Ramazan Beni Ne Yapsın?

05.05.2019
Ayten DURMUŞ

Ramazan Beni Ne Yapsın? / Ayten DURMUŞ

Eşyaların insanlardan değerli olduğu evlerde yaşamanın verdiği sıkıntı ve yorgunlukla iç dünyasını yıpratıp yaşlandırırken dış dünyasını süsleyen zincirinden hoşnut kölelerin hiçbir zaman, gerçekçi ve anlamlı bir özgürlük savaşı olamamıştır. Böyle olan kişi, farkına varmadan bir hedef sapması yaşıyor; vicdanına ve Yaratıcısına karşı ‘özgürlük ve bağımsızlık savaşı’ verip kazanabileceğini sanarak kendisini insanlıktan çıkarıyor, hayvanlıktan çıkarıyor, hayvanlardan daha aşağı bir seviyeye yani ‘in hum illâ kel-en’âmi, bel hum edallu sebîlâ/ onlar ancak hayvanlar gibidir hatta yoldan sapma konusunda daha beterdirler.’ (25/Furkan:44) şeklinde tanımlanan yere doğru düşürüyor.

İnsanın bu çabası, tıpkı bir ceninin annesine karşı ‘özgürlük ve bağımsızlık savaşı’ vermesi kadar çocukça ve gülünç bir durum. Fakat bunu, aklı eren(?) yetişkinler(!) yapınca, ortaya bir insan azmanı çıkıyor. Bunlar, her yerde ve her zamanda yaşanan sorunların sebebi ve sürdürücüsü oluyorlar. Çünkü beşerin dünyadaki en temel hedefi, insana yakışır bir hayat yaşamak yani ‘HAZRETİ İNSAN’ olmaktır. İnsan olamayan beşer, ne olmuş olabilir ki?

Bu hedef gereği olarak 1440. yılımızda, dünyamızı bir kere daha şereflendiren Ramazan’dan ben, ‘İNSAN OLMAK’ konusundaki kararlılığımı -her şeye rağmen- kuvvetlendirerek bireysel dünyamı da şereflere gark etmesini istiyorum. ‘Şeref ve izzeti’ (4/Nisa:139) yanlış yerlerde aramamam gerçeğini, hayatımın en kuvvetli ve en kıymetli temeli kılmasını istiyorum.

Böyle yüce bir gayeyle bireysel dünyamı şereflendiren Ramazan’ın, bununla yetinmemesini, şefkatli bir anne ve bilge bir öğretmen gibi her durumda elimden tutmasını istiyorum. İnsanlarla ilişkilerimin bazılarında gönüller kırmış, bu esnada kendi dizlerimi de yaralamıştım. Gönül kıran ağzımı iyice yıkayıp gönül kıran hallerimi ıslah edip yaralanan dizlerimi sarmasını bekliyorum.

Bazıları da benim gönlüme, -gönlüm bir paspasmış gibi- bastı, ezdi, geçti. Gönlümü toparlayıp almasını;

‘Vasıl olmaz Hakk’a kimse cümleden dûr olmadan

Kenz açılmaz şol gönülden tâ ki pürnûr olmadan

Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecelli ede Hak

Pâdişah konmaz saraya hâne ma’mur olmadan.’ (Şemseddin Sivasî)

beyitlerinin tecellisini gönlüme yaşatmasını istiyorum. Gönlümün çatlaklarını kendi kutlu merhemiyle sıvamasını, yaralarını merhametiyle okşamasını ve sevgi duygularımın tümünü sağaltmasını bekliyorum.

Kalbimin kırıklarını bağlamasını, aklımın ellerinden tutmasını, nefsimin terbiyesini kendi ellerimle bana yaptırmasını da bekliyorum. ‘Ben’, dediğim şeyin mekânı olan her bir organımın ve tüm organlarımın komutanı olan bütün duygu, düşünce ve kararlarımın makamlarını, günden güne iyileştirdiğim bir sürece beni girdirmesini istiyorum.

Çok yoruldum çok. Cehaletini bilmeyen çok bilmişlerden, kıskançlıktan çatladığı halde ‘Kardeşiz!’ diyenlerden, ellerinden dev aynasını düşürmeyenlerden, hiçbir iş yapmayıp her iş hakkında konuşanlardan, sürekli kendisini aklayıp paklayıp bulunmaz Bursa kumaşı olduğunu sananlardan… Tüm bunların arasında ezilen duygularımı toparlayıp bir aylık karantinasında sağlığına kavuşturmasını bekliyorum.

Görünür olmaya çabalayıp da insan olamayanlarla cirminden büyük laflarla binlerce peynir gemisini yürütenlerin ortasından, beni çekip almasını ve kendi sahil-i selametinde Hz. Yunus misali ‘La ilahe illa ente subhaneke, inni kuntu minezzalimin. / Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü noksanlıktan uzaksın. Şüphesiz ben kendine yazık edenlerden oldum” (21/Enbiya:87) diye inleyerek gözyaşlarıma karışmış pişmanlıklarımın üzerini ‘rahmet yapraklarıyla’ (37/Saffat:146) örtmesini bekliyorum.

Vicdanım sanki uzun zamandır öksüz, yetim, kimsesiz bir çocuk gibiydi. Vicdanımın yırtıklarına dikiş atmasını, onu büyütmesini, sesini yükseltmesini, o sesi de kalbime ve gönlüme hâkim kılmasını istiyorum.

İnsan nisyan ile maluldür. Hiç unutmamam gerektiği halde unuttuklarımı bir bir hatırlatarak hayatımı yeniden düzenlemesini bekliyorum. Yemeklere doyunca, suya kanınca, hava soğuksa giyinince unuttuğum yoksulları, garipleri, yetimleri unutmayacak bir bilince ulaşmamı sağlamasını bekliyorum.

Bu Ramazan, kendime de acımak, kendime de merhamet etmek istiyorum. Ben kendimi seviyorum hem de ‘ateşten elbiseler’ (22/Hac:19) içinde ebediyyen yanmaya bırakamayacak, ‘kaynar sular’(22/Hac:19) içine terk edemeyecek kadar... Bu sebeple bakıyorum kendime ve tüm manevi hassalarıma yönelerek soruyorum:

Ben, nelerin açlığını çekiyorum?

Ben, nelerin susuzluğunu çekiyorum?

Ben, hangi örtüsüzlüğün soğukluğunda donuyor, sıcaklığında yanıyorum?

Bu Ramazanın varlığıma üflenen ruhun elinden tutarak zaman ve mekân bağlarından azade iklimlerde, ne kadar sevdiğim varsa hanelerinde olmayı ve ne kadar sevdiğim varsa haneme gelmelerini sağlamasını istiyorum. Bir iftarı mesela, hanemde O varmış gibi, bir iftarı da ben O’nun kutlu hanesinde misafirmişim gibi etmek istiyorum. Şimdi bekliyorum ki Ramazan, benim tüm randevularımı iptal edip bu kutlu buluşmalar için beni, hanemi, soframı hazırlasın.

Ben, bu Ramazanda bir kere daha gönlümü Peygamberime, bir kere daha yönümü Yaratıcıma çevirip bir ay boyunca ‘VAKFE’ benzeri bir duruşu yaşamak ve sonra bu duruşun tüm hayatımı teslim olmasını sağlamak istiyorum.

Evet, bekliyorum bu Ramazan benim geri kalan on bir ayımı kendi mayasıyla mayalayan yeni bir dönüşüm ve yeni bir dirilişe sebep olsun. İşte böylece yaşadığım her Ramazan, her yılımın mayası olsun; tıpkı bir kaşık yoğurdun bir kazan sütün mayası olduğu gibi.

Ve böyle bir ömürden sonra, herkesin birbirini, ‘annenin evladını unutacağı’ (22/Hac:2), herkesin bir tek günün dehşetine karşılık tüm sevdiklerini fidye vermek isteyeceği (70/Mearic:11-15), insanların en yakınlarından kaçarak uzaklaştıkları (80/Abese:34-42) bir günde, ben ‘amel defteri sağ eline verilen’lerden (17/İsra:71) olarak ‘Alın, kitabımı okuyun. / Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum.’ (69/Hakka:19,20) diyerek ebedî BAYRAMı yaşamak istiyorum. Bu, hayali ömür değen iftar sofralarının gerçeğine orada ulaşmak istiyorum. Hatta belki bu bile az geliyor da deniliyor ki: ‘O gün yüzler vardır ki parıldayacak, Rablerine bakacaklar.’ (75/Kıyamet Suresi, 22,23).

İşte gerçek BAYRAM…

Ramazanımız mübarek, bayramımız şimdiden mübarek olsun.

Hoş geldin ey ayların en güzeli, en özeli!

 

Ayten DURMUŞ

www.aytendurmus.com

Yorum Ekle
Yorumlar
Mumtehine inanır

11.05.2019

Tüm bu güzel temennilerin gerçekleşmesi umuduyla. ...allah razı olsun Ayten hanım. Rabbim bu aydan ve diger aylardan bizlerı nasiptar etsin. ..nasiplenmek için çalışanlardan eylesin...
Ayşe

06.05.2019

İnşaallah ramazan bizimde elimizden tutsun, bizi de diriltsin hocam.. ama önce bizim Ramazan'a elimizi uzatmamiz gerekiyor.. kaleminize kuvvet olsun mürekkebi hiç tükenmesin..
Mehmet Yavuz AY

05.05.2019

Sıradan günler gibi geçmesin, tutsun bizi Ramazan. Aşınmış insanlığımız, içyaralarımız, günahlarımız, yalnızlığımız için merhem olsun, örtü olsun. Diriliş çiçekleri sunsun. Kalbimizin misafiri olsun her daim.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye