Ramazan programlarını “İslam Kültür Şenliği” tadında yapmak

12.06.2018
Osman KAYAER

Belediyeler, Ramazan programları yaparken İslam prensiplerini ve maslahatıni azami derecede dikkate almalıdırlar. Çünkü onlar, bu programları Müslümanlar için yapıyorlar. Lakin bunun için öncelikle bir “Müslüman aklına” ihtiyaç vardır. Bu memlekette yaşayan insanların kalplerinin Müslümanlığı ile ilgili söylenecek pek fazla bir şey yok. Lakin biz, 250 - 300 yıllık batılılaşma serüveni münasebetiyle “Müslüman aklını” yitirmiş durumdayız. En azından kafamız karışmış bir haldeyiz. Abdulhamid Han bile “Ben Alaturka müziği severim, lakin Alafranga müzik dinlerim” demek suretiyle bizdeki kafa karışıklığını dile getirmiştir. Bahsettiğimiz kafa karışıklığı, başta hocalarımız olmak üzere bütün toplumu ifsat etmiş durumda. Elbette bu fakir de mevzubahis ettiğimiz kafa karışıklığından üzerine düşen payı almış durumdadır.

Belediyeler, 5393 sayılı kanun sayesinde sadece alt yapı ile uğraşmak zorunda olmaktan kurtarılmış, toplumun ve şehrin her türlü ihtiyacına cevap verecek konuma getirilmiştir. Bu sayede belediyeler, Ramazan ayı boyunca “Müslüman Şehri”nde olması gereken işleri kolaylıkla yapabilirler. Lakin bunun için önce “Müslüman İdareci Aklı”na ihtiyaç vardır.

Ramazan programı yapacak belediyeler öncelikle “bilmiyorsanız bir bilene sorun” prensibi gereği müftülük ile işbirliği içinde programlarını planlamalıdırlar. Onların İslam hakkındaki bilgilerinden faydalanmalılar. Ayrıca müftülükleri de programlara dahil ederek etkinliklerini güçlendirmiş olurlar. İmamların teşviki ile halkın programa katılım oranı yükselecek, böylece daha çok kişiye ulaşılmış olacaktır.

Sahne gösterilerinin yapılacağı mekan, mutlaka merkezi bir camii avlusu olmalıdır. Çünkü İslam kültür ve medeniyetinin merkez müessesesi camidir. Programların cami avlusunda yapılması halkın zihninde caminin önemli bir yer işgal etmesini sağlayacaktır. Bu durum özellikle çocuklar için böyledir. Onlar, büyüyüp hayatı omuzladıklarında, cami etrafında geçen bu çocukluk ramazanlarını hatırlayacakları için İslam’a daha sıkı sarılacak ve kendilerini camide bulacaklardır.

Ramazan programları mutlaka teravih namazından sonra başlatılmalıdır. Çünkü insanların namazlarına mani olmamak gerek. Caminin hemen yanına kurulan ramazan etkinlik alanından Müslümanların namazlarına engel olmak istermişçesine onlar namazdayken gümbür gümbür müzik çalınmamalı yada oyunlar oynanmamalıdır. Tam tersi ramazan etkinlikleri nedeniyle teravih cemaatinin çoğalmasına destek olunmalıdır. Bir önceki yazının sonunda yazmıştım biz ramazan etkinliklerini Hicret Camii Avlusu’nda yapardık ve teravih cemaati ramazan sonuna doğru azalmak şöyle dursun daha da artardı.

Benim eğitim kültürden sorumlu olduğum dönemde cami avlusunda yaptığımız programlar Kadir Gecesi sona ererdi. Yani şimdiki dil ile söyleyecek olursak final, Kadir Gecesi olurdu. Elbette o gecenin programını tamamen müftülüğe bırakırdık ve istisnai olarak o gece program iftar ile başlardı. Üstelik herkes, kendi evinden getirdiği yemekleri, imece usulü, “yer sofrası”na koyar ve belki de hiç tanımadığı insanlar ile birlikte iftar eder, tanışıp sohbet etme imkanı bulurdu. Bir cami düşünün, avlusunda binlerce insan yer sofrasında iftar ediyor ve neredeyse sahura kadar bütün ilgisi Allah’a, peygambere ve dine teksif olmuş vaziyette ramazanın feyzinden teneffüs ediyor.

Sahne gösterilerinde insanlara doğruyu, iyiyi, güzeli, medeni olanı tavsiye eden bir dil kullanılmalı, vur patlasın, çal oynasın yöntemi tercih edilmemelidir. Özellikle tasavvuf musikisi tercih edilmelidir. Sahnelenen oyunlar İslami geleneklerimizi canlandırmaya yönelik olmalıdır.

Gösterilerin olmadığı zamanlarda çocukların eğlenmesi için oyun alanları ve oyuncaklar bulundurulmalıdır. Özel görevliler ile çocuklara oyunlar oynatılmalı ve enerjilerini sarf etmeleri sağlanmalıdır. Ama asla şans oyunlarına izin verilmemelidir. Lunapark adı altında kötülüğe kapı aralanmamalıdır. Yani ramazan programlarının yapıldığı alanların bir çeşit para tuzağına dönüşmesine fırsat verilmemelidir.

Ramazan etkinlikleri alanlarında şehirde yaşayan sanatçılara da stantlar verilmelidir. Özellikle geleneksel sanatlarımız diye isimlendirilen, hat, tezhip, minyatür ve ebru gibi sanatların ustalarına destek olunmalı, İslam sanatının gelişmesi için bu alanlar bir vesile olarak kullanılmalıdır. Ramazan boyunca bu alanlarda sergiler açılmalı ve kitap fuarları kurulmalıdır.

Belediyeler komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi için iftar programları düzenlemeli. Bir şehrin canlılığı ve diriliği o şehirdeki sosyal hayat ile yakından ilişkilidir. Ayrıca kötülüklerin azalması için sosyal münasebetler en önemli panzehirdir. Birileri iftar sofralarının sadece fakirler için kurulması gerektiğini iddia ededursun gerçek başka türlüdür. İslam, herkes içindir ve onun temel dertlerinden biri de tüm toplum kesimlerini birbirleri ile münasebet içinde olmalarını sağlamaktır. Bu sosyal barış için elzemdir.

Belediyeler, fakir insanların ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla gıda yardımı, giyecek yardımı gibi yardımlarını özellikle bu ayda gerçekleştirmeliler. Böylece sosyal barışa büyük katkıda bulunmuş olurlar. Bu tür faaliyetler, başta hırsızlık, gasp ve fuhuş suçunun azalması için çok faydalıdır. Elbette bu tür yardımlar, sadece belediye bütçelerinden yapılmamalı ekonomik durumu iyi olan insanların gönüllü katkıları sağlanmalıdır. Yani belediyeler zenginlerin yardımlarını fakirlere ulaştırmada güvenilir bir köprü olarak işlev görmelidir.

Özetle söyleyecek olursak, ramazan programları, bir çeşit “İslam Kültür Şenliği”ne dönüştürülmelidir. Elbette bu şenliğin temel öğeleri arasında Teravih kılmak ve Kur’an okumak da vardır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları