

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları