Refrandum'un Ardından

19.04.2017
Nurullah D. Sarıhan

Evet büyük bir seçimdi 24 Nisan 2007 kararı Tayyib Erdoğan için. Demirel’in; “hiçbir faninin hayır diyemeyeceği bir makamdır” dediği o koltuğu elinin tersi ile itmiş ve grup toplantısında “Abdullah Gül Kardeşim” diyerek adayı açıklamıştı.

 

367 dayatması, halk tabanında karşılık bulamadı, hükümet tarafından da şiddetli bir karşı duruş gösterilen 27 Nisan muhtırası ile cumhurbaşkanlığı engellenen Abdullah Gül, 2007 Ağustos ayında yapılan oylama ile meclisten Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıktı. Akabinde de yapılan halk oylaması ile cumhurbaşkanını artık meclis değil Cumhur seçecekti.

 

Abdullah Gül’ün mecliste seçilmesi üzerine O dönemde yazdığım bir yazıda “TC’nin Son Cumhurbaşkanı Hayırlı Olsun. Çünkü bundan sonrası Başkanlık sistemi” demiştim. Gün geldi ve Recep Tayyib Erdoğan 2014 yılında halk tarafından % 51.79 ile birinci turda Cumhurbaşkanı seçildiğinde “Başkanlık” yapacağının ipuçlarını “alışılmışın dışında bir cumhurbaşkanı olacağım” diyerek vermişti. Aslında o gün fiili olarak Başkanlık sistemi başladı. Bunun resmileşmesi gerekiyordu ama halk henüz buna hazır değildi. Yapılan kamuoyu araştırmaları sistem olarak başkanlığa en fazla %38 destek veriyordu. İşte böylesi bir dönemde MHP lideri Devlet Bahçeli bir adım atarak bunun resmileşmesi gerektiğini, Ak partinin Meclise teklifini getirmesini istedi. Ülkede yönetim sisteminin değişimi olarak sunulan teklifin ilk maddesi oylanıp kabul edildikten sonra aile efradıma “Rejim Değişiyor, Kemalizim bitiyor” dedim.

 

Bu süreç içerisinde halk da bu sisteme alıştırılmaya başlanarak, kabul edilen maddeler halka anlatılıyordu. Artık halkın gündeminde “Başkanlık”, resmiyette ise “Partili Cumhurbaşkanlığı” için propaganda yapılır oldu. Teklif MHP desteği ile meclisten geçti ama halkın onayından geçebilecek miydi? Evet ve Hayırcılar olarak ikiye ayrılmış olan siyasileri halk takip ediyordu. Görüntü olumlu değildi. Kemal Kılıçtaroğlu’nun yalanlar üzerine oluşturduğu söylemleri, seçmen üzerinde karşılık buluyordu. Söyledikleri içerisinde tek doğru olan “rejim değişiyor” idi. Binali Yıldırım ise cevap yetiştirmekte ve halkı iknada yetersiz kaldığı gibi seçmen kitlesi sadece Türk kökenli vatandaşlardan oluşuyormuş gibi Bozkurt işareti yapıyordu. Tayyib Erdoğan’ın meydanlara çıkması ile Sayın Yıldırım’ın olmayan etkinliği son buldu.

 

Referandum sonucu ile ilgili araştırma şirketi A&G’nin %60’lık beyanı halkta da bu beklentiyi oluşturdu ama sonuç, %51.40 olunca evet cephesinde hüzün, hayırcı ekipte ise hırçınlık baş gösterdi.

 

Gerçekten böyle bir sonucun alınmasında kimler rol oynadı?

 

Hangi söylem etkili oldu?

 

İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bazı illerdeki düşüşün nedeni neydi?

 

Bunların cevapları olmalı idi. Bu kritiği partiler yapacak ama biz de buna cevap bulmalıydık. Batılı ülkelerin hayır taraftarlığı %2’lik taban oluşturmuşken bu sonucun çıkmasının nedenleri nelerdi acaba?

 

Öncelikle “Evet” cephesinden bakalım:

 

 

  1. Milletvekilleri kendi seçimleri kadar çalışmadı. Çalışanlar hükümetin bakanları idi,

 

  1. Parti Teşkilatları çok pasif kaldılar. Vatandaş ile karşı karşıya gelmemeye özen gösterdiler. Halkın içerisinde değillerdi,

 

 

  1. Başbakanın sürekli Türklük söylemi ve bozkurt işareti yapması,

 

  1. Meydanlarda 18 maddeyi anlatmak yerine ağırlığı Ak Parti hükümetlerinin icraatlarını anlatmaları,

 

 

  1. Hain darbe girişimi sonrası; ihbarla, haksız ithamlarla Bylock görüşmesi yapmadığı halde cep operatörlerinden kaynaklı hatalar sonrası açığa alınmış veya işini kaybetmiş insanların tepkisi,

 

  1. Odacısından, kapıcısından, çaycısından, şube müdürü, müdür, müfettiş ve birkaç daire başkanı dışında bu açığa almalar ve görevden uzaklaştırmaların olmayışı yani üst kademede bulunan fetö’cülüğü malum insanlara ve siyasilere (belediye başkanlarına) dokunulmaması,

 

 

  1. Belediye başkanlarının mahalli idareler seçimindeki gibi çalışmamaları, referanduma asılmamaları, hatta bazı iddialara göre ters çalışma yapmaları. Tek geliri maaşı olan taşören olarak  çalışan belediye personeline gerekli desteğin sağlanamaması.

 

  1. Referanduma birkaç gün kala (eyalet sistemini savunan biriyim ama) Başdanışman Şükrü Karatepe’nin eyalet sistemini gündeme getirip tartışmaya açması, son olarak da;

 

 

  1. “Kardeşim” cumhurbaşkanının, “Kıymetli” başbakanın, “Özgül ağırlığı fazla” ağabeyin ve kendisini vazgeçilmez gören kibre saplanmış parti yöneticilerin varlığı.

 

  1.  Evetçi MHP içerisinde son 2-3 senedir oluşan ciddi anlamdaki parti içi siyasi kriz ve çekişmeler.

 

“Hayırcı” cephenin etkisi neydi? İşte o iddialar:

 

 

1-   Tek adamlık iddiası,

 

2-   Yargının yandaş hale gelme iddiası,

 

3-   Suriyelilerin hiçbir bedel ödemeden menfaatlendiği, Türk askerinin Suriye’de   

       savaşmasına rağmen Suriye’li gençlerin gidip savaşmaması ve onlara vatandaşlık 

       verilecek olma iddiası

 

4-   Yaşı 18 olan bir gencin milletvekili seçilip askerlikten muaf olması ve ömür boyu 

       yüksek maaş alma iddiası,

 

5-   Milletvekili sayısının artırılması. ( şahsen ben artırılması yerine bu seçim sistemi 

      devam edecek ise düşürülerek en fazla 350 olması taraftarıyım.)

 

6-   Cumhurbaşkanının yerine geçici de olsa yardımcılarından birinin hatta seçilmemiş  

       birisinin Cumhurbaşkanlığına vekalet etmesi ve yardımcıların kaç kişiden 

       Oluşacağının belli olmaması,

 

7-   Kanun Hükmünde Kararname ile var olan hakların yok edileceği iddiası.  

       (Referandumun kabul görmesiyle memur maaşlardan kesinti yapılacağı   

       dillendirilmekte),

 

8-   TBMM’nin görev ve yetkilerinin yok edildiği, işlevsiz kılınacağı iddiası,

 

9-   Cumhurbaşkanı’nın her canı istediğinde meclisi feshedeceği iddiası,

 

             10- Canı sıkılınca Cumhurbaşkanının OHAL ilan edeceği iddiası ve daha niceleri.

 

              11- Muhalefet, özellikle de Kılıçtaroğlu yalanlarla bu iddiaların altını dolduruyordu.

 

Akıl veren Üst’ler ona şunu da telkin etmişlerdi: Miting yapmayacak, kısmi katılımlı salon toplantıları yapacaksın. K. Kılıçdaroğlu’nun uyguladığı siyaset, evet diyenlerin hoşuna gidiyordu ama bu tarz yaklaşım halk üzerinde etkili oluydu. Birçok yalanı sıralarken, muhatabının gözlerinin içene bakarak anlatıyor, onlarla ilişki kurabiliyor ve genelde de inandırıyordu.

 

Sonuçta %1.40 farkla da olsa değişiklik halk tarafından kabul görmüş, Mehmet Sağlam kardeşimin deyimiyle MHP Meclisten, Kürt halkı da sandıktan çıkarmıştı.

 

 

Artık Selahaddin Eş’in anlatımıyla Kemalist Rejimin rayları sökülüp şehit ailelerinin evlerinde ve her vesile ile Kur’an okuyan bir Cumhurbaşkanının öncülüğünde yeniden raylar döşeniyor olacaktı. Eminim 28 Şubat’ı planlayan üst akıl ve piyonu omuzu kalabalıklar Erbakan Hocamın şahsında ümmete yaşattıklarından dolayı ne kadar pişman iseler; 15 Temmuz hainliğini yaptıranlar da başarısızlık nedeni ile o kadar pişmandırlar. Hırçınlıkları ve hakaretleri bundandır.

 

Son olarak Pay-ı Taht dan Başkent Ankara’ya  gelecek olan “Başkan” önce Menderes, Özal ve Erbakan Hocamın kabrini ziyaret ederek içerideki işbirlikçilere mesaj verdiği gibi; Eyyub Sultan Hazretlerini, Yavuz Sultan Selimi ve Fatih Sultan Mehmed’in kabirlerini ziyaret ederek de, kendi tabiri ile “Haçlılar Güruhuna” mesaj vermiş oldu. İnşallah en kısa zamanda, vakti gelince yine Pay-ı Taht da medfun olan 2. Abdulhamid’in kabrini de ziyaret ederek dosta ve düşmana gerekli mesajı verecektir. Elbette en çok görev şimdi meclisten çıkacak uyum yasaları ki bunlar asla Referandumun ruhuna halel getirmeyecek şekilde olsun. Ve yine elbette yapılacak ilk seçim de çok önemli. İşte o gün rejimin değiştiği gün olacaktır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye